İLK GÜNAHKAR

{Eylül ’07 MisAfiR KaLeM Yazısıdır}

“Niceleri vardır, rüyalarını yaşatmak isteyen. Onlar rüyalarının içinde boğulup gideceklerini asla görememektedirler. Çünkü rüyalarındaki parlak ışığa gözlerini kırpmaksızın bakarlar. Halbuki gözlerini ovuşturup ışıktan ayırmayı deneseler göreceklerdir ki baktıkları ışık onları pür karanlığın içine gömmüştür. Niceleri vardır, yüzlerine gölgelerden yapılma kapkaranlık birer maske geçirmişlerdir ve bu maske öyle aldatıcıdır ki dışarıdan bakanlar onları ak yüzlü bilgeler sanarlar. Bilmezler ki beyaz, siyahtan da daha siyahtır.” Continue reading →

Avrupa Yakası’ndan Gına Gelmedi mi?

Avrupa Yakası, üç yıl önce ATV ekranlarından Türk seyircisine merhaba dediğinde işte aradığım komedi dizisi! demiştim. Bugün halen daha Demet Akbağ, Özgü Namal gibi isimlerden sonra beni en çok güldüren bayanlardan biri Gülse Birsel. G.A.K.‘la hayranı olmuş, Avrupa Yakası ile büyük bir sevince kapılmıştım. Gel gelelim Türkiye’nin gelmiş geçmiş en başarılı sit-com’undan nedense yeni dönemde sıkılmaya başlamıştım. Bu soğumada Ata Demirer ve Evrim Akın‘ın diziden ayrılması etkili mi bilmiyorum ama Peker Açıkalın ve Engin Günaydın‘ın tüylerimi diken diken eden iğrenç Türkçleriyle esprilerinin diziden soğumamda büyük etkisi olduğu kesin.

Gülse Birsel’in attığı adıma gülen biri olmama rağmen iki yıldır Avrupa Yakası’nın tek bir bölümünü bile seyretmedim. Ortada bir haksızlık söz konusu, farkındayım. Seyretmediğim bir diziden gına geldiğini söylemek pek de sağlıklı bir değerlendirme olmuyor gibi ama Türkiye’de bir diziyi seyretmek için sadece magazin programlarını takip etmenin yeterli olduğu da acı bir gerçek. Avrupa Yakası, bizim ailenin kitlendiği tek dizi Yaprak Dökümü ile aynı saate gelince doğal olarak hepten seyredilme şansını yitiriyordu bizim evde.

Avrupa Yakası’nın Bitmesi Gerekir{miş}

Bugün Akşam Gazetesi‘nin haftasonu ekinde yapımcı Fatih Aksoy da Avrupa Yakası’nın miadını doldurduğunu iddia ediyor. Ona göre Türk seyircisi dört yıl süren bir diziyi seyretmezmiş. Peker Açıkalın’ın diziden ayrılmasının yeni bir kan kaybı olduğunu söylüyor ve dizinin artık bitmesi gerektiğini açık açık dile getiriyor. Med Yapım‘ın patronunun sözleri bunlar. Gülse Birsel de bir an evvel daha ön planda olduğu farklı bir projeyle ekrana geri dönse muhteşem olur. Ata Demirer’in gölgesinde kalmıştı, sonra Peker Açıkalın’la Engin Günaydın’ın… Bu sezon da yeni oyuncular Gürgen Öz ve Binnur Kaya‘nın isimleri magazin programlarında kendi isminden daha çok dönerse hiç hoş olmayacak.

Aydın, Kurtuluşunu Kutluyor!

