Temmuz « 2008 « …bir e-lektronik yaşam projesi

“…başarısını dershane yönetcileri yerine okul öğretmenleriyle kutlayan…dershane tişörtü yerine mezun olduğu okulun tişörtünü ve şapkasını giyen Yücel” diye bahsediyor Hürriyet gazetesi ondan. ÖSS 2008′in 1.lerinden sadece biri Cem Yücel. Ama bence diğer birinciler içinde en onurlu duruş da kendisine aitti. Cem Yücel, ÖSS’deki başarısını göğsünü gere gere giydiği Ankara Atatürk Anadolu Lisesi tişörtüyle kutladı. Birinciliğini ise ölen anneannesi ve dedesine armağan etti. Oysa Türkiye her yıl, okuduğu okulları bir çırpıda unutup soluğu dershanelerinde alan ÖSS 1.lerine alışkındı. Kamuoyu ilk defa bir ÖSS Birincisinin hangi dershaneye gittiğini bilmiyor. 

Bu yıl dershaneleri şaşkınlığa uğratan tek isim Cem Yücel değilse de dershanelere haddini bildiren tek isim sayılabilir. Çünkü geçen yıl da derece yapan iki isim varki eski dershanelerine nispet olsun diye bu yıl yeniden ÖSS girdikleri iddia edildi. 2007 ÖSS birincilerinden Çağrı Sert, geçen yıl Uğur Dershaneleri’nin reklam panosu önünde başarı pozları verirken bu yıl FEM dershanelerini aldı arkasına. ABD Princeton Üniversitesi öğrencisi ve yine 2007 ÖSS birincilerinden Çağrı Berk Onuk da Berk Dershanelerinin reklam malzemesiydi bu yıl. Hürriyet Gazetesinin iddiasına göre bu iki isim geçen yıl vaatlerini yerine getirmeyen eski dershanelerine sinirlendikleri için yeniden ÖSS’ye girmişler. Her iki arkadaşın bu tavrı takdir edilesi bir davranış gibi görünse de arkalarına yine başka dershaneleri alıp sisteme katkıda bulunmuş olmaları son derece üzücü. Ama dershane malzemesi olmamayı tercih eden Cem Yücel arkadaşı takdir etmemek elde değil.

Hürriyet Gazetesinin diğer bir idiası da “sonuçlar açıklandıktan sonra dershanelere giden bazı öğrencilerin taksi paralarının kapıda bekleyen dershane görevlileri tarafından ödendiği” haberi. Kurumunda çalışmak isteyen öğretmen adayına 30 balık fiyatı biçen dershane sahiplerinin bu bonkörlüğü gözlerimi yaşarttı açıkcası.

OKS’de en başarılı il olan Burdur, ÖSS’de de listenin en başına adını yazdıran Denizli 2 gündür kasım kasım kasılıyor. Bir zamanlar en başarılı il ünvanını hiçbir şehre kaptırmayan Aydın’ın eski başarısından eser kalmadı. Burdur ve Denizli’nin Milli Eğitim Müdürleri basın mensuplarına demeç verip, başarıyı sahipleniyorsa, “neden Aydın eski başarısını yitirdi?” sorusunun muhatabı da Aydın Milli Eğitim Müdürüymüş gibi geliyor bana :)

Ne Cümle Ama : )

Pantolonunu indirip, köpeğini gezdiren kadına arkadan saldıran tacizci…” diye başlıyor Hürriyet Ege’nin Günün Haberi diye sunduğu ve büyük puntolarla yazdığı haber. Ben önce “kadın, pantolonunu indirmiş, köpeğini bu vaziyette dolaştırıyormuş” diye anladım. E hal böyle olunca pantolonunu indirmiş kadın mı tacizci sayılıyor yoksa ona arkadan sarılan adam mı? işler karışıyor. Sonra haberin devamında daha eli yüzü düzgün bir cümleyle olay yeniden anlatılınca anlıyorum “köpeğini gezdirmek için yürüyüşe çıkan kadın”a birisinin “pantolonunu indirip cinsel taciz”de bulunduğunu :) Kimbilir kime yazdırdılar bu haberi. Herkes editör, redaktör nasıl olsa.


