Monthly Archives

Mayıs 2007

e-vreniyyat

ANLADIM

Esmer rüzgarlar eser batıdan güneye. Güneyde ses soluk kesilir. Bir zamanların tanıdık kokusu egenin bağrında, bir an yaban bir tada dönüşür. Sevda siyah yazılara dökülür, mekanik tellerde. Cesaret ister esmer rüzgarlar, güneyin buz kesmiş duvarlarından. Yürekteki aşk, hayallerin, hedeflerin karşısında keser sesini soluğunu. Esmer rüzgarlar da katılır, güneyin sırrına. Susar, gömülür sessizliğe. Ve Amerika’yı yeniden keşfetmeyi göze alır, esmer rüzgarlar. Alışırlar yol gözlemeye… Ve Can Yücel’le seslenir Esmer rüzgarlar son kez Güney’e:

ANLADIM

Bunca zaman bana anlatmaya çalıştığını,
kendimi bulduğumda anladım.
Herkesin mutlu olmak için başka bir yolu varmış,
Kendi yolumu çizdiğimde anladım..
Bir tek yaşanarak öğrenilirmiş hayat, okuyarak, dinleyerek değil..
Bildiklerini bana neden anlatmadığını, anladım..
Yüreğinde aşk olmadan geçen her gün kayıpmış,
Aşk peşinden neden yalınayak koştuğunu anladım..
Acı doruğa ulaştığında gözyaşı gelmezmiş gözlerden,
Neden hiç ağlamadığını anladım..
Ağlayanı güldürebilmek, ağlayanla ağlamaktan daha değerliymiş,
Gözyaşımı kahkahaya çevirdiğinde anladım..
Bir insanı herhangi biri kırabilir,
ama bir tek en çok sevdiği, acıtabilirmiş,
Çok acıttığında anladım..
Fakat, hak edermiş sevilen onun için dökülen her damla gözyaşını,
Gözyaşlarıyla birlikte sevinçler terk ettiğinde anladım..
Yalan söylememek değil, gerçeği gizlememekmiş marifet,
Yüreğini elime koyduğunda anladım..
”Sana ihtiyacım var, gel! ” diyebilmekmiş güçlü olmak,
Sana ”git” dediğimde anladım..
Biri sana ”git” dediğinde, ”kalmak istiyorum” diyebilmekmiş sevmek,
Git dediklerinde gittiğimde anladım..
Sana sevgim şımarık bir çocukmuş, her düştüğünde zırıl zırıl ağlayan,
Büyüyüp bana sımsıkı sarıldığında anladım..
Özür dilemek değil,
”affet beni” diye haykırmak istemekmiş pişman olmak,
Gerçekten pişman olduğumda anladım..
Ve gurur, kaybedenlerin,acizlerin maskesiymiş,
Sevgi dolu yüreklerin gururu olmazmış,
Yüreğimde sevgi bulduğumda anladım..
Ölürcesine isteyen, beklemez,
sadece umut edermiş bir gün affedilmeyi,
Beni af etmeni ölürcesine istediğimde anladım..
Sevgi emekmiş,
Emek ise vazgeçmeyecek kadar,
ama özgür bırakacak kadar sevmekmiş…

Can Yücel

facebook’evreni facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik 

e-vreniyyat

Savunmasız Cümlelerim

Öleceğim öleceğim” dedin de öldün sonunda. Öldün de başın göğe mi erdi? Ayakların yere basmazdı, girdin de yerin dibine iyi mi oldu?

Bir çınarı çınar yapan, asırlık gövdesi değil yalnız. Yalnız başına onu dev yapan binbir yaprağıyla, yüzlerce dalıydı. Böcekler konar, kuşlar uçardı. Gölgesi bir vardı, gölgeliydi. Bir yoktu gölgesi, her yanı aydınlıktı. Kolu kanadı kırık değildi, ayakları yere sağlam basardı. Başı göğe erse de, aklı bir karış havada olmazdı. Çınarlar, çınarlıklarını bilirdi.

