Ocak « 2009 « …bir e-lektronik yaşam projesi

2008′in ilk 6 ayında asker ocağında oluşuma sık sık TTNET kesintileri ve aniden öğretmen olmanın getirdiği yoğun çalışma temposu eklenince e-vren günlüğü, geçmiş yıllara göre durgun bir yıl geçirdi. Ancak, askerlik sonrası hayalimdeki fotoğraf makinesi Canon 450 D’ye sahip olmamla beraber en renkli e-vren günlükleri de ortaya çıkmaya başladı.

2008 yılında 44 kişisel fotoğrafla desteklenen 146 e-günlüğün yayınlandığı ve 7 MisAfiR KaLeM’in renklendirdiği e-vren günlüğü toplam 93.100 kişi tarafından 146.840 defa ziyaret edildi.

Mayıs 2008‘de suskunluğuna son veren e-lektronik yaşam serüvenimde yer alan ve notu tutulamayan pek çok gelişmeyi daha önce yazılarda kullanılmamış sembol fotoğraflarla e-vren yıllığı 2008‘de sıralamaya çalıştım.

e-yaşam serüvenini yakından takip edip de acaba arada ne kaçırdım diyenleri ve belki benim adım da geçmiştirdiye merak edenleri şöyle ağırlayalım: {Devamını oku}


Gerçek olmayan yolların, sahte kaldırımlarında en büyük günahlarımı işledim. Söylediğim yalanların ardında en acı gerçeklerimi gizledim. Dost dediğime dost; yâr dediğime yâren olamadım. Gurbetten şikayet ederken vuslata; acıdan dem vururken zevke varamadım. Onun eşiğinde, bunun döşeğinde, şunun ellerinde yorgun bir Yunus oldum; Emrem’i eksik bıraktım… 

Biri ilk defa gönlünün penceresini aralarken bana; Âşık Et Allahım beni ona! Bu, ruhumda son deprem; dünyamda son devrim olsun! Yüreğim, dev gibi sevdayla Rabbim sana; hamd’olsun!


Aydın-İzmir yolu üzerindeydim ve otoban istikametinde yürüyordum. Başımı kaldırıp sağıma baktığım an karşılaştığım yukarıdaki görüntüyle önce irkildim, sonrasında korku yerini şaşkınlığa bıraktı. İçimdeki depremlerden farkedemediğim bir deprem mi olmuştu Aydın’da?

{Devamını oku}


90′lı yıllar ailemiz için çalkantılı bir dönemdi. Ölümler, sıkıntılar, umutsuzluklar, dar boğazlar vesaire derken ailecek bizi heyecanlandıran tek şey belki de İbrahim‘in halkoyunlarındaki başarısıydı. Başta Safiye Sultan olmak üzere, henüz minik bir ilkokul öğrencisi olan İbrahim’in en büyük avuntusuydu halk oyunları ve katıldığı yarışmalar. Her zaman solo olmanın hayalini kuran ama ilköğretim hayatı boyunca kendisine bu imkan bir türlü verilmeyen Efe’miz; üniversitenin halk oyunları ekibi bünyesinde yeteneğine yetenek kattı. Ve yarışmalar, etkinlikler, gösterilerde kendisini seyredenleri her seferinde mest ederken gün geldi; 24 Ocak Cumartesi günü Halk Oyunları İl Yarışmasında, {Devamını oku}


82 günlük bir birlikteliğin, bir maceranın ya da sıra dışı bir eğitim tecrübesinin (adı her ne ise) ilk uzun soluklu arasını verdik bugün. Saatler 11.30′u gösteriyordu. Elimde, rehberliğini yaptığım 9. sınıfların 26 adet karnesi ve karne hediyesi niyetindeki çokoprenslerle sınıfa girdiğimde bir an ne diyeceğimi bilemedim. Bu duygunun aynı şeklini ama çok daha farklısını onların karşısına çıktığım ilk 6 Kasım günü de yaşamış; sözcüklerim heyecandan boğazıma düğümlenmişti. O yabancı yüzlerin her biri bugün 82 günlük paylaşımlarla, sırlarla, eğlenceli hatıralarla tanıdık birer yüzdü benim için. Üstelik yarı yıl tatillerini bugüne kadar iple çeken ama şimdi onları göremeyecek olmanın burukluğunu yaşayan biriydim o saatlerde. Karneler dağıtılırken başarının sadece beş rakamdan ibaret olmadığını dilim döndüğünce ifade etmeye çalıştım onlara. Düne kadar hayatımda “hayalleri bile olmayan” bu onlarca insanı tek tek öptüm, onlara sarıldım ve çekebildiğim kadar fotoğraflarını çektim.

Saatler 11.55′i gösterirken müdür beyin sesi okulun az ilerisindeki camiden gelen cuma sohbetinin sesine karışıyordu. Küçük kasabanın 75 öğrencili küçük lisesi, okul binasının önünde sıralandı. Teşekkür, takdir ve onur belgesi alanlara belgeleri verildi; sonra yine öpüşmeler, kucaklaşmalar, fotoğraf çekilme telaşları birbirini kovaladı. Okul bir anda sessizliğe gömülürken, haziran’da yaşanması muhtemel büyük ayrılığa gitti aklım ister istemez. Şimdi bunu düşünme Evren dedim; önümde onlarla tadı çıkarılacak 5 ay ve üstesinden gelinmesi gereken KPSS vardı. Öyle ya, bu yaşanılanlar aslında {Devamını oku}


{Ocak ‘09 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Birkaç saniye bile olsun zamanı geri getirene bütün servetimi vereceğim demiş kral. Herkes bunun imkânsız olduğunu söylemiş krala. Zamanı geri getirmek gerçekten imkânsız. Zaman öyle hızlı geçiyor ki onu durdurmak mümkün değil. Küçükken büyümek ister insan ama büyüdüğü zaman da keşke tekrar çocuk olsam der.

İlkokula başladığım günü daha dün gibi hatırlıyorum. Ablamla beraber gitmiştik kayıt yaptırmaya. Okula giderken ağlıyordum okula gitmek istemiyorum diye. Genelde okula ilk başlayan çocuklarda hep böyledir. Oyunu bırakıp okula gitmek istemezler. Şöyle dönüp arkama baktığımda okula başladığım günden 14 sene geçmiş ve 3-4 sene sonra öğrenim hayatımı tamamlayıp hayata atılacağım. Bu kadar hızlı geçmiş yani zaman.

Daha dün gibi 2008 geldi kapımı çaldı. İçeri aldım ve bugün de yolcu ediyorum. Yolcu ederken kapıda 2009 bekliyordu. 2009, 2008′e göre gayet neşeliydi. (Daha ne yaşayacağını, nelerle karşılaşacağını bilmiyordu çünkü.)

2008 yılında diğer yıllarda da olduğu gibi Türkiye ve dünyada hafızalardan silinmeyecek birçok olay yaşandı. İnsanoğlunun şöyle bir özelliği vardır: Bardağın boş tarafına bakmak. Yani hep olumsuz olayları görmek, hayatın iyi ve güzel taraflarını görememek. Bu bağlamda 2008 e şöyle bir göz atacak olursak bardağın boş kısmının daha fazla olduğunu görmek kaçınılmaz olur.

2008 in sonlarına doğru kendini ciddi şekilde hissettiren ve tüm dünyayı sarsan ekonomik krizin bu boşlukta ki payı oldukça fazladır. Ne kadar da ülkemizi teğet geçecek dendiyse de halkın tabiri ile “deldi geçti.” Binlerce kişi işten çıkarıldı, yüzlerce fabrika kapatıldı ve dünyanın en ünlü banka ve şirketleri iflas etti. Ekonomik kriz sonucun da işsizlik gibi toplumsal sorunlar meydana geldi.

Yeni yıla girmeye birkaç gün kala 2008′in en çok konuşulacak ve etkisi 2009 ‘da da devam edecek olan olaylardan biri de İsrail’in Filistin’i işgali… İsrail’in operasyon diye adlandırdığı fakat operasyonla ilgisi olmayan Filistin katliamı…(adını siz koyun artık) Her gün onlarca masum çocuk ve sivil hayatını kaybederken, yüzlerce kişi evsiz barksız kalırken İsrail saldırıya devam etmekte, ABD ve AB gibi büyük güçler sessiz kalmaktadır. Bu durum da akılda birçok soru işareti meydana getirmektedir!

Krizsiz, savaşsız, güzel, mutlu ve sağlıklı bir yıl geçirmeniz dileğiyle…

—-

2009′un ilk MisAfiR KaLeM’i Ali Rıza KONYALI, 1989 Aydın doğumlu. Marmara Üniversitesi Rehberlik ve Psikolojik Danışmanlık bölümü öğrencisi olan Ali Rıza, geçen yıl da “Bir Aydın Efesi” konulu fotoğraf çalışmasında bana modellik yapmış, efe fotoğraflarıyla e-vren günlüğü’nde arz-ı endam etmişti. 


Mustafa Kemal‘in savaştığı iki batılı ülke olan İngiltere ve Fransa ile İsmet İnönü, Ata’nın ölümünden 144 gün sonra aynı masaya oturur; onlarla üçlü anlaşmaya imza atar. 1940′lardan sonra Türkiye’deki bütün eğitim ve kültür Batı’nın etkisi altına girer. Gazi Mustafa Kemal’in oturttuğu Türk kimlik, kültür ve tarihini anlatan kitaplar ortadan kaldırılır. Yerine Yunan ve Latin eğitimini, duygu, düşüncesini pompalayan Yunan-Latin edebiyatını öne çıkaran bir eğitim planı yapılır. Ve bunu, bunun gibi pek çok “acı gerçeği” Banu AVAR dile getirir Demokrasi Projeleri adlı kitapta.

Aslında kitap, Banu AVAR’ın kaleminden çıkmış bir kitap değil. Bu kitabı önemli kılan, programcı Cem KÜÇÜK‘ün  AVAR’la Kasım 2007′de televizyonda yaptığı söyleşinin yazıya dökülmüş şekli olması. Nobel Edebiyat Ödülü’nün perde arkasını, Avrupa Birliği’nin gerçek yüzünü ve Türk milletine yutturulmaya çalışılan pek çok yalanı, hazırladığı televizyon programlarında ve yazdığı 3 kitapta cesurca gözler önüne seren Banu Avar; Demokrasi Projeleri kitabının sayfaları arasında öyle acı gerçeklere işaret ediyor ki kayıtsız kalmak mümkün değil.

Örneğin milyonları ekrana kilitleyen televizyon programlarının asıl yapılış amacıyla ilgili Yugoslavya’dan bir örnek veriyor Banu AVAR: {Devamını oku}