Monthly Archives

Ocak 2007

e-günlük

Sıra Dışı Yaşam Becerileri

Uzun süredir okuduğum ancak son haftalardaki olaylardan dolayı bir türlü elime alamadığım Melih ARAT‘ın Sıra Dışı Yaşam Becerileriadlı kitabını nihayet bitirebildim. Son derece yararlı bulduğum kitap, öyle okumuş olmak için okunacak, bitirdikten sonra kapağını kapatıp rafa kaldırılacak bir özellik taşımıyor. Elde kalem, sürekli notlar alarak ve çoğu bilgileri hemen uygulamaya geçirerek günlük yaşamda ciddi bir geri dönüşüm elde edilebilecek bir kişisel gelişim kitabı.

Sıra Dışı Yaşam Becerileri’ndeki bilgilerin hemen hemen hepsi son derece yararlı, uygulanabilir nitelikte. Ama Melih ARAT kitabının 208. sayfasında insanları Önden Motorlular ve Arkadan İttirmeliler olmak üzere o kadar hoş bir benzetmeyle iki ayrı gruba ayırmış ki çok güldüm. ARAT, diyor ki:

Önden Motorlu insanlar, kendi kendilerine harekete geçebilen, kendilerine verdikleri sözleri tutabilen, tek başlarına erkenden kalkıp yürüyüşlerini yapabilen, başkalarına söz vermeden projelerinde ilerleyebilen insanlardır.

Arkadan İttirmelilerse, ancak dış kaynaklı itici bir kuvvet olduğu zaman iş yapan, sınav günü gelince çalışan, patrona mahçup olmamak için işini tamamlayan, ancak sunum yapılacak günün gecesinde projeyi bitiren insanlardır.

Kitabın künyesi: Sıra Dışı Yaşam Becerileri, Melih ARAT, Varlık Yay., 2006 İst.

e-vreniyyat

BEN OLSAYDIM…

Ben olsaydım, düşüncesi ne olursa olsun kimseyi öldürmezdim.

Rahatsız olduğum kişiyle onun silahıyla savaşırdım. Yazıyorsa ben de yazar, konuşuyorsa ben de konuşurdum. Onun, ona muhtaç çocuklarının olduğunu göz ardı etmezdim.

Ben olsaydım ettiğim Hipokrat Yemini‘ni tutar, tutamıyorsam doktorluk mesleğinden istifa ederdim. Bilirdim ki, mesleğim icabı yapacağım yanlışların telafisi yoktur.

Ben olsaydım eşimin, dostumun, arkadaşımın, kardeşimin kötü gününde yanında olur, üzüntülerimi ona telefonla veya sms’le bildirmezdim.

Ben olsaydım, aylar sonra birden ortaya çıkıp başsağlığı dilemezdim. Dileyeceksem de bunu dijital yorumla yapmazdım. Ne böylesine yüreksiz ne de yüzsüz olurdum!

Ben olsaydım hırsız olmazdım. Kimsenin mahremine el uzatmaz, helal parayla namusumla yaşamaya çalışırdım.

Ben olsaydım, birinin başına kötü bir olay geldiğinde mağdurun acısını paylaşır, {mahalle dedikoducuları gibi} olayın ayrıntılarını öğrenmeye çalışıp onu daha da acıya boğmazdım.

Hem ben olsaydım, her durumdan kendime vazife çıkarmazdım!

Hayalet gibi ortalıkta dolaşmaz, insansam insan gibi yaşar; yok değilsem pılımı pırtımı toplar doğal yaşam ortamıma geri dönerdim!

facebook’evreni facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

HIR/SIZ!

Son on gündür kötü şeyler oluyor: Anneannemi kaybettik. Ertesi günün akşamı abimin evinde neredeyse yangın çıkacaktı ve Denizli’den başsağlığına gelen halamlar uyanmasaydı kötü şeyler olabilirdi. Ve bugün hem bizim hem de abimin evine hırsız girdi!

Hırsızın girdiği ev ne kadar da soğuk oluyormuş. Mahremine el uzatıyor. Evin en gizli yerlerine kadar her yeri açıyor, bütün eşyaları dağıtıyor. Evden çıkıp geri dönmem sadece 30 dakikaydı. Ve muhtemelen gözetlenmiştim. Eve geldiğimde hem bizim hem de abimin kapısının aralık olduğunu ve kilitlerin kırıldığını görünce hemen geri döndüm. İlk işim 155’i aramak oldu. Herkes gelene kadar evin önünden ayrılmadım. Öyle ya, kısa bir süreliğine evden ayrılmıştım ve hırsız hala içeride olabilirdi. Hırsızlar öylesine cesur ki artık güpegündüz iki evi birden yerle bir etmeyi çok iyi beceriyorlar.

Uyumayı düşünüyordum ki ama annemin telefonuyla evden çıkmak durumunda kalmıştım. Bir sürü senaryo yazıyoruz hepimiz. Olan oldu artık. Belki parmak izlerinden suçlu ortaya çıkabilir, bekleyip göreceğiz.

Allah’a şükür, yerine koyulamayacak bir kaybımız yok. Kapılarınızı iyi kilitleyin demeyeceğim; bir işe yaramıyormuş. Alternatif güvenlik yöntemlerine de başvurmakta fayda var.

e-günlük

25. SAAT

Neler olmuş neler bitmiş…Benim sosyo-toplumsal gönüllü arkadaşım Ayben, harika bir yazıyla e-vren günlüğü’nü renklendirdi. Kısa ama öz yazıydı.

Canım kardeşim Hikmet, Şubat’ta MisAfiR KaLeM olarak beni hayrete düşürmeye hazırlanıyor. Edebiyatçılığını konuşturup, fotoğrafları kadar muhteşem bir yazı ortaya çıkardığından hiç şüphem yok.

yunusevren.blogcu.com’da sık sık e-proje yapardım diğer blogcu arkadaşlarla. Umar‘la bu geleneği e-vren günlüğü’nde de başlatmış oldum, bir vesileyle. Özlemişim böyle ortak ürünler ortaya çıkarmayı.

İlkokul öğretmenimin izini buldum. 3-5 güne kadar müjdeli haberi yazacağım ayrıntılarıyla. Ama önce ben bir üzerimdeki şoku atlatayım…

3 haftalık tatile girdim ama gündem epey kabarık:

Sevme Sanatı, Öğretici Ruh, Sıradışı Yaşam Becerileri kitapları bir an evvel okunacak.
Şu Avrupa Birliği Projesine adam gibi bir isim bulunacak :)
İngilizce kursunun ilk 8 ünitesi detaylı bir şekilde tekrar edilecek.
Akşamüzeri sağlıklı yaşam yürüyüşlerine tekrar başlanılacak.
Ziya‘nın arkadaşıyla görüşülüp, gitar kursu için gün belirlenecek.
Spor salonuna gideyim mi gitmeyeyim mi, iyice oturup düşünülecek :)
Okul açılmadan önce bir haftasonu Manisa’ya Harun‘un yanına, bir başka haftasonu da Marmaris’e Mustafa‘nın yanına gidilecek.
Unutma, Şubat sayısında Şiir Antolojisi veren Kitap-lık dergisi alınacak. Hemen bitiyor :(

e-günlük

Hüss Mekdanıls’ı Fethetti

Önce müjdeli haber: Hüss, bu sabah tekrar Galatasaraylı oldu. Kulağıma gelen dedikodulara göre dün akşam dedemlerde Beşiktaşlı olmuş. Nereden estiyse bugün de özüne döndü. Üç amcası Galatasaraylı olan birinin yanlış takımı tutması çok da mümkün değil zaten. 

Bir haftayı aşkın süredir Dedemin yanındayız. Cenaze evinde dura dura haklı olarak sıkıldı bizim civciv. Bu sabah kahvaltıyı yaptıktan sonra “Eeven ağça, hadi gezelim be, sıkıldım artık” deyince teyze oğlum Haktan‘la beraber tuttuk Hüss’ün ellerinden dolaştık biraz. Hüss, -onun tabiriyle- mekdanılsa gidip patates yemeyi, ayran içmeyi ve parkında oynamayı çok seviyor.

İçeri girdiğimizde çalışanların hepsi “Hüseyin hoşgeldin” diye bağırınca şaşırdım kaldım. Meğer dün akşam da kardeşim Ziya‘yla gelmiş. Çocuk üç alternatifli, çoktan seçmeli amcalara sahip olunca her istediğini yaptırıp, her yere gidebiliyor. Baktım pek bir kaynaşmış mekdanılstaki ablalarıyla. Kendisine bir ilgi alaka, bir hürmet… Hüss’ün pek çok güzel pozu varı da, “ben de çekmek istiyorum” deyip elimden makineyi alınca bazı kareleri silmiş! Onlarca bilgisayar önünde öyle güzel pozlar vermişti ki, yazık oldu hepsine :) Bu yüzden Haktan’la çektiğim fotoğrafını da koyamadım.

e-vreniyyat

Aynı Şehrin Çocukları Olsaydık

Önce “Konuş benimle” dedim, sustun. Sonra ölüm düştüğünde yüreğime, ilk senin sesin ulaştı gönlüme. Kimse yok sanırken onca kalabalığın içinde, ilk sen koşup geldin. Ben anlattım, sen dinledin. Yazdım kelimeleri siyah harflerle, sen yüreğine işledin. Gönlümden dökülen sözler yüreğinde nasıl şekillendi de sekiz dizelik bir duaya dönüştü. Öyle ya, seni umdum; nasıl da beni umursadın:

Aynı şehrin çocukları olsaydık.
Maviye dönük başlarımızı dayayacak bir omuz olsaydık.
Sözcükleri uçursaydık bir uçurtma gibi denize karşı.
Güneş batsaydı sonra, ve biz hiç kalkmasaydık.
Mağrur ama gururlu başlarımızın üzerinden martılar uçsaydı.
Kadere küfretmişliğin çekingen utangaçlığında,
bir de koyu mavinin eşliğinde yitip gitseydi düşlerimiz
ve biz batan bir günün çocukları olsaydık aynı şehrin içinde.

Yazı: Evren

Şiir: Umar TÜRKOĞLU (18.01.2007)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

e-günlük

YOZLAŞIYORUZ!

Bayramlarda, mübarek gecelerde, doğum günlerinde atılan kutlama mesajlarından dert yanarken, başsağlığı mesajlarını görünce hayrete düştüm. Acılı günlerinde birlik ve beraberlik içinde olan “bizim insanımız” teknolojinin bu kadar mı kölesi olmuştu.

Aynı şehrin içinde olunmasına rağmen edilen taziye telefonları, telefon edebilme imkanı varken atılan başsağlığı mesajları, acısını paylaşmak için messneger’da çevrimiçi olmanı bekleyen insanlar… Böyle zamanlarda insanlar kucaklaşmalı, sarılmalı birbirine, tesellide bulunmalı yüreği yanan kişiye. Oturduğu yerden başsağlığı kısa mesajı atmamalı, 10 dakikalık mesafedeyken minibüse atlayıp gelmeli, uzaktaysa en azından bir telefon edebilmeli, başsağlığı mesajını günler sonra sen msn’e girince ileti şeklinde göndermemeli. İnsanoğlu bu kadar değer yargılarını yitirmemeli, böylesine yozlaşmamalı…

Sözüm, bana sadece messenger, eposta yoluyla ulaşabilenlere ve sadece telefon numaramı bilenlere değil. Lakin, herkes üzerine alınmakta serbest…