Her yer sen oluyor, herkes sen… Maviye boyalı bir renkle dolaşıyor yer yüzünde bütün yerliler. Beni sana soranlar, seni bana anlatanlar… Cevap bekleyenler, sade sorusu olanlar… Uzun ince bir yolda yürüyenler, gece gündüz yol gidenler… Unut diyorlar, unutturma diyorlar, gitme deseler, kal da demiyorlar.

Her yer sen oldu. Sağım solum, her yanım sen. Maviye boyalı bir renkle dolaştım durdum, gözlerimde denizin bulanıklığıyla. Görenler ağlamış dedi, duyanlar duygulanmış sandı. Her soruya cevap verdim, tek tek. Her bir yanıtımda öldüm ben, birer birer. Artık kan kırmızısı benim cümlelerim. Bir o kadar da savunmasız…

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

VideoBlog

Telefonla Radyoya Bağlandım :)

Aydın Life‘ın aylardır beklenen son sayısıyla güncelliğini bir türlü kaybetmeyen yazım da görücüye çıkmış oldu. Bir blog yazarı olarak “Basit Yaşama“yı ele almak, kanımca cesaret isteyen bir davranıştı :)

Yazının e-vren günlüğü’nde yayınlanmasının hemen ardından sevgili Salih, Radyo Gençlik’teki programında Basit Yaşayacaksın‘ı okumak için izin istedi. İnsanın iç sesinden duyup da kaleme aldığı kendi yazısını bir başkasının -hele ki çok sevdiği bir insanın ağzından- duyması çok başka bir duyguymuş. Salih benim yazımı programında okur da ben telefonla canlı yayına bağlanıp kendisine canlı canlı teşekkür etmez miyim hiç :)

Aydın Life Yazıları

BASİT YAŞAYACAKSIN!

BASİT YAŞAYACAKSIN!

{Evren’in Aydın Life Dergisi Mayıs sayısındaki yazısıdır}

Basit yaşayacaksın, basbasit. İki çift ayakkabın olacak, iki çift pantolonun, iki gömleğin, bir kazağın… Herkes saçını boyatırken sen doğal renginde bırakacaksın. Berbere gitmeyecek, kuaförün önünden geçmeyeceksin. Ne sigaran olacak ne alkolün. Karı-kız muhabbetlerine girmeyeceksin. Adam olmaya çalışmayacaksın; adam gibi olacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Televizyon, klima, müzik seti için ayrı ayrı kumandaların olmayacak. Olsa da hepsinin tek bir açma düğmesi olacak. Cep telefonun olmayacak, olsa da kullanmayacaksın; kullansan da içinde 100 kontörden fazla kontör olmayacak. Her GSM operatöründen birer tane hattın olmayacak. Tek hattın olacak, birini açıp diğerini kapatmayacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Faturalara otomatik ödeme talimatı vermeyeceksin. Onları gidip paşa paşa kendin yatıracaksın. Bahaneyle halkla bütünleşeceksin. Kredi kartı almayacaksın, zorla mı verdiler kullanmayacaksın. Kullandırttılar mı taksite böldürmeyeceksin. Borcunu gidip bankamatikten zarflı/zarfsız yatırmayacaksın. Hususi bankaya kadar zahmet edip, vezneden yatıracaksın. Banka personeliyle de yüz göz olacaksın. Her bankanın kredi kartı illaki cüzdanında olmayacak. Cüzdanını her açtığında onlarla hava atmayacaksın. Kredi kartlarının limiti kadar değil, maaşın kadar zengin olduğunu unutmayacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

İnternetten alışveriş yapmayacaksın. Kitapmış, telefonmuş hepsini gidip ellerinle dokunarak alacaksın. Kitapçının raflarında dolaşacak gözlerin, sayfalarını açıp o kâğıt kokusunu çekeceksin içine. Esnafla da içli dışlı olacaksın. Sanallaşmayacak, elle tutulur gerçek bir insan olacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Sırf yürüyen merdiveni var diye devasa alışveriş merkezlerine gidip, oralarda gezip dolaşmayacaksın. Hadi gittin diyelim bir seferde bilmem kaç yüz ytl’lik alışveriş yapmayacaksın. Hayatta sana neler lazımsa sadece onları alacaksın. Biraz sokağa inip bakkalla çakalla da sohbet edeceksin. Gösterişli ışıl ışıl vitrinlerin önünde, rengârenk reyonlarda gezeceğine parklarda bahçelerde adım atacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Büyük hayallerin olmayacak. Boyunu aşan laflar etmeyeceksin. Ağzından çıkanı kulağın duyacak, duymadan önce içinden on defa düşünüp tekrar edeceksin. Sözünün arkasında duracak, tükürdüğünü yalamayacaksın. Sözünün eri olacak, “lâf” ile “söz” arasındaki ince ayrıma dikkat edeceksin. En güzeli basit yaşayacaksın!

Saçın için ayrı, vücut için ayrı şampuan; yüzün için ayrı, elin için ayrı, ayakların için ayrı krem kullanmayacaksın. Yüz maskelerin, peelinglerin, gece kremlerin, ter önleyici spreylerin olmayacak. Jöle kullanmayacak, saç spreyini eline almayacaksın. Doğal geldin dünyaya, doğal olacaksın. En güzeli basit yaşayacaksın!

Yan apartmandaki komşuna bayram tebriği için cepten mesaj çekmeyeceksin. Mesaj çektin diyelim, öyle yüz kişiye yolladığın hazır mesajlardan yollamayacaksın. Bir zahmet yola düşüp el sıkacaksın, kucaklaşacaksın, gerekirse el öpeceksin. Çocukların başını okşayacak; onlara mendil, çikolata, bayram harçlığı vereceksin. Öyle her canın sıkıldığında telefona sarılmayacaksın. Gidip eşin dostun, arkadaşın kardeşin boynuna sarılacaksın. 3-5 tane elektronik posta adresin olmayacak. Olacaksa bir tane olacak. Öyle zırt pırt da e-posta yazmayacaksın. Alacaksın eline kâğıdı kalemi, özene bezene mektup yazacaksın. En iyisi basit yaşayacaksın!

“Neyim eksik, neyim yok, neye ihtiyacım” var demeyeceksin. Nelere sahipsin onları düşüneceksin. Aza kanaat getirecek, çoğu bulabileceksin. “Hep bana hep bana” demeyecek, biraz da sağına soluna bakacaksın. Kafan yukarıda değil, aşağılarda gezecek. “Seviye seviye” diye tutturup, üst kültür insanı gibi ortalıkta dolaşmayacaksın. Biraz da geçmişine bakıp, her zaman haddini bileceksin. En iyisi basit yaşayacaksın!

“Başımı sokacak bir göz evim olsun” diyenleri, kaloriferli, asansörlü, deprem sigortalı, çift camlı lüks dairende oturduğun yerden yadırgamayacaksın. Bir adada bir modada evin; iş için ayrı, gezi için ayrı arabaların olmayacak. Biraz da otobüse binecek, trenlerde seyahat edeceksin. Yan koltuğunda oturan yol arkadaşınla sohbet edecek, gazeteni okumasına izin vereceksin. Unutma sen Türk’sün, geleneklerini, geçmişini, değer yargılarını unutmayacak, herkesi potansiyel tehlike olarak görmeyeceksin. İçin fesat olmayacak, art niyetli düşünmeyeceksin ki karşıdaki masumu da öyle görmeyeceksin. En güzeli basit yaşayacaksın!

