Monthly Archives

Temmuz 2007

e-vreniyyat

İntihar Eden Adam Olmak

Gözyaşları içinde bir yazı nasıl yazılırsa kargacık burgacık, yüreğim de öyle yaşıyor şu an bu ölümü. Kendi ipini kendi çeken adam olmak, kendi elleriyle intihar eden adam olmak!

“Nazarlara gelir bu sevda” derken göze mi geldi yaşananlar. Bunca iyilik, bunca merhamet, böylesine aynı dilden konuşmak dünyada kaç kişiye nasip olurdu. “Gözler görse gönüller katlanmaz, dile gelir nazara uğrarız” derdik. Öyle mi oldu dersin? “Nazar mezar kazar” derken, kendi mezarımı kendim mi kazdım?

Ruhum varlığınla, bedenim sevginle çalkalanırken kendi sahilimde durulamadım. Üç güne dördüncü günü ekleyemedim ömrüm boyunca. En sevdiklerimi de hep bu yüzden kaybetmedim mi? Bütün dünyayı reddedip kendi kabuğuma çekildim umarsızca, bencilce… Şimdi aynı senaryo, aynı film… Kahreden ben, kahrolan sen sanki.

Şehrin dağları sarsılıyor, deniz dalga dalga. Ne mavisi kaldı gökyüzünün ne yeşili yeryüzünün. Bir ömür boyu el ele verilen sözler darmadağın. Koca bir evren çöktü çöküyor şu ufacık kâinatta. Adı yok, sonu yok, ruhu yok yaşananların. Sen “bir masaldı” dedin, ben buna “bir destan”… Bilirim, destanların sonu güzel olurdu. Bu destanın bir kahramanı intihar eden adam oldu! Kendi hayatının cevaplarını bulamadan kendi ipini kendi elleriyle çekti.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

e-vreniyyat

Bana Yeter Küçük Bir Hayat

Çok şey değil, az bir şey benim istediğim. En sevdiklerimle bir bardak çay içmek, en sevdiğim yeşiller içindeyken susup maviyi seyretmek ya da hiç konuşmadan çok şeyi anlatabilmek… Yüksek lisansın bitmesi mi bahane yoksa kendimle baş başa kalma isteği mi… Hayat’ımdaki eksikleri bir bir buluyorum ya da parçaları birleştiriyorum belki de. Kapının üstünde unutulsa da kilidin içinde bırakılsa da anahtarı doğru kullanmak önemli olan. Anahtarın elimizde olması o kadar mühim değil. İzmir’de gezdim, maviyle buluştum, yeşile dalıp gittim, uzun soluklara derin susuşlar ekledim. Sen “gel” demedin; desen de gelmezdim. Sen “dönme” demedin; deseydin dönmezdim.

facebook’evreni ] facebook sayfası twitter’evreni RSS abonelik

e-günlük

e-vren günlüğü 3 Yaşında

Bundan tam 3 yıl önce 27 Temmuz 2005 tarihinde Çok Özledim Sizi diyerek başladım e-vren günlüğü macerasına. 3 yıl boyunca içimde dışımda ne varsa, sevinç üzüntü adına hangi duyguları yaşadımsa kimi zaman açık seçik kimi zaman gizli saklı cümlelerle sanal dünyanın günlüğüne işledim hepsini. Sıradan bir insanın sıra dışı elektronik yaşam macerasına 3 yıl boyunca Türkiye’nin 81 ilinden, dünyanın 3 kıtasından yüzbinlerce insan ortak oldu, olmaya da devam ediyor.

e-vren günlüğü sayesinde iyi, güzel, ilginç pek çok olayla karşılaştım. İnternetin çıkmaz sokaklarında duygu yüklü, iyi yürekli güzel insanlarla tanıştım. Öyle ki e-vren’in e-lektronik Yaşam Diyarı‘nın ayrılmaz parçalarından biri, bugün bana en güzel kutlama mesajını gönderdi. Bu mesaj, e-vren günlüğü’nün kişisel bir günlükten çıkıp pek çok insanın yaşam günlüğü haline geldiğini çok güzel özetliyor. İsmi bende saklı o eşsiz insana, e-vren günlüğü ziyaretçilerine, yorum sahiplerine ve MisAfiR KaLeM{LeR} bölümündeki bütün arkadaşlarıma yürekten teşekkür ediyorum:

Güzel kalpli kardeşim benim,
…Bugün (27 Temmuz) hem evrengünlüğü’nün hem de benim doğum günüm. Yine şu odada yalnızım tıpkı senin sayfanla tanıştığımız gün gibi… O gece de ağlıyordum bu gece de ağlıyorum. O gece de herkes ve her şey uyumuştu da bir ben kalmıştım tek başıma şu bilgisayarın başında. Gözümden süzülenleri görmezden gelirsek aslında harika bir nostalji yaşıyorum şu an. O zamanlarda senin sayfanın resmi de farklıydı. Karanlıktı ve bir sokak lambasına dayanmış bakıyordun… Sabahın ilk ışıklarına kadar o sayfada ne varsa okumuştum. Cesaretlenip yazılarına yorum yazana kadar okudum… sadece okudum… ve hep okuyacağım Sevgili Evren. Ve ne olursa olsun bizim seninle diyalogumuz kopmayacak inşallah. Çünkü Evrengünlüğü benim için kurcalanarak bulunmuş bir sıradan internet sayfası değildir. Evrengünlüğü benim doğum günü armağanımdır… Sevgilerimle,
 

(Cahit Külebi’nin bu eşsiz şiirini de paylaşmak istedim….)

DOST
Bir gece habersiz bize gel,
Merdivenler gıcırdamasın.
Öyle yorgunum ki hiç sorma,
Sen halimden anlarsın.

Sabahlara kadar oturup konuşalım,
Kimse duymasın.
Mavi bir gökyüzümüz olsun kanatlarımız
Dokunarak uçalım.

İnsanlardan buz gibi soğudum
İşte yalnız sen varsın.
Öyle halsizim ki hiç sorma
Anlarsın…

Aydın Life Yazıları

SUStum {da} KONUŞtum!

SUStum {da} KONUŞtum!

{Evren’in Aydın Life Dergisi Temmuz sayısındaki yazısıdır}

Bilmem ki bunun adı aşk mıdır? Yoksa… {yoksa?} Seninle konuşmak çok güzeldi inan. Sanki kendimi buldum. İkinci karşılaşmamızda sana hayatımla ilgili neredeyse her şeyi anlattım. Bunu neden ve nasıl yaptım hatırlamıyorum. Trafik kazasına benzettim o zamanı. Kaza anı hiç hatırlanmaz, nasıl olduğu da… {Seninle savaşmaya bile gücüm yoktu o masada. Senin varlığın çok ağır, çok ağır!} Nasıl? {Okuduğun onca şeyi yazan yürek, güçlü olduğu için değil, çok fazla sevdiği için yazabiliyor. Sıradan ilişkilerde ve insanlarda evet, çok güçlüyüm ama aşkın, sevdanın, dostluğun karşısında benim hiçbir fonksiyonum olmuyor. Bütün hayatım felç oluyor. Sende de olur mu böyle?} Bilmem, bilmiyorum. Hangi aşk, hangi sevgi? {Gösterilebilir şeyler değil ki bunlar. Ben günün 24 saatinde yirmi dört ayrı aşkı yaşayabiliyorum, gün geliyor...} Hem sevdiğin, çok sevdiğin için yazabiliyorsun hem de korkuyorsun; seni anlayamıyorum ya da anlamak istemiyorum. {Korkmak? Ben böyle bir duygudan bahsetmedim. Mevlana-Tebrizi aşkını duymuşsundur değil mi?} Evet {Onu düşün. Mevlana’yı Mevlana yapan Hocası Tebrizi’ye duyduğu aşktır, özlemdir, hasrettir ve 6 ciltlik mesnevi bu aşk üzerine ortaya çıkmıştır. Benimse hayatımda cismi değişen Tebriziler var. Ben ömrüm boyunca Tebrizi’yi bulmaya çalışıyorum ve her yürekte bu yazıları doğuruyorum. Anlat bakalım, aşk değil de nedir senin yaşadıkların?} Aşk ‘onu öptüğünde salıncakta sallanıyor gibi hissetmek’tir. {Sallandığını hissetmiyor musun?} Kendimi anlamaya çalışıyorum. Bunun (tanımsızlıklarımın) bir geçiş dönemi olduğunu sanıyorum. (umuyorum) {Herkes kendisini anlamaya çalışıyor hayatı boyunca. Nedir senin kafanı kurcalayan? Neden bu kadar sorguluyorsun?} Kendimi sorguluyorum ama sebebi yok. Kendimi anlamak istiyorum. Bu benim seçimim. {Kimse kendisini çözemiyor ve anlayamıyor. Ama hayatından memnun olmadığın bazı şeyler var değil mi? Hâlbuki kendi tercihlerini yaşıyorsun.} Mutlu olmadığımı ve edemediğimi biliyorum. Bu beni üzüyor. Çünkü kendi tercihlerim. {Peki, ne olsaydı da mutlu olurdun? Bunun cevabı var mı sende?} Şu an yok ama yarın olur mu bilemem.  Birine evet demek tüm dünyaya hayır demek mi? Evet bunu çok düşünüyorum bu aralar.  Ama bütün bunlar geçecek biliyorum. {Mutlaka…} Bu kargaşa bitecek. Sadece biraz zaman… {Kesinlikle… Sağlam adımlarla ilerlemişsin bugüne kadar. Herkesin yanlışları vardır, hata yapma hakkı da. Bir yerde okumuştum: “Hiçbir zaman 3 gün üst üste yağmur yağmaz. Atmosfer bile 3. gün değişir.” diyordu. Kötü günler 4. gün geçecektir. Dediğin gibi, sabır ve zaman…} Seni tanımak çok büyük şans. Buna eminim. En azından şimdilik… {Çok doğru bir cümle kurdun farkında olmadan: En azından şimdilik.} Şimdilik mi? {Çünkü yarın birgün buna pişman olduğun, çok sinirlendiğin, tahammül edemediğin zamanlar olacak hayatımda yer aldığın müddetçe.} İnanıyorum. {Ben duygularını gizleyemeyen biriyim. Sevgimi de nefretimi de paylaşırım mutlaka. İnanmak ya da inanmamak sana kalmış.} Benim problemim bu işte: Senin anlattığın ben ile benim aynada gördüğüm ve her gün bin bir savaşa girdiğim ben aynı değil. Kim peki bu iki ayrı insan? Bunu da şu an bilmiyorum. Tanımsızlıklar içinde zırvalıyorum farkındayım ama geçecek. {Geçecek evet. Ben de zaman zaman şaşırıyorum, bu bahsettiklerin ben miyim diye. Herkesin “kendisine sakladığı” bir kendisi var mutlaka. Dost muyuz sence?} Ben kendi içimde yaşattığım SEN’le dost oldum. O ne isterse o olsun. Sence? {Bu kadar ucuz verilmemeli dost unvanı. Benim hayatımda böyle en azından. Ben, senin için ağlayabilmeli, uykusuz kalabilmeli, senden habersiz ismine şiirler yazabilmeli ve seni üzmeli, dünyayı sana dar etmeliyim. Dost muyuz hala peki?} Evet, bende dostuz; bence dostuz.

e-günlük

Zorunlu Küresel Tatil

Formasyon derslerinin son haftasındayız. Haftanın 3 günü Aydın’ın tepesindeki kampuste sabah 9’dan öğleden sonra 14, 15’e kadar ders yapıyoruz. Bugün sabahki ders, elektrikler kesik olduğu için hoca tarafından iptal edildi. Sınıfta klimasız ders işlemek, hele ki nefes almak mümkün değil. Elektrik de olmayınca, çaresiz dersi düşürdü hoca. Bu arada Ege bölgesindeki pek çok ilde aşırı sıcaklardan dolayı 1-2 günlük resmi tatiller veriliyor ama Türkiye’nin en sıcak ili Aydın’da resmi daireler nedense küresel ısınma tatilinden nasibini alamayıp, harıl harıl çalışıyor.

En genç MisAfiR KaLeM‘im Enis Tekgül hakkında bir iki cümle yazmak istiyorum. Sevgili Enis’le, bu yılın ikinci döneminde öğretmenlik uygulamasını yaptığım Sosyal Bilimler Lisesi‘nde tanıştık. Gözlem için girdiğim ilk sınıf onundu. Sonra Osmanlıca derslerine girip, onlarla 1 saatlik bir çalışma yapmıştık. Enis’in sınıfında çok güzel bir enerji vardı. Oradaki pek çok arkadaşla iyi ilişkiler kurduğumu düşünüyorum. Hepsi zehir gibiydi de Enis, şiirle ilgilenmesi ve Özal’la ilgili bir kompozisyon yarışmasına hazırlanması sebebiyle daha çok dikkatimi çekmişti. Şiirlerini benimle paylaşmak istediğini söylediğinde çok heyecanlanmış, hepsini tek tek değerlendirmeye çalışmıştım. Sonrası malum: Enis Tekgül, en genç MisAfiR KaLeM olarak bize özel şiir çalışmasıyla e-vren günlüğü’nün Temmuz 2007 sayfalarındaki {yerini} aldı!

e-günlük

EĞRİSİYLE DOĞRUSUYLA

Bahanelere sığınmana gerek yok, çok sosyal içerikli yazılar yazmaya başladın. Sakın bundan rahatsız olduğumu zannetme. {Bu arada sanmak ile zannetmek arasındaki farka takıldım.} Bunun sebebini biliyorum: Büyüyorsun.

Şu beyaz atletli siyah beyaz fotoğrafın çok konuşuldu. Oysa Çankırı dönüşü Ankara’da bir öğle vakti çekilmişti. Sadece fotoşoplu fotoğraflarına bir yenisi eklenmişti, o kadar. Sırf o fotoğraf için özelden e.postadan mesaj atanlar oldu. Beyaz donla denize girmek artık nasıl yasaksa, bir atletli halini [de]şifre etmeyen blogger’ın 3 yılda bir omuzlarının görünmesi de bir o kadar abesti. Bursa’da çekilen turunculu mavili fotoğrafın, bugüne kadarkilerin içinde en çok beğenileniydi ama şimdi herkesin gözü beyaz siyahta. Malzeme aynı malzeme, neden tepkiler bu kadar farklı oldu ki?

Oturup ben de düşündüm, son iki VideoBlog neden çok olumlu bir tepkiyle karşılanmadı diye. Seni blogta bilip görüp tanıyanlarla gerçek hayatta yüzleşmemen gerektiğini sana her zaman söylemişimdir. İlk defa sen olmayan görüntülerini seyredenler gerçeğin sanal yansımasına alışmışlığın verdiği duyguyla ağız burun kıvırdılar. Kabul et, ne fotoğraflarındaki Evren ne de videolardaki Evren, SEN’sin. Ne gerçek bakıyorsun objektiflere ne de gerçek konuşuyorsun kameralarla.

22 Temmuz seçimiyle ilgili bir şeyler yazacaksın diye ödüm koparken, birden kalemi eline alıverdin. Şimdi dedim, dilini tutamayacak bu çocuk. Neyseki olaya çok başka bir pencereden baktın da ucuz yırttın. Sağcısı solcusu, iktidarı seveni sevmeyeni okuyor seni. Evren acaba bugün ne yazmış? diye sevip sayıp gelen birinin gönlündeki partinin hezimetine ya da zaferine dil uzatsaydın çok büyük bir ayıpa imza atmış olacaktın.

Aramızda provakatörler var, bilmez miyim! Aaaa bak Evren ne yazmış, yok yok vazgeçtim okuma, seyretme, yorum yapma diyenler, düz giden tekere çomak sokanlar olmuyor değil. Aslında ben de haberdar değilim, birileri ağzından kaçırıveriyor. Sanata, sanatçıya saygıları yok diyeceğim ama senin daha kırk fırın ekmek yemen gerek.

Aydın Life‘ın yeni sayısı eşine az rastlanır bir tesadüfe imza atarak piyasa çıktı, ilk iş sayfana bakmak oldu. Solda yeni fotoğrafın ve bugüne kadar yazılmamış yazınla sen, sağ tarafında yeni fotoğrafınla aynı renkleri taşıyan bir partinin milletvekili adayı. Neyse, sen daha genç ve yakışıklısın diye gülüp geçiyorum ama tam da seçim öncesi böyle bir tesadüf sanki elinde olmadan sana siyasi bir renk katmış gibime geldi. Oysa hiçbir siyasi partiye sempatinin olmadığını biliyorum. Zaten beni, merakla beklediğim yeni yazın ilgilendiriyordu. Köşe yazarlığındaki maceranda bir dönüm noktası olan Temmuz yazını cümle aleme reklam etmekte fayda var. Şöyle çarşaf çarşaf ser de bunca övgüm boşa gitmesin :)