Monthly Archives

Ağustos 2011

e-günlük

Koskoca Evren İstanbul’a Sığar mı?

Yemekten sonra kahvesini balkonda içeceğini söyledi. Ardına koyuldum. Sessizlik anneannemle güzeldi. Mırıldandığı duaları duymak insana huzur veriyordu. Anneannem varken bizim ev güvendeydi benim için; fırtına da çıksa, deprem de olsa onun duaları korurdu sanki hep bizi. Onunla sessizlik bambaşka güzeldi. Tıpkı konuşmanın da güzel olduğu gibi.

“Ne güzel değil mi anneanne?” dedim tam karşıma bakarak. Oysa ki her yeri çok net görebiliyordum. Gökyüzünü, toprağı, sağdaki Fatma ablanın evini, sol tarafımdaki boş arazide olan yeşillikleri…

“Yaratan yaratmış, tabi güzel olacak.” dedi anneannem tebessümle. “Bence çok daha güzel. Anlatılamayacak bir gerçekçiliği var.” diye üsteledim. Anneannemin yüzündeki tebessümde aşırı bir artış oldu. “Ah evlâdım, öyle tabi. Şu cihanda her şeyin bir gerçekçiliği var.” Demekle yetindi gülerken. Gülümsemesine bir anlam veremedim. Yaramaz bir çocuğun yaptığını gizlemesi gibiydi.

“Anneanne, acaba Evren…”

Ve sanki bu ânı bekliyormuş gibi; “Kocamaaaaann Evren, hiç İstanbul’a sığar mı?” dedi kahkaha ile.

Evren’in notu: Her şey aslında bu blogla başladı. Sonra “Keşke İstanbul, İzmir olsa” temennim facebook’ta iletiye dönüştü. Yukarıdaki yazıyı bana, bu Ramazan’ın son sahuru yaklaşırken yüreğini ve fotoğraflarını sevdiğim genç hanımefendi Sümeyra gönderdi. Evren, bu blogu takip edenleri sevdiği gibi Sümeyra’yı da anneannesini de çok sevdi ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

Aradım ALO 171’i Yaktım Bir Cigara

Benim “Gocaman” bir sınıf arkadaşım var, adı Cihan. Adı adımla eş anlamlı sayılır diye, bir de yerel ağzıyla konuşur diye çok severim onu ;) Bir sigara yakmış, beni arayası gelmiş; üstelik vırak vırak kurbağa sesleri geliyor. Sen hâlâ sigara mı içiyorsun? dedim; yav ALO 171 var ya Sigarayı Bırakma hattı, onu aradım; Sizi şuraya yönlendiriyoruz, sizi buraya bağlıyoruz, sizi biraz bekletiyoruz falan filan derken sıkıntıdan bir sigara yaktım; ne sigara bıraktırma hattıymış la dedi ;) Türkiye’de hangi resmi danışma hattı düzgün çalışıyor ki bu çalışsın diye de çok beylik bir laf ederdim ki vazgeçtim demedim. Bugün beni en çok Cihan güldürdü; onun öncesinde de birlikte teravih namazına gittiğimiz Hüss ;)

Bu arada çok acayip can sıkıcı bir şeyler sezinliyorum etrafımda. Hayırdır inşallah, herkeste bir haller?

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

Uzayda Evren Var

İlkokul sıralarında astronot olma isteğim adımın Evren olmasından mı kaynaklanıyordu hatırlamıyorum ama o isteğin zamanla kaybolması Türkiye’de bir Uzay Kampı’nın henüz açılmamış olması olabilir. Gerçi 80’li yıllarda bu ülkede bir Uzay Kampı olsaydı bile Türk eğitim sistemimizde beni oraya götürecek ve bu hayalimde bana yepyeni ufuklar açacak bir öğretmenim -muhtemelen- olmayacaktı. 2000 yılında açılan Uzay Kampı Türkiye‘yi ziyaret etmeme vesileyse Kahraman Maraş’taki 12 öğrencisini Uzay Kampı’na getirmekle yetinmeyip beni de burnumun dibindeki Uzay Kampı ile buluşturmak için çaba sarfeden -yukarıdaki fotoğrafta yer alan- sevgili İrem öğretmendir ;)

