e-günlük

Sevil Geldi

kalkmalıyım, saat kaç oldu acaba? her sabah bu müge anlı’nın sesiyle uyanmak zorunda mıyım. ne kadar dobra bir kadın, biraz da sert. kocasına karşı da böyle midir acaba. aaa ben onu rüyamda gördüm şimdi hatırladım, ama eşref saati dizisinin başrolündeki kız olarak gördüm. yani ses müge anlı, görüntü o dizideki kız. tekrar askere gitmişim, 45 gün daha askerlik yapacakmışım.

kalkmalıyım, çok oyalandım yatakta. kalkıyorum… önce kahvaltı mı yapsam yoksa duşa mı girsem acaba. ılık suyumu içmeliyim. içtim. balkona çıkmalıyım, hava almalıyım. seda sayan başlamış. müge ne zaman bitti yahu. kahvaltımı yapayım… yapıyorum.. doydum. İnternet? hayret kesik değil. saat 12 mi! sevil yazdı msn’den. buluşalım diyor. çok iyi. kredi kartı borcunu yatırmaya çıkacağım hem. 14.30’da il halk kütüphanesi önünde buluşalım mı sevil? yazdım. ne kadar yanlış yazıyorum msnde. blogger da olsam kredi kartı borçlarım oluyor. nasıl bloggerım ben. duş almalıyım, duşa giriyorum, güneş enerjisi artık eskisi kadar ısıtmıyor. kış geliyor belli. duş jelim bitiyor, bunu sevdim bir daha almalıyım. fransa’dan gelen parfümü sıkayım. çocuklar bunu sevmedi, benimse hoşuma gidiyor.

geç kalacağım diye endişeliyim. nihayet çıkabildim evden. o da ne? bana mı sesleniyor bu çocuk. tamam tabi götürürüm. adın ne? keremmiş. akülü araç almayı düşünmedin mi? 5 milyarmış. biz istanbul’da 2 milyara aldırmıştık. burası aydınmış. nereye gidiyor? bas hoparlör mü ne dedi. 23 yaşındaymış. benden büyük duruyor. gideceği yere kadar bırak, çok soru sorma. ilk defa tekerlekli sandalye sürüyorum. ne kadar zormuş. yana çekiyor bu. dur sola geçelim. geçiyorum. yaya geçidinden mi geçirsem acaba. bana nerden geçirmem gerektiğini söylüyor. neyse geçtik artık. daha çok var mı acaba gideceği yere. sevil’e geç kalacağım. ben bankaya gideceğim, vedalaşayım. çocuğa bak ne soğuk teşekkür etti. iyilik de yaramıyor. Şimdi bu bankamatik paraları onaylamayıp geri verecek. vermedi. tek seferde hepsini kabul etti. hayret!

kütüphaneye gitmeliyim bir an evvel. zaten şurası evren. a gördün mü bak sevil gelmiş bile. sarıl kıza. sarıldım, öpüştük. turistik mi! çok arabesk. saçmalama otur işte evren. ingiltere’den konuşalım, kpss’den… sahi denizli’ye gittim geldim ne oldu? dertleşecek çok konumuz var, dertleştik. ziya nerde kaldı. hah, ziya da geldi. deniz olsa olmaz mıydı sanki. dersi var doğru ya, mesaj attı kız. şu geçen ilknur değil mi? nerde nerde hah buldum, dııt dııt! döndü geliyor. eve gidiyormuş. koçarlı’nın köylerinden dede köy, yeni köy not alındı. bonzai ağacı mı? ozan bunu bana anlatmıştı geçen yıl. yapasım geldi yeniden. ziya gidecekmiş, ilknur tekrar eve doğru yola çıktı.

kpss kitabı nereye bakabiliriz? lise caddesine doğru yürüyelim de. lise caddesine doğru yürüyelim dedim. burası ne güzel olmuş. yeni bir kitapçı. hiçbir şey yok. eski basım bunlar. çık dışarı. çıkıyoruz. bayan ne kadar suratsız. çok resmi giyinmiş. sevmedim bu kadını. karşıya bakmalıyız. karşıya geçiyoruz. ohooo ne çok kitap. yedi iklimin ilk 4 sayısı mı çıkmış vay be. kitap gibi yapmışlar dergiyi.

hadi gidelim. bulvar turu yapalım. yapıyoruz. ne çok tanımadık yüz var. müslüman olmak zor değil mi İngiltere’de. sordum. düşündüm. sevil’le sevgi teyzelere selam yolladım. çocuklar yine evde yok. bu günü yazmalıyım ama nasıl? fotoğraf çekmedim. makineyi almadım ki yanıma. şöyle mi yazsam… nasıl yazsam? böyle yazayım en iyisi. içimden geldi, güzel bir gündü :)

Bir önceki Yıllar Sonra Denizli'deydim başlıklı yazımda çamlık, demokrasi parkı ve denizli hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

5 Yorumlar

  • Yanıtla mustaf soyuçok 30 Ekim 2008 at 00:08

    abicim günlüğünde bizide yer verdigin için öncelikle tesekkür ederim .. bidaha görüsümek üzere beklerim denizliye!

  • Yanıtla salih 21 Ekim 2008 at 16:17

    yazını; okuldan cıktıktan sonra, saat 16,15 ı gosterırken – herkes(öğretmen ve öğrencı) evıne kosa kosa gıttıkten tam 1,5 saat sonra okudum… HIMM çok lezzetli satırlardı , her zamanki gibi…
    sevgi ve muhabbetlerimle abicim;)
    salih

  • Yanıtla Filiz Demir 21 Ekim 2008 at 08:32

    Çok hoş, sıcak, samimi, olduğu gibi yaşandığı gibi yazmışsın. Aydın’ı, Sevil’i, İlknur’u, suratsız tezgahtar kadını tanımıyorum ama okurken sanki onlarla birlikte sokaklarda ben de vardım. Güzel bir gün olduğu besbelli.Sevdim bu yazım şeklini :)) tebrikler Evren..

  • Yanıtla Oktay 20 Ekim 2008 at 22:08

    çok değişik bir üslup denemesinde bulunmuşsun, kayıtısz kalamadım. oysa sessice takip etmeyi tercih ediyorum. ilk defa denediğin bu yeni güncendeki havayla yazma konusunda ne kadar marifetli oldugunu gösterdin. kalemine kuvvet evren. birebir gün içinde yaşadığım şeyler bunlar

  • Yanıtla Yasemin diye biri... 20 Ekim 2008 at 22:01

    Bu gözümde film gibi canlanan ilk “yazın”. Çok gerçekçi, çok sıradan ve çok gündelik olmuş. Ben beğendim çünkü ben de ara sıra sabah sabah programlarına böyle kafayı takıyorum ve yine ben de senin gibi kredi kartı borcumu yatırıp “ne olur parayı geri çıkarmasın” diye kısa bir bankamatik duası yapıyorum. Ve ben de çoğu satıcıyı suratsız bulup “acaba bu insanın ayaklarını havaya, kafasını da yere doğru çevirsem gülen bir yüz ifadesine kavuşur mu ki” diye mutlaka düşünüyorum…

  • Bir yorum yazın