e-günlük

ÖSS {eşittir} 3 Saat {değil} Hayat

4 yıllık bir emeğin sonucudur 3 Saat / Öss Belgeseli. 6 günlük bir malzemeden ortaya çıkmıştır. diye sonlandırdı sözlerini Serdar M. Değirmencioğlu. Kendisi bir akademisyen, aynı zamanda da 118 dakikalık bir belgeselden öte Türk gençliğini  onlarca yıldır oyalama taktiğinin gözler önüne serildiği bu ibretlik projenin fikir babası ve yapımcısı… Adnan Menderes Üniversitesi birimlerinden ADÜ-Genç’in daveti üzerine, tamamlanması dört yılı bulan belgeseli yanına alıp Aydınlı gençlerin ayağına kadar getirmiş. Ancak, gelin görünki ne Aydın’ın liselerinden ne de kampüs içerisindeki fakültelerden öğrenciler ayaklarına kadar getirilen yaşadıkları veya yaşayacakları gerçeği anlatan belgesele ilgi göstermişti. Bin kişi kapasiteli yeni Atatürk Kongre Merkezi salonunda toplasanız 50-60 kişi anca vardı. Bir zamanlar ÖSS’de en başarılı illerde ismini ilk 3’e kazıyan, son yıllarda ise orta sıralara doğru gerileyen Aydın’ın ve neredeyse dershanelerle ticari sözleşme imzalayacak derece bir ilişki içerisine girmiş Aydın’daki liselerin böylesi bir belgesele rağbet göstermemesi son derece anlamlıydı. Bir zamanlar formasyon derslerime giren eğitim fakültesi hocalarımın belgesel biter bitmez salonu terk etmesi ise hem bir eğitimci bilinçliliği hem de evsahibi nezaketliliği açısından daha vahim bir tablo çizdi.

3 Saat, lise son sınıf öğrencisi 6 gencin hayatlarında ilk kez yaşayacakları bu büyük heyecanın öncesini ve sonrasını konu alan alabildiğine doğal bir belgesel. 31 Aralık 2003 gecesi Çiğdem, Derya, Edin, Melis, Mert ve Yunus’un evlerindeki yılbaşı kutlamalarından görüntülerle başlayan film, onların 6 aylık ÖSS hazırlık süreçleriyle devam ediyor. Belgeselin her bir dakikası ÖSS’ye girenler ve halen hazırlanmakta olanlar için çok bildik görüntüler, çok tanıdık konuşmalarla dolu. 6 genç, ÖSS’ye girdikten sonra belgesel amacını tamamladı zannediyoruz. Oysa puanlar açıklandığında kahramanların tepkilerine, tercih aşamasındaki sancılı süreçlerine ve yerleştirme sonuçları açıklandıktan sonraki ruh hallerine de bire bir tanık oluyoruz. Begesel ekibi, üniversiteye yerleşen gençlerin peşini bırakmıyor; kayıt esnasını, hatta özel yetenek sınavlarını ve üniversite birinci sınıftaki ilk aylarını da kayıt altına alıyor. Ve daha da önemlisi: Özellikle sistemin kurucularına ve ebeveynlere yönelik mesajlarla dolu belgesel; hayatlarına 3 saatte yön vermek zorunda kalan 6 gencin daha sonra ne yaptıklarına yönelik ileriye dönük gerçek bilgilerini de aktarıyor.

Türkiye’deki mevcut lise çeşitlerini temsil edecek şekilde seçilen 6 gençten iki tanesi belgeselin içeriğine adapte olamadıklarından dolayı çekimlerin başında şu anki arkadaşlarıyla değiştirilmiş. Her ÖSS adayı da farklı sosyo-ekonomik çevreye ve kültüre ait. Ama onları ortak noktada bir araya getiren tek gerçek var: O da neredeyse bütün Türkiye’nin aynı anda kitlendiği ÖSS.

Belgeseldeki bir aday öğrencinin annesi ÖSS hazırlık aşamasındaki kızının halini görüpçocuklarımızın sokaktaki topundan, hayatından çalıyoruzdiyor ama sistem bunu gerektiriyor; yapacak bir şey yok diye de ekliyor. Zaten o anne, puanlar açıklandğında beklediğinden daha düşük puan alan kızına tavır takınmaktan da çekinmiyor.  2004 ÖSS hazırlığı için çocuğunu dershaneye kaydettirirken kendilerinden 4,5 milyar para isteyen dershane yönetiminin vermeye mecbursunuz dediklerini de bir annenin ağzından tescilliyor belgesel. Belgeselin asıl amacı farklıyken, konusu gereği çarpık sistemin çarpık sömürücüleri olan dershanelerin kötü yüzüne de -mecburen- dikkat çekiliyor.

Ve aday öğrencilerden birinin okuldaki matematik öğretmenin sınıftaki korkunç nutku: ÖSS için 1 yıllığına hayatınızı her şeye kapatın. 30 yaşında da sinemaya gidebilirsiniz. 50 yaşında da aşık olabilirsiniz. Ama ÖSS? Bakın ben kendime her şeyi 1 yıllığına yasakladım, hayatımı her şeye kapadım. Eğe öyle yapmasaydım şu an burada olamazdım. Tek tesellim, o bayan öğretmenin genç bir eğitmen olmamasıydı. Az çok gelişim psikoloji üzerine okumuş, araştırma yapmış olanlar nelerin hangi yaşta yaşanması; yaşanamazsa ileride ne gibi sorunlara yol açtıklarını bilirler…

Hayatlarının ilk -inşallah da son olur- ÖSS tecrübesini yaşayacak olan 12. sınıf öğrencilerimle 3 Saat belgeselini seyretmek üzere ADÜ Merkez Kampüs’teydik. 4 yıl boyunca öğrenci olarak dolaştığım kampüse 1 yıl aradan sonra öğrencilerimle gitmek değişik bir duyguydu. 8 öğrencim bugün ilk kez bir üniversitenin kapısından içeri girmişlerdi ve onlar için öncelikli hedef olan bu yerler, birkaç ay sonraki 3 saatlik maratonda kendilerine yöneltilecek birkaç yüz sorunun şıklarında gizliydi. Belgeselin sonunda nasıl bir sistemin içinde olduklarını daha net gördüler. Aslında onlarla beraber ailelerine de bu belgeseli seyrettirmek çok yerinde olacatı. Vakti zamanında başarılamayanların başarısını, gerçekleştirilemeyenlerin gerçekleştirilmesini çocuklarından bekleyen aileler azımsanmayacak kadar çoktu. Hele ki böylesi zorlu bir süreçte evlatlarının ister istemez yaşadıkları büyük gerilimi anlayışla karşılamayıp onlara daha da yüklenen ana-babalar 3 Saat‘i gözlerini kırpmadan seyretmeliydi.

Üzerine söylenecek ve yazılacakların az bile kalacağı belgeseli şehrinize geldiğinde mutlaka seyretmenizi öneririm. Serdar M. Değirmencioğlu’nun söylediğine göre 19 Mayıs günü NTV’de belgeseli yayınlatmaya çalışıyorlarmış. Eğer ki ben 3 Saat Belgeselini bulunduğum şehirde seyicilerle buluştumak istiyorumdiyen kişi, dernek, kulüp, birlik, sendika, kurum, kuruluş, üniversite, okul ya da grup varsa bilin ki belgesel ekibi de sizin gibi duyarlı insanları ARIYOR

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

3 Yorumlar

  • Yanıtla Zaaf 02 Nisan 2011 at 12:27

    Eveettt tam aradığım başlık.
    Suçlu mu kim? Kim olacak biziz.

    Eski adıyla Öss yeni adıyla YGS LYS LKS OPS AŞK her neyse olan bu sınavlar saatlere bölerek hayatımızın geri kalanını yaşanabilir ya da yaşanamaz kılma amacı taşıyan projeler. Her neyse biz buna alıştık, çalışıyoruz bişeyler yapmak için uğraşıyoruz. O, bu, sinema sinema gezerken biz en saf inek halimizle kitap başında pinekliyoruz. Öyle ki ailelerimizin aman okulunu kazan güzelce oku bitir de tek, kolundan kimi tutup getirirsen kabulumuzdur diyip olayı bu derece vahim resmetmelerine de alıştık. (Ben Orangutan götürcem mesela )Ama şu son olanlar beni çıldırttı.
    Flash haber alt yazılarında ‘YGS de şifreli soru bankaları, sınava hile karıştı ‘ diye bir yazı okudum. Okudum ama hayır canım bir hata olmalı 2.kez böyle bir yanlış yapılmaz falan diye dua edip, inanmadım. Velhasil kelam dinledim. Evet öyleymiş.Şaşırdım mı? Hayır.Küfrettim mi?Hayır.
    Bunlar bir sınavıda yüzüne gözüne bulaştırmadan yapsalar şaşırırım. Beceremiyorsanız orda işiniz ne sizin.Tamam biz çalışmaya alıştık, yarış atı hesabı bir koşuya alıştık, ama yeter artık yeter be!
    Onlara söyleyecek çok çift sözüm var da…
    Allah bildiği gibi yapsın.

  • Yanıtla tekin demir 07 Nisan 2009 at 11:35

    “sistem bu” deyip kabullenmek en sinir olduğum şey.Evde okulda yada her hangi bir yerde ne zaman bir şeyleri değiştirmeye yeltensem hemen cevap hazır :
    “Haline şükret bunu bulamayanlarda var” daha iyisini güzelini istemek suç yada isyankarlık olarak algılanıyor.Bu sistem bizi bizden çaldı hala çalmaya devam ediyor.Peki suçlu kim ?

  • Yanıtla güneş 27 Mart 2009 at 00:47

    yine de ömrün boyunca yapmak istediğin şeyler için o bir seneyi gözden çıkarmak gerekiyor,aksi takdirde mutsuz umutsuz bir nesil çoğalmaya devam edecektir.(zira üniversitelerimiz sevmedikleri bölümleri okuyanlarla dolu)
    sistem bu yapacak bişey yok…

  • Bir Cevap Yazın