Öyle çok büyük adam olmayacaksın. Aydın’ın bulvarında elini kolunu sallaya sallaya dolaşacaksın. İnsanlar sana paran, mevkiin için değil “sen” olduğun için güler yüz gösterecek. Saygı gördüğün zaman, içinde soru işaretleri olmayacak. Her gün ayrı bir kıyafetle salınmayacaksın ortalıkta. Ulaşılmaz edalarıyla tepeden bakmayacaksın kimseye. Yolda tökezlediğin zaman başkaları gibi sen de gülebileceksin kendine. Fazla ciddiye almayacaksın kendini, dalga geçmeyi bileceksin kendinle. En iyisi basit yaşayacaksın!

Ölmeyecek kadar yiyecek, bir kuru soğan, bir dilim ekmekle yetinmeyi bileceksin. Sağlığın yerinde mi; bunun en büyük zenginlik olduğunun farkında olacaksın. Etrafındaki sevenlerinin, “yoksulluğun, sıradanlığın, ulaşılabilirliğin, alçakgönüllülüğün”den dolayı yanında olduğunu, malın mülkün için seni sevmediklerini bilecek, daha bir huzurlu olacaksın. Büyük adamların büyük dertleri olur misali, bu dünyada basit yaşayacaksın, basit! Şairin de dediği gibi “rakı şişesinin dibinde balık” olacaksın. Hiç başın ağrımayacak! Basit yaşayacaksın, basbasit!

e-günlük

OKUMUŞUM

Gündüz aklıma geldi, uzun süredir okuduğum kitaplar hakkında yazı yazmadığım. Akşam da Çilekli Pasta daha çok kitap tavsiyesi eklemelisin deyince aklımdaki fikri yazıya dökmeye karar verdim. Her okuduğum kitabı eklemeye vaktim olmuyor. Ben de bundan böyle şöyle bir formül buldum:

Geçtiğimiz Nisan,

Dram Sanatı – Sevda ŞENER – Dost Yay.
Kent Enstitüleri – Prof. Dr. Adil TÜRKOĞLU – Anı Yay.
Özdemir Aasaf’ça – Özdemir ASAF – İş Bankası Kültür Yay.
Benden Sonra Mutluluk – Özdemir ASAF – İş Bankası Kültür Yay. kitaplarını okudum. Özdemir ASAF’ın kitapları benim için ayrı bir yere sahip. Ömrüm boyunca Özdemir ASAF okumaya devam edeceğim.

Mayıs henüz bitmedi ama çıkana kadar da yeni bir kitabı elime alabileceğimi sanmıyorum. Şu an Yahya Kemal‘in Aziz İstanbul kitabını okuyorum. Muhteşem bir Türkçe. Y. Kemal BEYATLI bu konuda en büyüklerden zaten. Onun öncesinde Can GÜRZAP‘ın Söz Söyleme ve Diksiyon adlı kitabını okudum. Özellikle doğru telaffuz, düzgün bir konuşma becerisi, nefesi doğru kullanma kabiliyeti konularında uygulamalı bilgiler edinmek isteyenler için çok faydalı bir eser. Psikolojiye karşı her zaman büyük bir ilgim olmuştur. Bunun yanında bir dönem NLP’ye de merak salmış, Türkiye’nin ilk kişisel gelişim uzmanlarından Oğuz SAYGIN‘ın peşinden az koşmamıştım. Popüler Psikiyatri dergisini çok severim, zaman zaman bazı sayılarını alırım. 2006 yılının bütün sayılarını tek bir ciltte toplayıp satışa sunmuşlar ki, tam benim için yapılmış bir uygulamaydı :) Hemen aldım, tavsiye ederim. Bir de Sivil Toplum Dergisi‘ne abone oldum. STK adına bilgi birikimini geliştirmek ve bu konudaki makaleleri yakından takip etmek isteyenler için bulunmaz Bursa kumaşı bu dergi :)

e-günlük

ÖNCE FES, SONRA KEP

Evimizin en küçüğü mezun oldu. Annemin son göz ağrısı, en gözdesi bugün üniversite kepini aldığı gibi havaya fırlattı. Hem de 1 değil, 2 değil, 10 defa :)

Canım Efe’m, İbrahim’im… O, sülalenin hem tek efesi, hem de semazeni. Ama bizim evimizin en küçüğü, karayağızı, Emine Ninemizin tabiriyle çekirdeksiz üzümü :) Bugün onun günüydü, çünkü mezun oluyordu. Önce ekip arkadaşlarıyla bir halkoyunu gösterisi sergilediler sonra fesleri çıkarıp kepleri giydiler. Annemim en gurur duyduğu günlerden biriydi. 3 kardeşin aynı üniversitede aynı yerleşke içinde okuyor olması, çoğu kişi için büyük bir şans ve ilginç bir durumdu. Seneye üçümüz de aynı anda ADÜ’ye veda ediyoruz. Bu daha da ilginç olsa gerek :)

Aliye’nin Küçük Oğlu’na Selam Söyleyin :) 
Drama hocamız Ruken Hanım’ın daveti üzerine Yaşlılarla gerçekleştirilen bir AB projesinin kokteyline katıldık. Projeye büyük destek veren Ayla ALGAN da oradaydı. Projede, evde tek başına yaşayan yaşlılarla farklı drama etkinlikleri gerçekleştirilmiş, gerçek hayatı oyunlar eşliğinde sorgulamları sağlanmıştı. Bu proje sayesinde yalnızlıklarını unutmalarına, üretken ve aktif hale gelmelerine yardımcı olunmuştu. Bugün proje kapsamındaki yaşlılar kalabalık bir topluluğun önünde aylardır çalıştıkları drama yaşantısını sergiledir. Sonrasında da kokteylde proje çalışmaları boyunca çizdikleri resimler, ahşap boyamalar sergilendi. Ayla ALGAN, drama okulu açmıştı ve Aliye dizisinin şirin çocuk oyuncusu da onun öğrencisiyidi. Onu benim için ısırın dedim ama Ayla Hanım artık Binbir Gece’nin çocuk karakteriyle meşgulmüş :) Aliye’nin oğlunu ilköğretim 1. sınıfa kaydettirmiş :)

e-günlük

SEN DE SESİNİ DUYUR!

Son bir haftadır en özgür günlerimi yaşıyorum. Sıkım sıkım sıkıldığım günler geride kaldı. Kimse beni germiyor, kasmıyor, uykularımı kaçırmıyor. Geçtiğimiz hafta “güle güle” denilenleri de hesaba katarsam görünürde kayıp verdiğim sayılabilecek ama aslında bol kazançlı bir dönemdeyim :) Küresel Isınmayı son derece kafayı takan biri olarak da ayrıca mutluyum: Çünkü Aydın’a günlerdir yağmur yağıyor, havada güneş yok ve kış gününü hatırlatan soğuk rüzgarlar sayesinde üşüyorum.Cuma’nın gelişi Perşembe’den belli olurmuş. Koşuşturma içinde noktalanan birgün geçirdim. Özgürlüğün imzaları atıldı bol bol. Anlayan anladı, gerisi Komple Komple Burak KUT :) Cuma sabahından öğleden sonrasına kadar bir sürü güzel olay beni bekliyor. Höy löy löy!

Haziran MisAfiR KaLeM‘imiz belli, ilgili bölümde duyurusu uzun süredir var. Peki ya Temmuz? Birkaç ay önce Temmuz MisAfiR KaLeM’lik teklifini sunduğumuz arkadaşımızla bugün bir aradaydık. En genç, en yakışıklı MisAfiR KaLeM’imiz olacak kendileri. (Yakışıklı dedim, erkek olduğu ortaya çıktı :) Genç delikanlımız bugüne kadar denenmeyen bir türle merhaba diyecek e-vren günlüğü’ne, ziyaretçilere ve arama motorlarına :)