Bugün 7 Eylül. Aydın’ın düşman işgalinden kurtuluşunun yıldönümü. Sabahın erken saatlerinde abim, Ziya ve İbrahim, efe kıyafetleriyle donanıp resmi tören için hazırlanıyorlar. Hüss de son iki yıldır amcalarının izinde, resmi bayramlara efe kıyafetiyle katılıyor. Her yıl, basının ve halkın ilgi odağı olan bizim minik Efe, bu yıl da geleneği bozmayıp o çok sevdiği Türk Bayrağı elinde ön sıralardaki yerini alıyor. Belediye bandosu bu yıl görücüye çıkıyor ilk defa. Yeni ekip son derece şık kıyafetleriyle 7 Eylül törenlerinin havasına hava katıyor. Meydanda 3 farklı efe derneği boy gösteriyor. Tam bir görsel şölen. Aydın’ın kardeş kenti Tataristan Bugulma‘dan da misafirlerimiz var. Onlar da geçit törenindeki yerlerini almışlar. Zafer etkinlikleri çerçevesinde bir de tiyatro oyunu sergiliyorlar. Efeler resmi bayramlarda silah atmadan edemezler. Hele ki kurtuluş gününün tadı silah atmadıkça çıkmaz. Bu yıl bu alışkanlık, resmi makamlarca yasaklandı. Efeler resmi geçitte silah atmamaları konusunda defalarca uyarıldılar. Dikkatimden kaçmayan bir ayrıntı vardı: Kuvay-i Milliye ve Mücahidler Derneği Efeleri, hemen orada silahlarının ucuna siyah kurdele bağladı. Bunu neyi protesto etme amacıyla yaptılar, bilgi sahibi olamadım. 

En sağda bizim EFE. {Neredeyse “İbrahim” göbek adı oldu.} Efe kıyafetlerini giyince ihtişamıyla Aydın sokaklarını sallayan canım abim. O etnik görüntünün içindeki blogger kılıklı mavimsi şey, malum ben :) Ve solumda sosyolog kardeşim Ziya. {ZeRoN} Törenden sonra bütün ekip ege yemekleri yemeğe gittiğimiz sırada çekiliyoruz fotoğrafı. Dört kardeş bir arada yaşamamıza rağmen aynı karede yer almamız her zaman kısmet olmuyor.

Anlamını Bilmediğin Çok Kelime Var Hayatımda

Anlamını bilmediğin çok kelime var hayatımda. Hangi birini açıklasam sana… [1] Sen gidince daha bir ıssız kaldı buralar. İşte o zaman anladım neyin ortasında olduğumu. Gülüp geçerken zamana, zamanın yalanını anladım. Geçip giden saatlerin suçu yoktu. Anlamını bilmediğin kelimelerimin de… Ben, asıl sen gidince sahipsiz kaldım! [2]

Kendi topraklarıma döndüm. Güneşimiz ortaktı da bir gecelerimiz apayrıydı. Ben yıldızlara dalardım, sen Ay’a… Geceleri senin nefesinle beslenirken ben, sen anlamadın. Aldın yıldızları benden, yastığının altına sakladın. Ben görmüyorum şimdi ay’da, dağ’da, kendi dünyam’da… [3]

[1] 07.09.2007 Aydın / [2] 01.09.2007 İstanbul / [3] 06.09.2007 Aydın

facebook’evreni facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

Pide Canavarı

3 haftadır evden ve Aydın’dan uzaktayım. Bu zaman zarfında sadece 1 defa Hüss‘le telefonda görüşme imkanım oldu. Geldiğimden beri sürekli bir yerlere gidecek olmam konusunda endişeli. “Çok canım sıkılıyor, dolaşalım hadi” deyip duruyordu. Bugün amca yeğen kaçtık evden. Kırtasiyeye uğradık, Harun‘un bilgisayarımdaki bütün fotoğraflarını çıkarttırmak için fotoğrafçıya uğradık, İrem‘in KPSS sonuç belgesini postalamak için postaneye gittik. Yürüdük dolaştık ve Hüss’ün 1 numaralı yemeği için bir pideciye girdik. Küçük midesi için tek pide söyledim ama bizim civciv doymayıp bir tabak daha isteyince 1,5 istememekle hata yaptığımı anladım. Deveyi havuduyla yutan bir amcanın yeğenini fazla hafife aldığımı farkettim :) Hüss’ün Mekdanılsındayız… Sözde dondurma yemek için oradaydık. Fikri anında değişiyor. Tüketim dünyası işte. Patates kızartmalarının tok insanı bile kendisine çeken kokusu karşısında Hüss hemen bir tane istiyor. Ona ayak uyduracağım diye artık nefes alamıyorum :)

Hüss’le McDonald’s kaçamağımız Harun’un gelişiyle şölene dönüyor. Allah’ım çıkaracağım artık ne varsa. The Island ADA projesine giderken neden ona haber vermediğimin hesabı soruluyor önce. Belli ki kızgın ve dargınız. Ne var ne yoksa döküyorum ortaya. Ya da ben öyle zannediyorum. Kendime sakladığım ve vermediğim isimlerle dolu beynim kalıyorum öyle…. Hüss önde, Harun’un yeni motoruyla atlayıp Aydın’ı turluyoruz. Başbaşa kaldığımızda dilim döndüğünce The Island’a neden kaçtığımı anlatmaya çalışıyorum. Harun dinlemiyor…

Harun neden dinlemiyorsun beni. Önemli olan isimler mi benim neler yaşadığım mı?

ADA-BİYAT

Ahmet Zeki Muslu‘nun konuşması uzayınca Sina Akyol‘un uykusu geliyor. {ya da bana öyle geliyor.} Yüzünü eliyle kapıyor, başını bir kaldırıp bir indiriyor, arada bir Muslu’nun tarafına bakıp gözlerini kırpıyor. Sol tarafımdaki beyfendi sürekli şikayet durumunda. Herkesle aynı şeyi söylüyor, program kaç dakika sarktı diyor. Arkamdaki diğer beyefendi de Haşim’in Ha’sının uzatılmamasından şikayet ediyor. Ben de dönüp bir tane de Atilla İlhan duydum. diyorum :) Ön koltuklardan sıradışı giyimli iri yarı biri sinirli sinirli kalkıp biz işte hep bu yüzden kaybediyoruz! deyip çıkıp gidiyor. Aynı kişinin 3 defa girip çıktığını gözlemliyorum. Konuşma sırası Halim Yazıcı‘ya gelip de benim metnim 17 sayfacıkdeyince herkeste soğuk duş etkisi yapıyor. Neyse ki şakaymış :) Kuşadası İlçe Halk Kütüphanesi‘nin bahçesinde ayrı bir hava… İçeride sıkılıp dışarıda soluk alanlar var.Bu kadar edebiyat yeter, biraz adayı dolaşmak lazım. 12 günlük ada alışkanlığı büyük bir su kütlesi görmeye sürüklüyor beni. Dev bir gemi yanaşmış Kuşadası Limanı’na. Bir zamanlar kütüphane memurluğu yapan bir bayanla tanışıyorum. Malatyalı’ymış, Ankara’da görev yapmış ve 20 yıldır Kuşadası’nda yaşıyormuş. Buna rağmen hala kendisini Kuşadalı olarak görmüyor. Süs eşyaları sattığı küçük bir dükkanı var. Saat akşamüzerine doğru yaklaşıyor  ancak henüz gemiden hiçbir müşteri alışverişe gelmemiş; çoğu esnafın canı sıkkın.

Annemden telefon geliyor. Haktan yarın İstanbul yolcusu. Onu ve Mustafa‘yı çaya davet etmiş. Saat 16.00’da evde alıyorum soluğu. Teyzeoğlu ve dayıoğlum geliyor. Annem hepinizi en iyi yerlerde görmek istiyorum diye başlıyor 5 çayına. Seda Nur’un lezzetli ikramları karşısında kendimden geçiyorum. Teyzem katılıyor sonra bize. Neredeyse 1 aydır görüşemiyoruz. The Island-Ada projesinde kilo aldığımı iddia ediyor ki haklı :)

Serüven-i The Island

Heyecanla bekledim, aylar öncesinden adı konulmuş başvurusu yapılmış The Island Ada Projesi‘ni. Zaman zaman yok ya, ne işim orada dedim; kimi zaman da Evren, hiç düşünme git!… Son güne kadar kararsızdım. Son aylarda yaşanan olumsuzlukları, hayatıma girip de çıkmayı bilmeyenleri unutabilmek için bir kaçıştı ıssız bir ada. Ben dahil çoğumuz farkında değildik, yeni bir doğuştu ADA hepimiz için. Ulusal Ajans projeleri içinde bir ilke, hepimizin yaşamında büyük bir iç yolculuğa şahit oldu Gölyazı halkı, haber ajansları, gazeteci ve televizyoncular. 12 gün boyunca yaşananlar vardı, bir de şahit olunmayan yaşananlar. Sanal alemin elektronik atmosferini böylesine uzun bir süre terketmek riskliydi. 2 gün yazı eklemeyince köpüren, yorumuna geç yanıt alınca küsen ziyaretçileri ihmal mi ediyordum? Sanırım en çok kendimi ihmal ediyordum ve Terzioğlu Adası‘nda hep kendimle baş başaydım. Hepimizin hayatını değiştireceğine inandığım The Island-ADA Macerası’nda gün gün tuttuğum notları, çekilen fotoğraf ve videoları yayınlamanın vaktidir şimdi:

20.08.2007 Pazartesi

13:00 otobüsüyle Bursa‘ya doğru yola çıkıyorum. Yol arkadaşım Merve. Akşamüzeri Bursa otogarındayız. Çağrı, Erdem ve Mine karşılıyor bizi. Sonra Bulgaristan ekibiyle buluşuyoruz. Gölyazı otobüsüyle köye doğru yola çıkıyoruz. Sandallarla adaya geçeceğiz. Köylüler kıyıdan meraklı gözlerle bizi seyrediyorlar. Basın mensupları etrafımızda. Dakikalar sonra karanlığın içinde göremediğimiz uzaktaki ADA’ya ayak basacağız. Hepimizde büyük bir heyecan. Köylülerin ıslık ve alkışları eşliğinde kamreların ışıkları rehberliğinde Ada’ya doğru yola çıkıyoruz. Nihayet Ada’dayız. Gece, kalacağımız çadırları kurmakla geçiyor. İtalyanlar gece geç saatte Ada’ya giriş yapıyorlar.

21.08.2007 Salı

Sabaha karşı binlerce sivrisineğin sesiyle gözümü açtım. Korkunçtu. Çadırı delip içeri girmeye çalıştıklarını düşünüp panik oldum. Telefonumu valizden çıkardım ancak şarjı yoktu. Üç muhabirle aynı çadırdaydım ancak hepsi horul horul uyuyordu. Sabah 8.30’da çadırımdan çıkıp Ada’yı gündüz gözüyle ilk defa gördüm. Bakımsız ama tamamen doğal bir ortamdaydık. Kahvaltıdan sonra tuvalet çukuru kazdım. Çukurun üzerine yerleştirdiğimiz prefabrik tuvaleti çok az insan kullandı. Akşamüzeri Gölyazı’ya çıktık. Ada’dan ilk ayrılışımız. Akşam kamp ateşi yakıp etrafında oturduk. Her ülkeden birer cümleyle kulaktan kulağaoyununu oynadık. Çok komikti. Mine’nin yardımıyla ilk videoblogu çektik.

22.08.2007 Çarşamba

Sabaha karşı soğuktan donuyorum. Plastik kaşık ve çatallar bitti, yemeği elimizle yemeye başladık. Nihayet kamp duşları ve duş çadırları geldi. Merve ve Erdem’le onları kurduk. Balıkçılar, öğlen yememiz için bize gölden tuttukları balıkları getirdiler. Kendileri temizleyip, hazırlayıp bize ikram ettiler. Akşamüzeri ilk banyomu yapabildim, resmen işkenceydi. Buz kırıcı oyunlar oynamaya devam ediyoruz. Akşam her ülkenin kendine özgü müzikleriyle oynayıp zıpladık. İlk defa annem ve Ziya ile konuşabildim. Bilgisayarımı hiç özlemediğimi farkettim.

23.08.2007 Perşembe

Çağrı, Bulgarlarla uçurtma yapıp uçurma iddiasına girdi. Peter çok farklı bir uçurtma yaptı. Çağrı’nınki de gösterişliydi. Ne var ki bizimkinin ipi sürekli koparken, Peter’in uçurtması bizi solladı.

Akşamüzeri tek başıma Ada’nın diğer tarafına geçip, güneşin batışını seyrettim. Yalnız kalmak büyük keyifti.

Akşam, Bulgaristan Kültür gecesiydi. Yemeği çok geç hazırladılar, açlıktan karnımıza ağrılar girdi.

 

24.08.2007 Cuma

Sabah büyük çöp poşetlerini aşağı gölün kıyısına taşıdım. Çöpleri bırakırken ilk defa su yılanı gördüm. 2-3 gündür çadırların yakınında yılan görüldüğü söyleniyordu. Öğleye doğru Star gazetesinden geldiler. Öğleden sonra ilk defa Bursa’ya doğru yola çıktık. Çağrıların evine gidip banyo yaptım. Ne büyük bir nimetmiş banyo :) Gölyazı’ya dönüşte bir alışveriş merkezine girip ihtiyaçlarımızı aldık. Dönüş yolunda Mila, Türk paralarında neden yazar ve şairlerimizin yer almadığını sordu. Bulgar paralarında hep yazar ve şairlerin resimleri yer alırmış. Şehirden aldığımız karpuzun birini gece at yedi :)

25.08.2007 Cumartesi

Artık 3 damacana suyumuz kaldı. Akşamüzeri yeni bir çadır kurduk ve geceyi yeni çadırda geçirdim.