Sevgili…

Bizim dünyamızı yıkıp gideli çok oldu. Bana virane bir dünya bıraktın, kendineyse yepyeni bir dünya kuruyorsun.

Sevgili…

“Gözüm, senden başka bir şey görmüyor” derdin. Şimdi “seni görmesin gözüm!” dersin. Nefretin buz gibi ensemde, kinin dağ gibi önümde!

Sevgili…

Gittiğin yol, yol değil; yolumuz birken, seninle aynı yolda birlikteyken. Dönüşü olmayan bir yola girdin, ben dönüşünü beklerken.


Bu gelenekle (!) birkaç yıl önce tanıştım. Eskiden imamlık yapan sonradan bir şekilde sağlık memurluğuna geçen bir komşumuz oğlunu sünnet ettiriyordu. “Sünnet ettiriyordu” ifadesi aslında lafın gelişi. Sünnet merasiminin içeriğini konuşuyorduk ki annem, çocuğun geçen yıl sünnet ettirildiğini, bu yıl düğününü (düğün yerine merasim de diyebiliriz) yapacaklarını söyledi. O zaman gösterdiğim şaşkınlıkla karışık tepkim bugün yerini “alışmışlık psikolojisine” bıraktı. O günden bu güne önceden sünnet ettirilip sonradan sadece düğünü yapılan pek çok vak’a ile karşılaştım :) Kötü ama öyle… Sünnet, neden yapılır? Ve madem yaptın neden aylar sonra çalgılı yemekli düğününü yapma gereği duyarsın. Gayet net: Milletin parasından altınından kalmamak için! Biraz ağır oldu belki ama aksini düşünen var mı? Maksat çocuğun sünnet olmasıysa hastahanede ya da evde eş-dost duymadan bunu gerçekleştirdiysen Allah kabul etsin. Allah’ın emrini yerine getirmişsin. Bunun sonradan merasimini yapmak da artık işin gösterişi olmuyor mu?


Hay’at, tamamlamıyor (kimsenin) eksiklerini…

Kendi yarımları kendine hay’atın, kendi eksikleri de… Benim yaram, benim acım; derdim, benim hüznüm. Hay’at, başının çaresine bakıyor da ben, çaresizliklerimle baş başa kalıyorum.

Kendi derdine düşmüş hay’at; ben kendi derdime… Ben, kendimi tamamlamaya çalışıyorum, hay’at kendini…

İlahi adaletin şaşmadığı, düzenin kusursuz işlediği bir mekan bu dünya! Var zannettiğimiz eksiklikler, bizim kendi yokluklarımız. Halbuki, ne yarım ne de eksik bu hay’at!


Çocukluğumdan kalan hiç oyuncağım yok. Ama zaman zaman durup hayal etmiyor değilim onları. Kırılsalar da bozulsalar da keşke itinayla saklasaymışım onları. Çünkü hayaller ve hatıralar vardı oyuncaklarımda. En azından bir kare fotoğrafları oslaydı…

ancakoyuncak” fotoğraf çalışması yapmak da bu fikirden doğdu. Oyuncaklar ileride kaybolabilirdi, atılabilirdi vs. Hüss‘ün 100′e yakın oyuncaklarından istediklerini seçtik. Tamamen onun isteğine bağlı şekilde oyuncakları düzenledik. Kendi kafasından neler geçiyorsa, oyuncakları ona göre ya alt alta ya da üst üste koydu. Ve geleceğe “çocukluğundan” ve çocukluğunun en önemli parçası “oyuncaklarından” güzel hatıralar bıraktık.

İleri zaman projesi’nin yeni bir çalışması, oyuncak hatıra fotoğrafları projesi “ancakoyuncak“, evrengunlugu/flickr‘da