Nisan « 2009 « …bir e-lektronik yaşam projesi

On üç yıl oldu…

On üç yılda neler yaşandı..

On üç yılda nelerden eksik kaldın… Bizse nelerden mahrum kaldık…

Gülmekten gözlerinden yaş getiren dizi oyuncularının kimisi öldü, kimisi hala hayatta.

Beraber seyrettiğimiz Süper Baba’nın yerine bir sürü yeni diziler çekildi. Hele öyle bir sinema filmi çekildi ki sanki seni, sanki bizi anlattı. Adını Babam ve Oğlum koydular.

On üç yıl önce evde seyrettiğin futbol maçları artık evdeki televizyonlarda seyredilmiyor. Herkes kahvehanelerde, sokaklarda.. Sen keyfine düşkündün, evinde şortunu giyip, havlunu omzuna atıp seyretmeliydin maçlarını.

Çok sevdiğin Galatasaray UEFA kupasını aldı senden sonra. Hiç hayal eder miydin? Görsen kimbilir ne çok sevinirdin.

Köşe yazarlarını didik didik ettiğin gazetelerin on üç yıl içinde logoları değişti; sahipleri değişti; yazarları değişti; dahası sanırım senin hoşlandığın tarzda yazmıyorlar artık. 

Bizi soracak olursan, {Devamını oku}


Blog Ödülleri Takımı‘ndan bilgilendirme e.postası salı akşamı saat 20′ye doğru geldi.  Kişisel Kategori‘de 2009 yılının Blog Ödülleri‘ne e-vren günlüğü’nün aday gösterildiğini belirtiyorlar ve Artık bu mutlu haberi dünyaya duyurabilirsin. :) diyorlardı. Dünyaya olmasa da {Devamını oku}


Adil olmayan bu yarışta, oyunu kurallarına göre oynamaya çalışıyorum!

Ders çalışırken, yazı yazarken ağzının boş durmasını sevmeyen {ya da evvelden böyle alışan} biri olduğum için çayı yudumla, tabaktakileri atıştır derken epey vakit geçiyor. En iyisi hepsini bitirip rahat edeyim; ne yapacaksam öyle yapayım diyorum.. Şu an olduğu gibi :)

Cumartesi günkü Dereköy gezisinden bir gün sonra Aydın’da mevsim birden kışa döndü. İki gündür ayakkabılarım su içinde. Resmen Mart kapıdan baktırdı değil; Nisan kazma kürek yaktırdı durumu söz konusu Aydın’da.. Artık frizbimi çıkarıp, var gücümle fırlatmak istiyorum!

Heyecanla beklediğim iki ay Nisan ve Mayıs için ilk önemli tarih yarın. Bir başvurumun neticesi belli olacak. Sonra peşisıra önemli gelişmeler geçidi…

KPSS için ders çalışma modundan çıkmak üzereyim neredeyse. Uhuvetim daraldı adeta :)

Bazen -aslında çoğu zaman- aptal rolü yapmak durumunda kalıyorum. {Zorunda bırakılıyorum da diyebilirim.} Böylesi bir durum sanki elimdeki malzemeyi arttırıyor gibime geliyor. Düşünen, yazan ve üreten birisinin bu kadar sessiz ve gözlemci olması pek hayra alamet olmasa gerek. Sanırım bu, en güçlü silahlardan biri “kalem”e hakim olabilme becerisinin insana sağladığı özgüvenden kaynaklanıyor..



“Fikrim’den Zikrim’i Unuttum” Dile Geldi

Sevgili Salih, program yaptığı radyoda son yazdığım Fikrim’den Zikrim’i Unuttum başlıklı yazımı seslendirmiş; seslendirmekle kalmamış kaydı bana göndererek güzel de bir süpriz yapmış. Ben e.postalarını görmeyip, gündüz de telefonlarına cevap veremeyince bu güzel sürprizi akşam öğrenmek; kaydı da geç bir vakitte dinlemek durumunda kaldım. Bu Salih’in sesinden dinlediğim ilk yazım değil ama kaydı dinlerken çok heyecanlandım. Yazıyı yazarken iç sesim elbette farklı oluyor; bir başkasının sesiyle onu dinlemekse apayrı duygular yaşatıyor bana. Kendisine de her zaman söylediğim üzere çok beğendiğim sesiyle yazıma hayat vermiş; çok da güzel seslendirmiş.

Salih, e-vren günlüğü’nün ilk MisAfiR KaLeM‘i olma özelliğinin yanına e-vren günlüğü yazılarını ilk seslendiren kişi olma özelliğini de eklemiş oldu :) Hazır yeri gelmişken; ]fotoğrafhikayeleri[ projesinde ilk kez kendi çektiğim değil de çekimlerini çok beğendiğim Servet’in fotoğrafını kullanmıştım. Her iki kardeşime de e-vren günlüğü’ne kattıkları renkten dolayı teşekkür ediyorum.


Her gün önünden iki defa geçtiğim onlarca köy içinde Dereköy, göz alıcı yeşillikleriyle, yamaç boyu muntazam dizili taştan evleriyle fazlasıyla dikkatimi çekiyordu. Birkaç öğrencimin de Dereköylü olduğunu öğrendiğimde birinci dönemden beri bahar gelsin, köyünüzü ziyaret etmek istiyorumdeyip duruyordum. Bahar geldi; haftalar öncesinden tarih belirlendi; program yapıldı. Hafta içi her gün katettiğim o yollara bugün öğretmen kimliğimi (!) bir kenara bırakıp e-vren’in objektifini omzuma asarak çıktım.  İşte, bana kahkaha dolu birgün geçirten üç öğrencim, bir daha piknik yapacak olursam mutlaka deneyeceğim bir yemek tarifi ve bir fotoğrafın çekim detayının yer aldığı Dereköy günlüğünün detayları:  {Devamını oku}


Bilgisayar başında, internette ve özellikle de e-vren günlüğü’nde fazlaca vakit geçiren biriyim. 4 yılı aşan blog macerama rağmen, sağlam bir blog okuru olduğumu söyleyemem. Hem vakitsizlik hem de bilgisayar ekranından yazı okumayı sevmemem bunda etkili. Ama elbetteki bu, ısrarla ve düzenli olarak takip ettiğim herhangi bir blog yok anlamına gelmiyor. Ayrıca zaman zaman kaliteli içeriğe sahip yeni bloglar keşfettiğim oluyor ve bu beni heyecanlandırıyor.

Daha da Önemlisi: Hangi Blogları Okumuyorum? {Devamını oku}


Bu, fotoğraflarımın başkaları tarafından kendilerininmiş gibi kullanılması konusunda yaşadığım üçüncü sorun. {Daha haberimin olmadığı neler var kim bilir} Nereden nereye… {Nesrin hanım değil elbette, aşırı yorgunluktan şahısları birbirine karıştırdım} Antalya’dan Nalan, yaklaşık 1 yıldır e-vren günlüğü’nü takip ediyor. Geçen haftalarda eski bir arkadaşını facebook‘ta ararken karşısına fotoğrafı tanıdık ama ismi yabancıbir profil sonucu çıkıyor :) Hemen bana haber verdi. Ardından hemen Ömür Tuncaay isimli şahsa ve arkadaş listesinde yer alan arkadaşlarına mesaj gönderildi. Elbette bununla yetinilmedi; fotoğraf ve profil facebook’a ihbar edildi. Ve facebook’un kişi ve telif haklarını koruma çabası baş döndüren bir hızla {Devamını oku}