Çağrı, ayrı bir çadıra geçmemi kendisine tepki olarak algıladı ama bunu şimdilik belli etmiyor. Akşam İtalyan Kültür gecesiydi. Muhteşem bir pizza ve spagetti hazırlamışlar. Hayatımda yediğim en lezzetli makarnaydı.

26.08.2007 Pazar
Haberlerde Bursa’ya iki üç gün çok fazla yağmur yağacağı söylenmiş.

Havada bulutlar var, aşırı rüzgar esiyor ve göl dalgalı. Gece şiddetli bir yağmura yakalanacağımıza dair içimde bir his var.

Bugünkü atölyeler de ingilizce ağırlıktaydı. Dil problemimden dolayı içine pek giremedim.

 

27.08.2007 Pazartesi

Sabaha karşı yağmurun sesiyle uyandık. Kızılay’ın afet çadırında kalıyoruz ama yağmuru geçirmesinden korkuyoruz. Sabah saçımı yıkamakla yetinebildim. Islak havlular imdadıma yetişiyor şimdilik. Öğleden sonra İtalyan ve Bulgarlar’la yakar top oynadık. Paulo, bize horoz ve timsah dövüşünü oynattırdı. Akşam Çağrılar’ın bize sürprizi vardı. Çadırın biri sinema perdesine dönüştürülmüştü. Bursa’dan getirilen projeksiyon ve dizüstü bilgisayarın sayesinde açık havada bir korku filmi seyrettik. Onun öncesinde 7. günü geride bırakmanın hüznüyle ikinci bir videoblog çektik sevgili Mine’nin yardımıyla. 

28.08.2007 Salı
Tekrar Bursa’dayız. Bu sefer daha çok gezip alışveriş yapmak için vaktimiz var. Ben yine banyo için Çağrılar’ın evindeyim :) Bursa’nın belli başlı yerlerini geziyoruz. Emir Sultan‘a hayran kaldım.

Akşam Türk Kültür gecesi. Kız isteme, kına gecesi gibi değişik aktiviteler yaptık. Eğlenceliydi. Kızlara kına yakıldı, erkeklere tesbih dağıtıldı.

29.08.2007 Çarşamba

Ritim hocasıyla davul çalmaya başladık.

Öğleden sonra TRT‘deki Gençlerin Avrupası programının ekibi geldi. Akşamüzeri müzik, dans ve ada gazetesi olarak 3 gruba ayrıldık. TRT ekibiyle eğlenceli dakikalar yaşıyoruz. Özellikle Nazır abiyle :)

30.08.2007 Perşembe

Issız bir adada olunca hangi günde olduğunu unutuyor insan. Birisinin aklına bugün 30 Ağustos Zafer Bayramı olduğu geliyor. Şaşırıyoruz hepimiz. Dün de Abdullah Gül‘ün cumhurbaşkanı olduğunu öğrenmiştik. Böylesine önemli bir gelişme ve biz geriden takip ediyoruz.

Öğleden sonra Gölyazı’ya geçtik. TRT ekibi Bursa’ya döndü. Köyde gezip biraz fotoğraf çekildik. Gece Mila çağırdı. Elindeki karikatürü bana hediye etti. Ne diyeceğimi şaşırdım. Ada’da son gecemiz.

31.08.2007 Cuma

Sabah 07.10’da Mine’nin sesiyle açtık gözlerimizi. Valizleri hazırladım. 08.00 gibi sandallarla ADA’ya veda ettik. Ada’dan uzaklaşırken uzun uzun onu seyrettim. Küçücük adanın daha gezmediğim ne çok yeri varmış diye geçirdim içimden. Kim derdi ki Uluabat gölünde bomboş bir adaya geleceğim ve orada hiç tanımadığım yerli yabancı insanlarla 24 saatimi paylaşacağım. Hayatımın en farklı tecrübelerinden birini daha geride bırakıyorum. Hem de ıssız bir adada… İstanbul’a doğru yola çıkıyorum. Issız bir adadan ıssız kalması mümkün olmayan devasa bir metropole gidiyorum…

Bu Konuda 128 Fotoğraf Var: