Aynı Şehrin Çocukları Olduk

İstanbul ziyaretimde beni en çok heyecanlandıran buluşmalardan birini gerçekleştiriyorum. Beşiktaş vapuruyla karşıya geçip, Teşvikiye’de soluğu alıyorum. Ve büyük buluşma Teşvikiye Kafe‘de gerçekleşiyor. Umar Türkoğlu yol kenarındaki masasından bana el sallıyor :)

Ben gelmeden 5 dk önce Ahmet Hakan ayrılmış oradan, kimin umurunda. Blog dünyasının karayağız delikanlısı Umar’la 1 yıla yakın süredir devam eden tanışıklığımız yüzyüze görüşmeyle pekişiyor. Türk kahvesi eşliğinde blog dedikodularına giriyoruz :)

Umar, fotoğrafındakilerden çok daha yakışıklı ve sempatik. Benden biraz daha uzun ve iri yarı hayal ediyordum ki, standart bir Türk erkeğiyle karşılaştım Teşvikiye Kafede. Sonra Nişantaşı’nı dolaştık, inek heykelleri eşliğinde. Taksim’i tramvayla turlayıp karnımızı doyurup soluğu Cezayir Sokağı‘nda alıyoruz. Konuşacak öyle çok şey var ki, blog dünyasının altını üstüne getirip, lafını etmediğimiz blogger bırakmıyoruz :) Türkiye’nin en deşifre iki bloggerının buluşmasından şüphesiz onlarca fotoğraf karesi çıkıyor ortaya. Umar, fotoğraf konusunda olayı aşmış durumda. Ağzım bir karış açık geziyorum Nişantaşı’nı, Taksim’i…

Yarın sabah Aydın’a doğru yola çıkıyorum. 

İlk İstanbul Buluşması

Kartal’dan Kadıköy’e… Kadıköy’den vapurla Eminönü’ne… Sonra Zeytinburnu… Saliha karşılıyor beni. Evren seni bembeyaz gönderdik, kapkara olup dönmüşsün diyor. The Island‘ın bendeki ilk izi şimdilik bu olsa gerek :) Uzun ve güzel bir yürüşten sonra Zeytinburnu Belediyesi‘ndeyiz. Gençlik Merkezi’nin toplantısına katılıyoruz. Mesut‘un geleceğimden haberi yok. Toplantının ortasında beni görünce kısa bir şaşkınlık yaşıyor :) Gençlerin Ramazan Ayı ve 2008 yılı için planladıkları projeleri dinliyorum. Bazı yerlerde dilimi tutamayıp burnumu sokuyorum :) Bu gençler sosyal sorumluluk projeleri yapabilmek için Cumartesilerinin birkaç saatini harcarken, Türkiye’nin pek çok yerinde birçok genç dünyayı umursamayıp kendinden geçiyor diye geçiriyorum içimden.

Mesut ve Saliha ile koşa koşa tramvaya, oradan da Sultanahmet’e Esra ile buluşmaya gidiyoruz. Batuhan dışında Bursa’daki Çok Çeşitliyiz atölyesi katılımcı ekibi tam oluyor. The Island – ADA’yla ilgili merak edilenlerden konuşuyor, eskileri deşiyoruz. Beraber yurtdışında Eylem 1.1 yapma kararı veriyoruz :) Esra’yla 45 dakika sonra kalkacak vapuru beklerken, sallanıp duran ama ilk başta neden sallandığını anlamadığım bekleme salonunda simit yiyip ayran içiyoruz. Gece 23’e yaklaşıyor.

Projelerin en güzel tarafı işte bu oluyor: İstanbul ya da Ankara’da… yolunun düştüğü çoğu yerde ömrün boyunca unutamayacağın güzel dostların oluyor. Bugün inanılmaz keyifliydim onlarla görüşmekten dolayı. Yarın büyük bir buluşmanın ayrı bir heyecanı var içimde. Nihayet beklenen görüşme gerçekleşecek ve Nişantaşı’nda blogerların blogerı sevgili Umar‘la bir araya geleceğiz :)