e-vreniyyat

Kemalettin Tuğcu Olmanın Garip Hüznü

Çocukların Kemalettin Tuğcusu olma, Türk Edebiyatı’nın en çok okunan çocuk hikayecileri arasında yer alma yolunda o, sakat doğdu, sakat yaşadı ve insanlardan hep kaçtı. Ağladıkça annesi ona defterler aldı; her defterde bir roman yazdı; yalnızlığına gömülerek çizdi ve sonra hepsini evinin bahçesindeki boş havuzda yaktı.

O da Türk Edebiyatı’nın birçok ünlü ismi gibi bugünkü şöhretine kavuşana kadar acılarla, zorluklarla geçen bir ömür yaşadı. Kemalettin Tuğcu’nun derdi ünlü olmak veya para kazanmak değil, kendisiyle yalnız kalabilmek ve bir yazı makinesi gibi sürekli yazmak, yazmaktı.

Yaşamayı seviyorum. Herhalde yaşamadığım için seviyorum. diyordu. Hergün aynı saatte -8’de- kalkıyor, öğle yemeğini mutlaka 13’te yiyor, sonra mutlaka 1 saat uyuyor ve eve misafir geldiğinde onlarla karşılaşmamak için pencereden kaçıp gidiyordu.

Babasını hiç affedemeyen bir çocuk yazarı Kemalettin Tuğcu. İki ayak tabanı içe dönük bir şekilde doğduğunda çıkıkçı tarafından ayakları tahtalarla sımsıkı sarılır. Öyle çok acı çeker öyle çok ağlar ki, babası oğlunun feryatlarına dayanamayıp sargıları söker, tahtaları camdan aşağı atar. Sargıları açarsanız çocuğunuz sakat kalır. diyen çıkıkçı haklı çıkar, Kemalettin sakat kalır. O, yıllarca babasını sorumlu tutar sakat kalmasından, babasına karşı hep bir kırgınlığı vardır. Bunu yazdığı eserlere sürekli yansıtır.

Yazdıklarının edebiyat olmadığını, çünkü oyalanmak için yazdığını söyleyecek kadar alçak gönüllüdür Tuğcu. Ben edebiyatçı değilim, romancı değilim. Ben yazı yazma hastasıyım. diyebilen bir Kemalettin Tuğcu. Sakatlığı yüzünden okula gidememiş, okuma-yazmayı hatta Fransızcayı evinde kendi kendine öğrenmiş biriyken eserleri, çok okunmaya ve baskı üstüne baskı yapmaya başlar. Bunun üzerine başkalarının kitaplarını okumayı keser. Hatta 50 yılı aşkın bir süre sinema filmi bile seyretmeyi bırakır. Çünkü en büyük korkularından biri bir yazardan esinlenmek, bir başkasının eserinin benzerini ortaya koymaktır. O, kendi gizli dünyasının bozulmamasını, hayal aleminin hep kendine has kalmasını ister.

Ben evimden çıkıp 56 numaralı otobüse binmek için yürüyerek durağa kadar gidebiliyorum, çalışıyorum ve para kazanıyorum. Sakatlığım yaşamama, para kazanmama engel olmadığına göre…diyerek ömrü boyunca özürlülerin vergi indirimden yararlanmayı kabul etmeyen bir Kemalettin Tuğcu’dur o.

Kendini dışarıya kapattığı dünyasında fotoğrafa merak salar, ailesini akrabalarını fotoğraflamaya başlar. Ama ne var ki kendi fotoğrafını çektirmez.

31 Mart Olayı’nı; Balkan, 1. ve 2. Dünya Savaşlarını, Çanakkale Zaferi’ni yaşayan; Osmanlı’nın son dönemlerine ve Cumhuriyet’in doğuşuna şahitlik eden bir Kemalettin Tuğcu. Sadece çocuklar için yazarken kendi çocukluğundan hiç çıkmayan, çocukluğunda yaşadıklarını ve yaşayamadıklarını yazdığı hikayelerle yaşamaya-yaşatmaya çalışan ve işte bu yüzden çok sevilen, çok okunan bir Kemalettin Tuğcu.

Çocukluğunda onun bir hikayesini hiç okumamış, gençliğinde de henüz onun eserleriyle tanışmamış veya onun kitaplarıyla büyümüş olanlar için büyük bir hazine Nemika Tuğcu‘nun amcasının özyaşam öyküsünü kaleme aldığı Sırça Köşkün Kavalcısı adlı eseri. Okurken yukarıdaki notlar gibi daha nicelerini bir kenara not ettiğim bu kitaptan sonra Kemalettin Tuğcu’nun eserlerinin içinde kaybolmak istiyor insan.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

4 Yorumlar

  • Yanıtla Sudiye 28 Temmuz 2011 at 21:47

    Küçükken Kemalettin Tuğcu’nun eserlerini ağlamadan okuyamazdım.Hiçbir okula gitmediğini, hiçbir öğretmenden ders almadığını, insanlardan kaçtığını falan bilirdim,ama burada yazılanların çoğundan haberim yoktu. Ne kadar acı dolu, hüzünlü bir hayat olsa da Kemalettin Tuğcu işte bu yüzden Kemalettin Tuğcu.Ünlü edebiyatçıların çoğunda da benzer hayatlar yok mu, acıları zayıflıkları insanlığıyla zekasıyla yoğuran şahışlar.

  • Yanıtla Hanefi TÜRKER 10 Nisan 2011 at 22:03

    Kemalettin Tuğcu,çocukluğumda bana kitap okuma alışkanlığını ve sevgisini verdiği gibi,sanırım ben ve benim kuşağımdaki insanlara bir tür sosyal vicdan sahipliği kazandırmıştı.

    Bunun dışında İnternet aleminde bir rastlantı sonucu bulduğum sonsuz evrendeki bu günlük te bana çok enteresan geldi.Doğrusu takdire şayan emekleri ile bunu gerçekleştiren saygıdeğer kardeşimi kutluyorum.Başarılı,beyni ve yüreği dolu olan bir insan olarak bu evrende bildiklerinizi kendinize saklamayıp,paylaşmanız belki nice insanımıza bilemeyeceğimiz yararlar sunacak ve aynı zamanda sizi de adeta ölümsüzleştirecek.

    Sevgi ve saygılarımla,

    Hanefi TÜRKER

  • Yanıtla sultan karakuş 07 Nisan 2011 at 19:32

    Kemalettin Tuğcu adını görünce bir iki satır yazmadan edemedim,ilk ve orta okul yıllarım onun hikayelerini okumakla geçti,belki kitaplarında kendimi buluyordum,anlatımı sade,anlaşılır…Hayatın tam kendisi konuları hikayelerinin.O dönem de çok okumamızı istemezlerdi nedense.Oysa ben O’na çok şey borçluyum,hikaye yazmaya başlamamda etkisi oldukça fazladır:)
    Senin anlatımını da okuyunca tekrardan okumak istediğimi fark ettim,aslında biz koca çocuklara da diyecek sözü vardır mutlaka Kemalettin Tuğcu’nun:)

  • Yanıtla İlk Yorumcu 03 Nisan 2011 at 23:18

    Gerçek yazar sanki her eseriyle toprağa bir tohum atar. Belki onun büyüyüp koca bir ağaç olduğunu görür hayattayken, belki de görmez. Ama sevilmek kaygısıyla yazmaz, yazmayı sevdiği, aşık olduğu için yazar. Aşkla yapılan hiçbir şey karşılıksız kalmaz e-vrende :) Özgün olmak adına verdiği mücadele de büyük bir özveri, feragat sonucuymuş, bilmiyordum. Fotoğrafla da uğraşıyormuş, edebiyata bulanan başka sanatlara da kapılar açıyor galiba.

  • Bir Cevap Yazın