e-vreniyyat

Bu HAYAT Kısa Bir SEYAHAT

Çekip çıkarsam seni rüyalarımdan, kazısam kara topraklardan, hesap mı sorsam.. Yoksa.. Yoksa hesap mı versem. Ah bir konuşsan, bir konuşabilsen… Ey hayat, söyle ben ne yapsam! Evin en küçüğüydün. Bu yüzden mi bütün güzellikler kısaydı senin için? Ne istediğin fark etmiyordu, ne olduğun önemliydi. Ya da kimin neye karar verdiği.

Gizli defterlere yazılmış şiirleri olan bir ağabeye sahiptin.. Küçüklerini bırakırken ardında bir yıldırımın şavkıyla, ölümün ilk acısını tattı gönlün…

Evin direği bir yıkıldı mı, ayakta tutanı olmuyordu. Belki de bu yüzden “Baş’ın sağ olması” dilenirdi ölü evlerinde. O direk yıkıldığında, sen başımdaydın. Çocukluk günlerinin çatısı göçtüğünde başına, neler yaşadın soramadım.

Hayat kısaydı, çünkü sen en küçüktün. İsimsiz bir fotoğrafının ardına saklamıştın hayatın bütün bu acımasızlığını. Bir portakalı alıp eline bir şiirle haykırmıştın seni doğurup büyütene. Aylarca çırpındın yanı başında, onu da kaybettin bir hastane odasında. Kim bilebilirdi ki aynı hastane odasında aylar sonrasında aynı rol sana biçilecekti.

Sen, seni hayata getirenin son yolculuğunda yanındayken; sen, seni sen yapan herkesin hayat boyu yanlarındayken bir oyun daha oynadı bu hayat sana. Ölüm, sana yapayalnız yaşatıldı. 45 yıldır bedeninden ayrılmayan “can” adım adım terk ederken seni, kalan 3 günlük ömrün doğup büyüdüğün ülkenin bilmediğin şehrinde bir tokat gibi vuruldu suratına.

Ah çocukluğumun misafiri, evimizin direği! Ölümün de hayatın gibi mahzundu.

Yaşarken verdiğin dersleri ölümünle de verdin. Hayatın kısa bir seyahat olduğunu öğrettin. Hoşsohbetine inat susarak sonlandırdığın ömrünün “kısa cümlelerden ibaret” olduğunu anlattın bakışlarınla. Sana doyamayan yedi can’la ve seni tanıyamayan onlarca insanla “en sevilen” olmayı başardın ait olduğun soyağacında!

Şimdi ben yazıyorum, anlatmak istediğini bakışlarınla:

Meğer bu hayat kısa bir seyahatmiş ve kısa cümlelerden ibaretmiş. En küçük olmak, en çok sevilmekmiş ama çoğu şeyden mahrum olmakmış.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

1 Yorum

  • Yanıtla Sudiye 15 Temmuz 2011 at 23:42

    “Evin en küçüğüydün. Bu yüzden mi bütün güzellikler kısaydı senin için?” Evin en küçüğüydü babam.İzmir, Manisa, yurt dışı derken gençliği boyunca evinden uzakta çalıştı.Sonra döndü topraklarına… dört kardeş paylaşamazdık bir türlü, kimse onun kadar çok sevilemezdi bizim evde.Bir gün kanser dediler.Çok korktuk, doktor raporları çıktı 177 boyunda 78 kilo sapasağlam adam, kanser değil. Ama babam üç gün sonra, ömrünün 37. yılında öldü… bir daha kimseyi böyle sevmeye cesaret edemedim.

  • Bir Cevap Yazın