MisAfiR KaLeM{LeR}

Medeniyet Standartları

{Ekim ’07 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

Türkiye’de standart zihniyetler var ve bu standart zihniyetler kendi kendilerinin devamını sağlayarak Türkiye’nin önünü tıkıyorlar. Türkiye benim için ne ve niye önemli? Şu yazımı okuyan bir insan milliyetçi olduğumu düşünebilir. Halbuki milliyetçilikten çok uzak ve de kendi aleminde yaşayan bir insan olmak da kolay değil günümüzün dünyasında… Bunun çeşitli sebepleri var. Ama burada bu sebepleri yazacak vakit yok.

Kaç gündür kendi beynimde bazı zihniyetleri nasıl eleştireceğimi düşünüyorum. Kesinlikle kişisel polemikler peşinde değilim. Rekabet çorbada tuz gibidir, olması gerekir fakat abartılması doğru değildir. Biliyorsunuz dünyamız aslında sanıldığından çok daha yavaş ilerliyor. Pozitivizm etkisinde yaratılmış birçok mit aslında gerçekçi değil. Yani devamlı daha iyi, daha doğru bir geleceğe koştuğumuz doğru değil.

Dünya üzerinde şiddet kullanımı medeniyet denilen birtakım gelişmeler sonucu artmıştır, azalmamıştır. Medeniyet kalıcı barışı sağlayabilmek demektir aynı zamanda sadece daha çok zarar veren silah yapabilme değil.

Yine bir gazetede değerli bir köşe yazarı şartları ne kadar iyileştirirsek iyileştirelim Hakkari’de ki bir çocukla İstanbul’da ki bir profesörün çocuğu aynı olmaz gibi bir şey yazmış.

Böyle düşünmek bence ayıp. Ama herkes böyle düşünüyor neredeyse. Biz Türkler öteki Türkleri nasıl sollayacaklarını düşünerek büyük bir stres içerisinde yaşıyorlar yaşıyoruz. Bütün dünya onlar için sanki Türklerle dolu ve çoğu da cahil, fakir onlar da bu dezavantajdan kurtulmalı. Böyle düşünmek de bence inanılmaz yanlış. Daha geçenlerde kendisini değil ama formatını çok iyi bildiğim başka bir insan ‘sıradan bir vatandaş olmanın’ ne kadar kötü bir şey olduğundan bahsediyordu.

İlk önce birinci sava karşılık vereceğim; Bir kere bireysel olan ile toplumsal olanı karıştırmamak lazım ama bunu hep yapıyoruz. Biz çok ayrı yerlerden, çok ayrı koşullardan geliyor olabiliriz ama toplumda yönetim bazında eşitliği ve katılımı yakalamak çok önemlidir. Yoksa devlet veya ülke diye bir şeyden bahsetmeye gerek kalmaz. Ama Avrupa’da ve de dünyada büyük halk kitlelerini temsil eden başka bir organizasyon henüz yok. NGO’lar devlet kadar etkili olabilecek konumda değiller veya henüz böyle bir düzen yok.

Hakkari’deki çocuklar sizi çoktan geçti sevgili İstanbul veya Ankara burjuvası. Eşitlik hiçbir zaman ‘aynısı olmak’ manasında algılanmamalı. Ama güzel Ülkem Türkiye’de kuramadığınız adil düzen başınıza bela olur, olacaktır, oluyor. Tabii ki rekabet çok önemli, eğer bir memur İstanbul’da Ankara’dakinden daha çok çalışıyor ise daha çok para almalı. Devlet binasına ‘öğle tatili yok’ yazıp normal öğle tatilinden daha çok tatil yapılıyor ise bu tabii ki adil değildir. Eğer memuriyet az eğitimli insanların kavga çıkmasın diye sus payı aldıkları bir kurum ise o devlet işte dışarıdan yönetilir.

Veeee bunu da söylemem lazım, bazı gazetecilerin Türkiye’yi karşılaştırdıkları ülkeler kesinlikle Türkiye ile uzak yakın ilgisi olmayan yerler. Teşbihte hata olurmuş! Elma ile armut toplanmaz. Güneri Cıvaoğlu’nun bir başlığını göz ucumla görmemle beynime kan sıçraması bir oldu. Güneri Bey Hyde Park’tan bahsediyor… ‘Pardon yani gülsem olur mu?’ diyesim geliyor. Siz hangi ülkede yaşadığınızın farkında mısınız?

Bir konuk yazar olarak yazmak isteyip yazamadığım başka bir şey geldi yine aklıma; bir sabah Köln’ün ana caddelerinden bir tanesinde ilerliyorum… Hızlı hızlı telaşlı yürüyorum. Yine bir yere geç kalmışım. Etrafta salına salına yürüyen Türk burjuva grupları gözüme çarpıyor. Bir tuhaflık var. Bayrammış meğer. Sonradan farkına varıyorum. Ama bir grup aklımda kalmış. Onları tasvir edebilmeyi çok isterdim. Bazı Türkler Avrupa’yı gerçekten zenginler klubü gibi bir şey zannediyor. Bu da çok yanlış. Üstündeki kıyafetlere uyan şık bir yerde yürümekle ebedi barışa ve medeniyete ulaşmanın aynı şey olduğunu zanneden insanlar var. Değildir. Mimari bence çok önemli bir şey. Dünyanın her yerinde aslında görülebilir bu durum. Zihniyetin cahil insan için dahi en çabuk fark edildiği somut alan mimaridir. Başka şeyleri anlamak için daha çok şey bilmek gerekir.

Güzel Ülkem Türkiye’de bence insanlar somutu soyuttan daha iyi algılıyor. Diyeceksiniz ki bu cahillik ile alakalı. Bence tam olarak değil. Farklı gelenekler ve kültürlerin bir araya geldiği her ortamda somut farklı şekilde kodlanacaktır. (Sorun sadece Türkleri veya Avrupalıları kapsamıyor) Sorun felsefi bir sorun. Somut farklı şekilde kodlanabilir… Bütün soyutların arkasında tek bir somut yoktur. En basit dille söylemek gerekirse.

Sevgiyle kalın…

——
e-vren günlüğü’nün 23. MisAfir KaLeM’i Volkan Alabaz, 1978 Aydın doğumlu. Mimar Sinan Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Tiyatro Oyunculuk bölümü mezunu. Antalya ve Aydın’da şehir tiyatrolarında ve özel tiyatrolarda hem oyunculuk hem de yönetmenlik yaptı. Her Bedene Uygun Deli Gömleği ve Atına Kırmızı Nal Takmış Salak Şövalye adlı tek kişilik oyunları yazıp oynadı. Şu an Almanya-Dortmund’da yaşayan Alabaz, Dortmund Devlet Tiyatroları’nda oyunculuk yapıyor, Koln’de master eğitimine devam ediyor. Fotoğraf sanatı, dalgıçlık, felsefe ve dünya siyasetiyle yakından ilgileniyor. www.volkanalabaz.com adresinde kişisel günlüğünü tutuyor.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın