Monthly Archives

Kasım 2007

e-günlük

BEN İYİ BİRİ DEĞİLİM

İyi bir insan mıyım? Buna “EVET” cevabını verebilmeyi çok isterdim. İyi biri değilim ama “iyi insan” olmaya çalışıyorum. Aslında daha çok “diliyorum.”

Kimilerine göre “kendini beğenmişin” tekiyim. Doğrudur. Bazen insanın içinden hissettikleri, yüzüne farklı yansıyabiliyor. Gönlüyle yüzü birebir örtüşmeyenlerdenim ben; kabul ediyorum. Sinirli olduğumu söyleyenler de var; “sen mi sinirlisin, aksine çok uysalsın” diyenler de… Oysa olur olmaz her şeye içten içe deli gibi sinirlenen, çok az durumda bunu dışa vurabilen biriyim. Sinirlenip ağzımı açtığımda da çok kırıcı olduğumu biliyorum.

Dangalak ve patavatsız biriyim. Hakkımdaki çoğu eleştiriye alınabilirim belki ama bu ikisini kabulleniyorum. Dilimin kemiğinin olmadığı durumlar fazlasıyla oluyor; tecrübe ediyorum.

Bir insandan hoşlanmadığımda bunu mutlaka belli ediyorum. Belki de bu yüzden “havalı şey” oluveriyorum birileri için. Duygusalım, kimi zaman sıkıcı olabilecek kadar abartıyorum bu yönümü. Çok seviyorum, sevdikçe de kırıcı oluyorum. “Ya hep ya hiç” deyip silip atıyorum kimilerini hayatımdan. Dostlarımın benden -daha doğrusu dilimden- neler çektiğinin gayet farkındayım.

Arkamdan konuşanlar… Yorulduğunuza değmiyor. Ben kendimi biliyorum. “Bir insan beni niçin sevmez acaba?” diye düşünmedim değil zaman zaman. Çünkü “asla bile bile kötülük” yapamam kimseye. Ben neden sevemiyorsam ondandır sanırım. Üzerime vazife olmayan durumlarda ağzımı açmam kimseye karşı. Dilim sivridir, kalemim keskin. Çok kere kanattığım olduğu birilerini. Pişmanlıklarımı da yaşarım, özrümü de dilerim. Bu yüzden, arkamdan konuşarak zahmete sokmayın kendinizi: Olabildiğim kadar insan olmaya çalışıyorum. En doğrusunu buyrun, siz olun. Açık açık yazıyorum: Ben iyi biri değilim.

e-günlük

Öğrenim Ve Katkı Kredisi Borçları

Üniversite öğrenimim sonucunda devlete maddi borcum şu an için 5000 YTL. Buna yüksek lisans için aldığım öğrenim kredisinin geri ödemesi de eklendiğinde borcum 11 BİN YTL’yi bulacak sanırım. Lisansta aldığım öğrenim ve katkı kredilerinin geri ödeme planı üniversite mezuniyetimden 1 yıl sonra elime ulaştı. Ödeme planında 2 yıla yayılmış 3’er aylık taksitler şeklinde borcun tahsil edileceği belirtilmiş. Her 3 ayda bir 641 YTL taksit ödemem gerekiyor.

Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu‘na durumumu bildiren bir dilekçe yazarak ödemelerin 1 yıl ertelenmesini talep etmiştim ve dün bunun kabul edildiğini öğrendim. Henüz öğretmen olarak atanmamış veya sigortalı bir işte çalışmaya başlamamış “borçlular” için bu sevindirici bir haber. En azından bir süreliğine de olsa rahatlamanızı sağlıyor bu erteleme.

Eğer böyle bir durumla karşı karşıyasanız, herhangi bir sigortalı işte çalışmıyor ve ödemeleri yapacak geliriniz yoksa Aralık ayını yarılamadan en kısa sürede Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Personel Daire Başkanlığı’na bir dilekçe yazmanız gerekiyor. Bu dilekçeyi APS ile Cemal Gürsel Cad. No.61 Cebeci 06590 Ankara adresine gönderdikten sonra başvurunuzun değerlendirmeye alınıp alınmadığını da 0312 363 87 70 numaralı telefondan 6‘yı tuşlayarak öğrenmeniz mümkün. Keşke üniversiteden mezun olur olmaz iş hazır olsa da kimse borç ödemelerini erteletmek zorunda kalmasa :)

e-günlük

Geri Sayım Başladı

İnsanoğlu için gözlerini dünyaya ilk açtığı anda “bir geri sayım” başlamıyor mu zaten? Bize sunulan “sınırlı sayıdaki nefes” her soluk alış verişimizde eksilmiyor mu? Dün Ferit’e de söyledim: “Zaman öyle hızla akıp geçiyor ki aslında yaşandı bitti bu hayat.”

5. haftayı geride bıraktığım ingilizce kursundaki sınıf arkadaşlarımın önümüzdeki hafta için ödevleri “hayatımdaki önemli geri sayımlarımdan biri için duygularını ingilizce olarak kağıda dökmek.” Bakalım onların gözünde e-vren :)- nasıl biri?

Belirsizlikleri sevmiyorum. Aldığım kararlarda zorlanan biriyim. Bu da olayları farklı boyutta değerlendirebilme yetimden kaynaklanıyor sanırım. Çok fazla soru işareti bende gerginlik yapıyor. Haftalardır süren bu belirsizliklerden kurtulacak bir adım attım bugün. Belirsizliklerle boğuşmak yerine cesur bir adım atmak en doğrusuydu. Şimdi yeni bir hayatın başlangıcında kısa süreli bir sınavın geri sayımını tutma zamanı.

e-günlük

KÖŞE ÖĞRETMENİ

İlkokul öğretmenimi aradığımı [yazmıştım], kendisini bulduğumu da bir ses kaydıyla [paylaşmıştım]. Yıllar sonra ilk defa bugün Aynur öğretmenimin 24 Kasım Öğretmenler Günü‘nü kutlayabildim. Uzun uzun telefonda konuştuk. Sonra hayatımdaki köşe öğretmenlerimden biri olan Gülgün Hocam‘la görüştüm. Ortaokulda Türkçe dersimize girerdi ve kendisine “hocam” dememize çok kızardı :) O yıllarda ona edebiyat öğretmeni olacağıma dair söz vermiştim. Şu an aktif olarak öğretmenlik yapan diğer arkadaşlarımı da aradım. Ayrıca henüz öğretmen adayı olmama rağmen pek çok arkadaşımın 24 Kasım tebriği karşısında ister istmez gururum okşandı :)

İnsanların hayatında unutamadığı en önemli öğretmeni şüphesiz ilkokul öğretmeni oluyor. Ancak bu uzun soluklu eğitim-öğretim macerasında iyisiyle kötüsüyle unutulmazlar arasına giren pek çok öğretmen de olmuyor değil. Tam bir çıkmazdayken kişiliğiyle, bilgisiyle, yol göstericiliğiyle birçok öğrencinin hayatını değiştiren köşe öğretmenleriyle dolu eğitim camiamız. Bir de iyi’yi kötü yapan, doğru yolda giderken fenalığıyla öğrenciye yolunu şaşırttıran diğer köşe öğretmenleri var ki, onların üzerine sayfalarca yazı yazmak mümkün. Edebiyat okumama rağmen son birkaç yıldır “öğretmen olmama” konusunda kesin kararlıydım. Son birkaç gündür aldığım ve önümüzdeki günlerde kesinleşecek olan kararım sonucunda “öğretmen olma mecburiyeti”nden belki de kurtulmuş olacağım. Bütün bunları zaman gösterecek elbette ama bir lise stajında öğrencilerle yaptığım konuşmada söylediğim gibi “mevcut sistemin yapmak istediğim öğretmenliği bana yaptırmayacağını biliyorum.” Gözlemlediğim kadarıyla pek çok öğretmen odası Avon katologlarının içinde kaybolan, dedikodu yapmaktan az sonraki derse hazırlığını yapamayan öğretmenciklerle dolu. Ateş Böceği tırıyla bir ilköğretim okulunda gönüllü ağabeylik yaparken ilköğretim 4. ve 8. sınıfa gelip hala okuma yazma bilmeyen iki öğrenciyle karşılaşmıştım. Hususi öğretmenler odasına gidip bu iki öğrencinin “eğitimcilerini” görmek istemiştim. Cevabı çocukların ağzından değil kendi gördüklerimden fazlasıyla almıştım.

Ben genelde kötü öğretmenlerin elinde yetiştiğimi düşünüyorum. Üniversitede dahi… Bunca kötülüğün içinde hayatıma iyi anlamda yön veren öğretmenlerimi unutmadım, yıllardır ısrarla kendilerini aradım sordum. Derste küfür eden, öğrencilerinin canını yakan, mahalle kahvesindeki okey masasından kalkmayan öğretmenlerimi yolda gördüğümde ise onlardan selamımı esirgedim. Bu, onlara en büyük ders olsa gerek.

e-günlük

Zevk İçin Yazı Yazılır

Aldığım maaş 300 YTL abi” diyor araba kiralama şirketinde çalışan yeni tandığım bir arkadaş. Ve Atatürk Havalimanından Aydın’a dönüş yolunda sahibine oldukça iyi gelir getiren bu işte 1 yıldır sigortasız çalıştığını, 4 ay önce sigortasının yatırılmaya başladığını, sabah 9’da geldiği işten akşam kaçta ayrılacağının belli olmadığını, müşteriden arabayı aldıktan sonra aracın temizlenmesinden bakımına kadar pek çok ayrıntıyla da kendisinin ilgilendiğini anlatıyor. Birkaç gün önce işe yeni bir eleman alınana kadar sektördeki en iyi rent a car şirketlerinden birinin sorumluluğunu neredeyse tek başına üstlenmiş. Yani patronunu zengin ederken 3 kuruşa “eyvallah” diyen yüzbinlerce Türk gencinden bir tanesi kendisi. En acı gerçeği de yolculuğumuzun son dakikalarında ekliyor: Aslında kendi fiyatımızı kendimiz düşürüyoruz.İzmir’de henüz yeni açılan ve geçtiğimiz ay ikinci sayısını çıkarma hazırlıklarında olan bir derginin editörü benden “zevk için yazı yazmamı” istiyor. Telif hakkı, buna bağlı olarak telif ücreti konularını hiç açmıyor. Önemli olan dergiye yeni bir yüz, yeni bir renk eklemek. Böylece derginin reklam gelirine, satış rakamlarına dolaylı da olsa katkı sağlamak. Bu yolda bedava yazı yazdırmak ve telif hakkını sahibine iade etmemek gibi pek çok usulsüzlük mübah sayılıyor.

Dergiyi elime alıp incelediğimde, derginin aynı zamanda editörlüğüne de soyunan bayanın sesleniş yazısına göz atıyorum. İçler acısı… Bir sürü yazım hatası, noktalama yanlışı. Köşe yazarlarına bakıyorum: Ev hanımı, butikçi, gözlükçü, internet kafeci… Hal böyle olunca yazı yazma işini profesyonel ellere teslim etmek gibi bir kaygı taşımıyor dergi sahibi. Çünkü telif hakkı istemeden, keyif için yazı yazmaya hazır pek çok insanımız var ortalıkta. Zaten kendisi de “etrafında köşe yazarı olmaya meraklı pek çok insanın olmasından” şikayet ediyor. Öyle ya, eline kalemi alıp iki düzgün cümleyi ard arda getirebilen herkes “yazabiliyorum” diyor. Bu işin eğitimini alan, bir sayfalık yazı için saatlerini harcayan kalemlere ücret vermeye gerek olmuyor bu durumda. Maksat birkaç süslü fotoğraf göze çarpsın, milyarlık reklamlar alınsın. Keyif için yazı yazmayı kabul edip, sırf yeni bir dergide daha ismim görünsün deseydim, araba kiralama şirketinde ucuza çalışan arkadaşın son söylediği sözü tescillemiş olurdum: Kendimi bedavaya pazarlamış (!) olurdum.

Dershanelerde hala daha 250-350 YTL’ye sigortasız çalışan arkadaşlar var. Oysa bugün bir dershanenin ÖSS hazırlık kursuna kayıt yaptıran bir öğrenciden aldığı ücret 2000-3000 YTL arasında. Bir de bunun gecelik faizini düşünün. Bir öğrenciden 2000 YTL alan dershane, niçin öğretmenine 250 YTL’yi uygun görüyor? Ve yasal olmadığı halde öğretmenini sigortasız çalıştırıyor? Ağustos 2006’da büyük bir dershanenin kurucusuyla görüştüğümde bana “1 yıl ücret almadan ve sigortasız” çalışacağımı, ikinci yılsa “stajımı başlatma garantisi vermediğini” söylemişti. Ve “sen kabul etmezsen yerine gelmek isteyen pek çok arkadaşın kapıda bekliyor” demişti. Çok mecbur kalmış olsaydım belki de o “ahlaksız teklifi” kabul edip bedavaya çalışmayı kabul edecektim. Zaten dershanelerin büyük bir yüzsüzlükle çok az bir ücret karşılığı öğretmen çalıştırmasına “yine bu teklifi kabul eden bizler” sebep olmuyor muyuz? Kendi fiyatımızı kendimiz düşürmüş olmuyor muyuz?

Hangi sektörde olursa olsun, aldığımız eğitime saygı göstertmek, fiyatımızı yüksek tutmak yine bizim elimizde. Yeter ki, yıllarca aldığımız eğitim için ailemizin harcadığı paraları, bizim de emeklerimizi göz ardı etmeyelim. Sözüm kimseye muhtaç olmamak için çalışmak ve 3-5 kuruş kazanmak zorunda olanlara değil; işsiz kalma korkusuyla bulduğu dala hesapsız kitapsız tutunmaya çalışanlara: Kimse sana değer biçmesin, kendi fiyatını kendin belirle. Sen yorulurken ve emeğinin karşılığını alamazken hizmet ettiklerin ceplerini dolduruyorsa işte orada yanlış olan bir şeyler var.

e-vreniyyat

BÜYÜDÜKÇE KÜÇÜLDÜM

Küçük adımlar atıp, büyük laflar ettim. Alçak sesle konuşup, yükseklerden uçtum. Büyük lokma yedim, büyüklük tasladım; büyüdükçe küçüldüm. Ben, insanların gönüllerinin alçaldıkça kendilerinin yüceldiği gerçeğini fark edemedim. Komşum açken ben tok yattım. Canımdan bir parça üst katta kuru ekmekle soğan yerken ben alt katta kahkahalarla karnımı doyurdum. Bir yetimin başını okşayana cennet vaat edilirken, ben kollarından tutup cenneti kapı dışarı ettim. Bu dünya benim sandım, Allah! dedim, cenneti satın aldım sandım. Kırk minare dikerken cümle aleme karşı, mezarıma kırk bin kubbeli bir cehennem inşa ettim. Kendim ettim, kendim buldum. Yine de bunca yüzsüzlüğümle utanacak yüz bulamadım.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

KASIM 2007 ALES ÜZERİNE

Dün ALES vardı. ÖSS maratonunu başarıyla geride bıraktığı halde bitmek bilmeyen sınavlardan birine daha giren Türk gençliği için zorlu bir sınavdı. Sınava girenlerin çoğu 90 dakikanın sözel sorularının hepsini çözmeye yetmediğinden şikayetçiydi. Eski adıyla LES, yeni adıyla ALES’te neden sözel sorularını ilk 90 dakikada vermediklerini anlayamıyorum. Sanırım bu da bir nevi eleme yöntemi. Çünkü sabahın erken saatinde beyin henüz yorgun değilken uzun paragraflardan oluşan sözel sorularını anlayabilmek çok daha kolay olur. Buna rağmen ilk 90 dakikada sayısal soruları veriliyor ve bunları çözerken doğal olarak zihin yoruluyor; böylece sözel sorularının yorumlanması epey vakit alıyor. Dün sınava girenler Mayıs’taki ALES’ten çok daha zor sorularla karşılaştıklarını söylediler. Sözelin abartılmış paragraf ve metinlerden oluştuğunu düşünüyorum ben de.

Kardeşim Ziya‘yı geçen hafta Konya’ya uğurladık. Artık o Selçuk Üniversiteli. Ağustos 2008’e kadar PDR’den yüksek lisans yapacak. e-vren günlüğü’ne gidişiyle ilgili bir kaç not düşmek istedim ama duygularımı normal bir yazıyla ifade etmem mümkün olmayacaktı. Kardeşimi de ilk gurbet tecrübesinde üzmek istemedim :)

Gece Avusturya’dan amcam ve yengem geldi. Amcam, 40 küsur yıldır çalıştığı gurbet diyardan kesin dönüş yaptı. Artık babasının köyünde, iki katlı evinde yepyeni bir hayata başlayacak.

Üç gündür Mercan Dede‘nin son albümü 800’ü dinliyorum. Mevlana‘nın 800. doğum yıldönümü vesilesiyle 800 ismi verilen albümde Yıldız Tilbe‘nin de sesiyle can verdiği Tutsak isimli öyle bir parça var ki… Dinle dinle doyamıyorum :)