e-vreniyyat

İKİ KAHVE FİNCANI

AYNI GİBİ GÖRÜNSE DE BİRBİRİNDEN FARKLI

İKİ KAHVE FİNCANININ HİKAYESİ MİDİR BU HİKAYE

Bir öksüzün gözyaşlarıdır bu yazı. İki kahve fincanı yalandır. Kahve bir bahanedir, hepsi birer yalandan ibarettir. İçilen hiçbir kahvenin kırk yıl hatırı yoktur; atalar böyle uydurmuştur.

“Yüz, yüreğin aynasıdır.” diyenler yalan söylemişler. Göz gördüğüne, gönül sevdiğine inanırmış; saçmalıkmış. Yüz yüze sevilir ama sırt sırta veril{e}mezmiş. İnsan, bir sevdi mi sürüm sürüm sürünürmüş. İnsanoğlunun en büyük şanssızlığı, sevdiğinin onu sevmemesi, onu seveni de kendisinin sevememesiymiş.

Sımsıkı sarılmış iki kahve fincanı birbirine. Biri, “ben yarım büyüdüm.” demiş. “Annem bırakıp gitti, hiç arayıp sormadı beni.” diye dert yanmış. Ölmeden mezara girmiş kahve fincanı, hayatta tek başına yol almış. Elden ele dolaşmış, fallara aracılık etmiş, insanlara umut dağıtmış, kabaran yüreklere ferahlık getirmiş. “Ama” demiş kahve fincanı, “bir tek kendi yüreğimin feryadını susturamadım!”

“Sus!” demiş diğer kahve fincanıı. “Ben de bir kolum olmadan nefes aldım bu hayatta. Annem gerçekten de öldü benim. İstemese de terketti beni. Ölmeseydi ama seninki gibi arayıp sormasaydı keşke beni. Yeter ki yaşıyor olduğunu bilseydim.” demiş. O da, fincan olalı, içi sıkılanları mutlu etmiş, elden ele dolaşmış, umutlarını yitirenlerin gönüllerine su serpmiş.

“Yıllardır aradığımız, aslında birbirimizdik.” demiş her iki fincan da. Telveleri dibe çöker, yeniden köpüklenir, yıkanır, tekrar ilk günkü tazeliklerini kazanırlarmış. Boşaldıkça kahveyle dolar, doldukça da insanlara yeni hayaller sunarlarmış. Ve biri terkedilmiş diğeri öksüz iki kahve fincanı kol kanat germişler birbirlerine. Yarım büyüyen, annesi tarafından terk edilen fincan böyle söz vermiş yetim fincana: Sana sahip çıkacağım.

Gün gelmiş, hayatının en büyük darbesini yemiş öksüz fincan. İnsanoğlundan görmediği kötülüğü kendi canından görmüş. “Annesizlik nedir bilemezsin” diye ağlayan terkedilmiş fincan, sorgusuz sualsiz, sessiz sedasız terk etmiş büyük sözler verdiği öksüz kahve fincanını. O günden beri bir daha hiçbir fincanla yan yana gelememiş öksüz fincan. Artık kimseye fallarıyla umut dağıtmamış, bütün yürekleri kabartmış, gözyaşları göstermiş, bütün kısmetli balıkları telvelerinin arasında saklamış. Yüreğinin acısı hiç dinmemiş, göz yaşı hiç kurumamış. Öksüz fincan anlamış ki; yüz, yüreğin aynası değilmiş.

{Fotoğraf Çekim: Evren / İzmir Kızlar Ağası Hanı / 12.02.2006}

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

3 Yorumlar

  • Yanıtla Sudiye 01 Temmuz 2011 at 10:48

    Her zaman birileri birilerini ya hiç anlamıyor, ya da anlıyorum dediği halde bırakıyor. Anlıyorum, bırakmayacağım sahib çıkacağım derken mi erken davranıyor yoksa,ne oluyor da bugün bir şey söylerken yarın söylediğinin arkasında bile duramayıp geliyorum derken arkasını dönüp gidiyor.Öksüz fincan olmak zor…

  • Yanıtla sultan 27 Aralık 2009 at 23:42

    Bu kadar karamsar olmaya gerek yok .Hayatta gerçekten sözünde duran sağlam dostlar var,inci tanesi gibi nadir olsalar da bulunmaz değiller:)

  • Yanıtla gizem 31 Ekim 2008 at 14:53

    İzmir kızlaragasındaki kahveyi baska bi yerde içmedim içecegimi de sanmıyorum …

  • Bir Cevap Yazın