Ay’a ayak basan ilk insan olma fırsatını kaçırdığımı, hatta Ay’a giden ilk Türk olma şansını bile yakalamamın zor olduğunu biliyorum ancak kim bilir belki de Ay’a çıkan ilk Blog Yazarı olurum. Onu da olamasam bile -oradakilere sormadım ama- Uzay Kampı Türkiye’ye adım atan ilk blog yazarı galiba bendim ;) Gerçi Uzay Kampı ziyaretimin resmiliği veya gayriresmiliği konusunda bir belirsizlik içerisindeydim. Fotoğraf çekerken -olmazsa olmazdır zaten- uyarılmış olmam ve ben de küçükken astronot olmak isterdim sözüme e buraya iş başvurusu yapabilirdiniz cevabı Uzayda bile anlaşamıyor, anlaşılamıyorum dedirtti bana ;) Astronot olmak için Uzay Kampı’na iş başvurusu yapmak gerçekten işe yarıyor mu acaba? Bu sorunun cevabını öğrenmeden oradan ayrılmış olmak zannediyorum mesleki kariyerimi olduğu gibi etkileyecek ;)

Ben böyle bir Türk’ün dünyada var olduğunu bilmiyordum; İsmail Akbay‘ın varlığından ve başarısından ilk kez haberdar olduğum için de çok mutlu oldum. Mudanya’daki Zeytinbağı köyünden NASA‘ya giden ilk Türk mühendis olan İsmail Akbay’ı öğrenim hayatım boyunca duymamış olduğum için ben mi utanmalıyım yoksa… (neyse ben utanmalıyım, ders kitaplarında yoktu madem bizzat kendim araştırabilirdim). İsmail Akbay’dan sonra Uzay Kampı’nda unutamayacağım iki isim daha vardı. Kamp’ta görevli olan Aydınlı ve Aydın Lisesi mezunu olduğunu duyunca ayrıca gururlandığım Mustafa ve Kampın önemli yerlerini dolaştırıp ayrıntılı bilgiler veren Nazillili Ayşe Mine.

Kamp programına katılmak belli bir ücreti gerektiriyor fakat ESBAŞ‘ın masraflarını karşılayarak uzay deneyimi yaşattığı öğrenci grupları da var; tıpkı İrem’in öğrencileri gibi. Uzay Kampı içerisinde tüm etkinlikler yapılandırmacılık eğitim sisteminin adeta tavan yapmış modeli. Ayşe Mine, öyle şeyler anlattı ki bu öğrenciler geldikleri okullara dönüklerinde öğretmenlerini beğenmeyecekler dedim; oyuncaklar bile NASA’dan geliyor ve attıkları her adım aslında birer yaratıcı drama ruhu taşıyor. İzmir’de Uzay Var; gidin yaşayın! Benden söylemesi ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

Bazen Az Şeyle Çok Şey Gerekir

Ne bazen ne çoğu zaman… Sağlam bir dost, bir kardeş ömür boyu her zaman gerekir.

Bazen hiç hesapta yokken kilometrelerce yol almak gerekir.

Kimi zaman çok sevdiğin bir yere yeniden uğramak ve orada hiç tanımadığım küçük bir dostla tanışmak gerekir. Bazen Koçarlı‘nın dağlarındaki Çulhalar Köyü‘nde dinlenmek ve Sabri‘nin küçücük dünyasında onun tertemiz yüzüyle fotoğraf çekilmek gerekir.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

Ve Şehitlerimiz Facebook’ta Defnedildi!


Mehmetçik kutsal vatan toprakları uğruna şehit oluyor! Birileri Facebook’ta Çukurca’daki 8 Şehitimiz İçin 8 Saatte 1.000.000 Kişi Oluyoruz KATIL! başlıklarıyla sayfa açıyor.


Mehmetçik yine kutsal topraklar uğruna şehit oluyor! Birileri yine Facebook’ta 12 Şehitimiz İçin 12 Saatte 1.000.000 Kişi PAYLAŞ diye ağıtlar yakıyor.


Mehmetçik, vatanı için tekrar canını siper ediyor! Birileri tekrar Facebook’ta Çukurca’daki 8 Şehitimiz İçin 8 Saatte 900.000 Kişi OLuyoruz KATIL! diyerek vatandaşlık görevini yerine getiriyor.

Ve anaların yüreği yanarken, dul kalan eşler sinir krizleri geçirirken facebook Türkleri;

YETER ARTIK ŞEHİT VERDİĞİMİZ YETER ARTIK.!!!

NERDESİN TÜRK.!

TEPKİMİZİ DİLE GETİRİYORUZ.! SESSİZ KALMA.!

8 ŞEHİTİMİZ İÇİN LÜTFEN.!

>> KONUK DAVET ET <<

>> KONUK DAVET ET <<

>> KONUK DAVET ET <<

ÇIĞ GİBİ BÜYÜYORUZ.! PAYLAŞ LÜTFEN.!

sözleriyle ateşin düştüğü yüreklerin acısına merhem olmaya çalışıyor. Gencecik insanları yitirmişiz, ne diye Çığ Gibi Büyüyoruz? Ocaklara ateş düşmüş ne diye “Konuk Davet Ediyoruz?

Sosyal medya üzerinden yeni birkurtuluşu ümit eden, yeni bir istiklal savaşının hayali planlarını yazan ey facebook Türkü; bir Fatiha okumak 100 Beğeni butonundan daha hayırlıdır. Ve oturduğu yerden şehit sayfalarının katılımcı sayısını anlamsız şekilde arttırmaya çalışan sen ey facebook Türkü! Vatan elden gidince düşman seni facebook duvarında bile yaşatmayacak! Yaşasaydı Mehmet Akif, zannediyor musun ki tırnaklarıyla duvara kazıdığı İstiklal Marşı’nın bir yenisini senin Facebook duvarına yazardı?

Facebook, sınırları yeniden belirlenme aşamasındaki Türkleri bilgisayar başında oyalamak için Amerika’nın bilerek icat ettiği bir sanal dünya mı diye düşünmeden edemiyorum? Allah’tan şehitlerimize rahmet, ailelerine sabır ve facebook Türklerine akıl fikir diliyorum.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

e-vren Öğrencileriyle Dalama’da İftar

Dün, Dalama Lisesi öğrencilerimle Dalama’da iftarı yemeği yedik. Öğrencilerimden Halil‘in çalıştığı pidecideydik. ikram ve ev sahipiliği harikaydı. Daha harika olansa çok özlediğim öğrencilerimle birlikte geçirdiğim vakit ve yemeğin sonunda servis edilen üzerinde meşhur Dalama dondurmasının yer aldığı tahinli pidelerdi ;)

İftar sofrasında yer alamayıp da yemek sonrası aramıza katılan öğrencilerimle de beraber saat 22’ye kadar vakit geçirdik. Çoğuyla neredeyse 1 yıldan fazla zamandır görüşemiyorduk. Dalama’dan son ayrılışım üzerinden de epey zaman geçmişti. Pek çok öğrencim fiziksel anlamda değişmiş, zayıflamış, boyları uzamış, daha bir yakışıklı ve güzel olmuşlar ;) Kimisi liseye devam ediyor kimisi üniversite sıralarında oturuyor kimisi de üniversite tercihi yapıyor ama baktım ki hepsi hâlâ birer e-vren öğrencisi ;) Onlar, beni her seferinde Dalama’ya sürükleyen, öğretmenlik ruhumu hep canlı tutan ve Aydın’ın bu küçük kasabasıyla bağımı bir türlü koparttırmayan yüreği zengin gençleri. Onlar benim gençlerim!

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik