e-günlük

Ankara ve İstanbul Günlüğü

Aylar öncesinden planladığım üzere KPSS’ye girip hemen ertesi gün soluğu Ankara’da aldım. 28 Haziran Pazar akşamı adım attığım Başkent’te geçirdiğim 6 gece 5 gün son derece keyifliydi. Ankara’da bulunduğum süre boyunca yeğenim Mesut‘ta misafir oldum. İlk akşam, yemekten sonra Balgat’ta bakanlıkların önünde yürüyüş yaptık. KPSS’den çıkmış biri olarak gözüm sürekli birisini aramıştı ama 5 gün boyunca o muhterem şahıs bir kez olsun görüş alanıma girmedi :)

29 Haziran Pazartesi: Sabah Nur‘la buluştuk ve ilk başta bana uzun gelen bir yolculuktan sonra Radyovizyon‘a vardık:

Aydın’da dinlerken ses tonlarına ve mikrofondan yaydıkları enerjilerine hayran kaldığım Serkan ve Gülin‘le tanıştım. Haberleri sunarken Nur’u ilk kez canlı canlı seyrettim:

30 Haziran Salı: Sabah radyodayım yine. O esnada program sunan Melis‘le tanıştım. Mesut’la akşam üzeri amcaoğlu İbrahim abimin Eryaman’daki evine gittik . Yaklaşık 1 saat ayakta süren yolculuk sonrası sokakta oynayan yeğenim Hüseyin‘in “abi” diye koşup bana sarılmasıyla kendime geldim. Akşam İbrahim abimlerde kaldım ve tıpkı eski günlerdeki gibi gece yarısına kadar süren çay eşliğinde balkon sohbetlerimizi yineledik.

1 Temmuz Çarşamba: Sabah yine ayakta üstelik kavga eden yolcuların arasında mahsur kalarak Balgat’a geri döndüm. Cayır cayır yanan Aydın’dan sonra serin ve yağmurlu Ankara havası beni fena halde çarpmıştı. Bir eczaneye uğrayıp ilaçlar aldım. Mesut’la çalıştığı bakanlığa gidip, orayı gezdim:

Öğleden sonra radyoda Nur’la diksiyon çalışmaları yaptık :) Akşam Mesut’la Kızılay’a gidip orada bir yemek faciası yaşadık :)

2 Temmuz Perşembe: Sabah Nur’la buluşup Anıtkabir‘e doğru yola çıktık. Uzun bir yürüyüşten sonra bir an kafamı kaldırıp sol tarafa baktığımda  Anıtkabir tüm ihtişamıyla karşımda duruyordu.  Saatim 9.25’i gösteriyordu. Tüylerim diken diken oldu. Bir an evvel oraya gitmek istiyordum. Anıtkabir’e girip Atamın mozelesine yaklaştığımda saat 10.30’du. Çelenk koyma törenine denk geldiğimiz için dışarı çıkıp fotoğraflar çektik:

Müzeyi dolaştık; Atatürk’ün daha önce hiç görmediğim fotoğraflarını ve eşyalarını gördüm. Anıtkabir’e ikinci kez girdiğimizde yine çelenk koyma töreni vardı. Bu kez daha bir dikkatli inceledim her yeri. Tavandaki yaldız işlemeler, duvar boyu tavana uzanan süslemeler muhteşemdi. Saatler geçtikçe kalabalıklaşan Anıtkabir; taş bloklara inat maneviyatından taviz vermezken; kimi ziyaretçilerin turistik geziye gelmişçesine sergiledikleri tavırları sinir bozucuydu.

Anıtkabir dönüşü Nur’la stüdyoya girip birkaç yazımı seslendirdik. Önümüzdeki günlerde yavaş yavaş o kayıtları vblog şeklinde e-vren günlüğü’nde paylaşmaya başlayacağım.

3 Temmuz Cuma: Trafikteki ciddiyetsizliğiyle beni hayretler içerisinde bırakan Ankara’dan ayrılmadan önce son kez Radyovizyon’dayım. Nur’un 5 gün boyuncaki misafirperveliğinin hakkını nasıl öderim; Türkoloji’nin radyo sektörüne en güzel armağanı Gülin’in mikrofon başındaki akıl almaz enerjisini; Melis’in şirin hallerini ve içtenliğini; Anıl‘ın haber spikerliğine yaraşır mahcup, efendi tavrını ve Evren’in tanıdığı en sıra dışı DJ’yi Serkan’ı cümlelere nasıl sığdırırım bilemiyorum. Günlerce sessiz bir şekilde gözlemlerken aynı zamanda onlardan çok şey öğrendiğim radyo sektörünün harika gençleri enerjileriyle, profesyonellikleriyle ve sesleriyle uzun bir süre aklımdan da hayatımdan da çıkmayacaklar.

Akşam, Nur ile Mesut’u tanıştırdım. e-vren günlüğü’nün iki misafir kalemi aynı masada uzun uzun sohbet ettik; çay içtik. Nur’la da vedalaştıktan sonra Aydın’dan gelmekte olan abimi beklemeye koyulduk Mesut’la ilk akşam yemek yediğimiz yerde. Dünya’nın küçük olduğunu bir kere daha anladım az sonra yanımda beliren Gözde‘yi görünce :) Ankara günlerim hüzünle, şaşkınlıkla, sevinçle karışık tuhaf duygularla son buldu.

4 Temmuz Cumartesi: Sabah 7 otobüsüyle İstanbul’a doğru yola çıktım. Öğlen Ataşehir’de Kasım karşıladı beni. Ve baş döndüren 1,5 günlük İstanbul gezim başlamış oldu :)

Kasım’ın Sarıgazi’deki evine valizimi bıraktıktan sonra Kadıköy’de Ali‘yle buluşup yemek yedik. Moda’ya gidip çay içtik:

Yasin‘le de buluşup vapurla Eminönüne geçtik. Gülhane parkına gittik. Ben istanbul’da yeşil alan kalmadı sanırken Gülhane’nin doğal güzelliği karşısında adeta büyülendim.

Gülhane’den Topkapı sarayına doğru ilerlerken geçtiğimiz sokakta neredeyse bir saat fotoğraf için oyalanmışızdır:

Ayasofya’yı dışarıdan görmekle yetinirken nihayet Allah’ın en ihtişamlı evlerinden biri Sultanahmet’e girmek nasip olmuştu. Gülhane’den Sultanhamet’e kadar ki kısım İstanbul’da yaşadığım en güzel anlardı şüphesiz.

Beyazıt’ta Ali’den ayrılıp Yasin ve Kasım’la Taksim’e geçtik. Yasin’in Bambi Kafe’sinde karnımızı doyurup İstiklal caddesinin insan seline bıraktık kendimizi:

Yasin, İnsanların İstiklal’e niçin geldiğini görmek ister misin?dediğinde kendimizi birden ara sokaklarda bulduk. Sadece yürüyen insanlardan ibaret sandığım İstiklal’in iç sokakları İstanbul sadece yiyip içip eğlenen insanlardan ibaret havası veriyordu insana. Daracık sokaklarda neredeyse kucak kucağa oturmuş; kendi seslerini bile duyamadıkları gürültünün ve hemen diplerinden geçen insan selinin ortasında yemek yiyen, eğlenen insanlar güruhundan oluşan bir İstiklal gerçeği… Tünel’de çay içip, İstiklal turunu bitirdikten sonra Yasin’den ayrılıp 4. Levent’e doğru yola çıktık. Susuz geçecek korkunç bir İstanbul gecesi Kasım’la beni bekliyordu :)

5 Temmuz Pazar: Kasım’la Kireçburnu sahilinde Boğaz manzaralı kahvaltımızı yaparken İstanbul’un insanı çileden çıkaran bir gecesini geride bırakmıştık. Biraz sahil boyu yürüyüp uzun bir otobüs yolculuğu sonrası  Ortaköy’deyiz.

Blog aleminin Kayhanoviç‘i; e-vren günlüğü’nün Misafir Kalemleri’nden Kayhan Öztürk‘le buluşuyoruz Ortaköy’de. İnternet’ten çıkıp gelmiş gibi tıpkı Kayhan ve tam bir Karadenizli :) Takip ettiğim ve çok önemsediğim bir iki blog yazarından biriyle nihayet yüz yüze tanışmış olmak heyecan vericiydi. İstanbul’un beni perişan eden hengamesinde kendimi iğrenç hissetiğim bir şekilde Kayhan’la buluşmak biraz talihsiz bir durumdu gerçi :)

Kayhan, arabasıyla Beşiktaş’a kadar bizi bıraktıktan sonra İstanbul’a hasretlerini gidermek için geldiğim dördüncü asker arkadaşım Haluk‘la buluştuk. 319. kısa dönemlerin bebetosu Haluk’la gezdiğimiz yerleri artık not etmeye takatim kalmadı :)

Haluk, İstanbul’un kötü sürprizleriyle daralan ruh halime ve sessizliğime takılmasına rağmen harika bir gün geçirdik. Çok özlediğim arkadaşlarımdan ayrılırken, onları eskisinden daha çok özlemeye başladım. 2009’un İstanbulu’nda 2004 yılının aşkla yoğrulmuş halinden adeta eser kalmamıştı. Ankara’nın aslında kalabalık olmadığını ve İzmir’in tam anlamıyla yaşanacak ideal bir büyük şehir olduğunu 1,5 günde çok iyi gösterdi yedi tepeli şehir. Köprüdeki bakım çalışması sebebiyle otobüsümün 1 saat geç gelmesiyle İstanbul bana son şakasını yapmıştı :)

6 Temmuz Pazartesi: Sabah saat 10 gibi Aydın’dayım. Safiye Sultan; güzel bir kahvaltı hazırlamış, balkonda hasretle beni bekliyordu. Onca yorgunluğa rağmen yatıp uyuyamadım. Üstüne üstlük,  abimlerden Hüss’e bir kardeş geleceği müjdesini aldım :) Aklımın bir tarafı Ankara’daki günlerimde, yüreğimin bir kısmı İstanbul’da kalmıştı.

Bir hafta boyunca çektiğim 600’e yakın fotoğrafı bilgisayarıma yükleyip, düzeltirken hayat beni İzmir’e çağırdı. İçimdeki hüznü, yorgunluğumu Ege’nin mavisine atmalıydım. Ali de evde durma, at kendini dışarı diye yazınca  soluğu İzmir’in tarihi asansöründe aldım. Saatlerce Ege’nin incisini seyrettim; gemileri takip ettim. İzmir’in insana huzur veren akşam üzerini sahil boyu yürüyerek yaşadım. Konak Pier‘de yemek yiyip kordonla özdeşleşen dalgalı kaldırımlarında kalabalığın içinde akıp gittim. İstanbul’dan sonra İzmir daha bir sevimli, daha bir yaşanılır ve ne kadar da tenha gelmişti bana. Yıllar öncesinin adı aşkla yazılmış hayatını yeniden keşfederken, 28 yıl sonra İzmir’in hiç görmediğim sırlarını keşfettiğime hayret ettim.

Bu yazıyla ilgili 93 fotoğraf var:

Ankara-İstanbul 2009

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

10 Yorumlar

  • Yanıtla ayşe 28 Temmuz 2009 at 21:57

    Ankara’ya gelmen ve beni aramaman nedeniyle sana kırgınlığımı belirtmek isterim Evrencim. Yine de umarım keyifli günler geçirmişsindir güzel memleketimde.Fotoğraflar da öyle olduğunu söylüyor. Kendine iyi bak.

  • Yanıtla İbrahim Meriç 13 Temmuz 2009 at 15:26

    İstanbul ve Siz. Hoşgeldin Evren, Şehr-i İstanbul’a. Oturduğum semtte gelmişsin (kireçburnu)Emirgan korusu’nu beğenmişindir umarım..

    Tekrar Hoşgeldin ve hoş gittin inşAllah..

    Sağlıcakla kal emi..

  • Yanıtla Zafer Yasin SARGIN 09 Temmuz 2009 at 18:53

    evrenciğim uzun zamandandan sonra tekrar görüşmek çok güzeldi, kısa olsa da görüşmemiz yine iyi oldu. belki fazla ilgilenemedik iş temposunda kusura bakma, reklamın için de sağolasın :) en kısa zamanda tekrar görüşmek üzere…
    saygılarımla

  • Yanıtla barış devrim 09 Temmuz 2009 at 05:58

    “aaah istanbul aaah…
    aah izmir aah…
    ah Evren ah…”,

    dedim. :)

  • Yanıtla Narsu 08 Temmuz 2009 at 16:22

    Hoşgeldiniz.

    Aşk kapılardan baktırır;
    tebessümüyle söz yaktırır,
    hasret İstanbuldur,
    sözleri ankaraya saklanmış
    başlığı izmire adanmıştır…
    şehirler ve taşlar gözleri ile sözleri buluşturan mabedlerdir.

    Gezmeye renklenmeye devam,
    yüreğinize sağlık.

    Narsu

  • Yanıtla kalderavolkan 08 Temmuz 2009 at 11:12

    İstanbul ve Kadıköy
    Tam ayağımın dibi…
    Üzüldüm, kısmet…
    Ve Hüss’ün 2. versiyonu için de TEBRİKLER…

  • Yanıtla nur şentürk 07 Temmuz 2009 at 21:26

    bu arada emin buğra’ya da çok teşekkür ediyorum :)

  • Yanıtla nur şentürk 07 Temmuz 2009 at 21:25

    Son yıllarda geçirdiğim en güzel beş günü yaşadım sayende…
    Hayallerimizi gerçekleştirmenin mutluluğu ve huzuruyla doldum!…
    Senden ayrılırken özlem,mutluluk ve gözyaşını aynı anda yaşadım..
    Sonuç olarak iyi ki geldin ve dilerim en yakın zamanda yine gelirsin…
    Pıtırıma sevgiler :)

  • Yanıtla Emin Buğra Saral 07 Temmuz 2009 at 19:47

    Nur Şentürk’e facebook’ta sayfa açılmasını talep ediyorum, ‘become a fan’ butonuna basmak istiyorum, bu yazıdan sonra. Sorma neden niçin, her şey güzellikten demiş Teoman. Hoş da demiş, ama boş da demiş olabilir. Sonuç olarak, ben ki hiç sigara (vb dumanlı) şeyler kullanmayan biri olarak denemek amacıyla tek sigara içip bu hale gelebiliyorum. Sigaranın zararlarına canlı bir örnek olmak çok sevindirdi beni. Sonuç olarak, bu yorumu yazıyı okumadan sadece fotoğraflara bakarak yapıyorum. Yazıyı okuyunca yorum yapamayacağımı bilyorum, upuzun olmuş birazcık. İki tezatlık bir cümlede. Sonuç olarak 2, olabilirdim ben de İstanbul’da olsaydım bu fotoğraflarda. Kısmet değilmiş. Sonuç olarak 3, bir dahaki sefere tek benim misafirim olunca daha hoş olabilir.
    Sevgiler, saygılar, on bin yüz milyon baloncuklar…

  • Yanıtla Evren Murat 07 Temmuz 2009 at 18:43

    Sevgili meslektaşım,
    Gezdiğin,gördüğün yerleri bizlerle paylaşmıssın. Anlatım tarzınla bizlerde senin kadar gezmiş olduk. Bu arada sana darıldım sanıyorum İzmir’e gelmişsin, gelmekle kalmamışsın semtim olan Asansöre gelmişsin bir haber etmemişsin…
    Sevgiyle kal

  • Bir Cevap Yazın