Monthly Archives

Ağustos 2006

e-günlük

YÜZYILIN AŞKLARI

Yaşaya geldikleri hayatlarını hiç düşünmeden terk ettiler. Ailelerini kaybetme pahasına arkalarına bakmadan yeni bir sevdaya yelken açtılar. Sırılsıklam aşık oldukları kadın ya da erkeğin uğruna canlarını feda ettiler. Ama hayal ettikleri büyülü aşkı hep yarım yamalak yaşadılar.

Can DÜNDAR‘ın, Adnan MenderesAyhan Aydan aşkından, NâzımPiraye aşkına, Yılmaz GüneyFatoş Güney aşkından, Yıldız KenterŞükran Güngör aşkına kadar ülke gündemini meşgul eden pek çok sevdayı konu edindiği “Yüzyılın Aşkları” kitabından bahsetmeyeceğim. Orada bahsi geçmeyen bir ayrıntıya değineceğim sadece.

İsmini vermeyeceğim ama bu yazıdaki ismi Celal olsun. Canım kadar sevdiğim Celal abimle 45 dak. süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdik birkaç saat önce. Dertliydi, mutsuzdu ve büyük bir çıkmazdaydı. Uzun bir süredir hayatında bir kız var, ortak hayaller kurduğu. Seviyor, seviliyor… Ancak Celal abinin annesi bir türlü kabul etmiyor, onaylamıyor onların sevdasını. Bu konu her açılışında ortam gerginleşiyor, işler iyice sarpa sarıyor. Ve Celal abim, derin bir ümitsizliğe gömülüyor, her geçen gün.

Ana-baba rızası olmadan gerçekleştirilen evliliklerin ömrü de, huzur durumu da bilimsel olarak “olumsuz” olarak tespit edilmiştir bugün. Zorluklar yaşanıyorsa, itiraz sesleri yükseliyorsa “bunda bir hayır vardır” demek en doğrusu sanki. İşte bütün bunlar konuşulurken telefonda, “Yüzyılın Aşkları”nda insanın yüreğini kabartan efsanevi aşk masallarında atlanılan bir detay geldi aklıma:

Kitapta bahsi geçen 10 “ateşli aşkın” kahramanlarının çoğu ailelerini, sevdaları uğruna terk etmişler; sevdiklerini geride bırakmışlar, alışageldikleri hayatlarına veda etmişlerdi. Çoğu, arzu ettikleri “büyülü sevdayı” yaşayamadı. Ya aldattılar, ya aldatıldılar, ya hasret çektiler ya da süründüler… Ailesini hiçe sayıp sevdaya yelken açan yürekler nedense ömürleri boyunca gülemedi… Ama kitapta bu ayrıntının altı hiç çizilmedi.

e-vreniyyat

BENİ UNUTMA

Zaman yok… Tarih yok… Ad soyad desen, o hiç yok. Her zamanki gibi beklenmedik bir anda değdi gözlerin gözlerime. Hesabını yapmadım, ne zamandır yabancıyım sana. Unuttuğumu sanmıştım, daha doğrusu seni kendime unutturabildiğimi… Seni hatırladığımda unutamadıklarım da varmış; bunu fark ettim. Savrulup giderken dağın yamacına, baktın ardımdan biliyorum. Hesap etmediğim zamanın içinde gözüne değmeden gözlerim, kaybolup gittim. Seni görmedim, sormadım, senden haberdar olmadım bir daha.

En olmadık zamanlar gülerdim, sessizliğimde. Sen, hiç beklemediğim zamanlarda şakalar yapardın çünkü. Bizden, iyi birer masal kahramanı olurdu. Güzel bir çift, iyi bir dost, sağlam bir sevda…

Beni unutma… Unutama… Sen de bunu isterdin hep… Hayatından çıkmamamı dilerdin… Senden iyi bilen yok, tel örgülerin ardında benim yüreğim. Sahipsiz, sevgisiz yaşayamıyor. Boş bırakmaya gelmiyor.

Hatırlamasam seni… Unutsam…

facebook sayfası: http://tr-tr.facebook.com/evrensoyucokphotoblogger

facebook’evreni: http://www.facebook.com/evrengunlugu

twitter’evreni: https://twitter.com/#!/evrengunlugu

e-vren’i reader’dan anlık takip et: http://www.evrengunlugu.net/feed/

e-günlük

GÖÇMEN HAYATLARA DAİR

O’na biz Hatice Nine diyoruz. Çocukluğumdan beri yaşamımda olan, gurbetin insanı… Kendimi bildim bileli Hatice Nine, örgü örerdi ve gözleri hep az görürdü. Ramazan iftarlarında bizim soframızın vazgeçilmez isimlerinden biriydi. Uzun bir aradan sonra dün kendisini ziyaret ettim. Aydın Life dergisinin 3. sayısı için Aydınlılarca pek bilinmeyen Göçmen Mahallesi hakkında bir yazı yazacaktım ve bu mahallenin tarihini, onun en eski sakinlerinden dinlemek istedim. Çaldığım ilk kapı Hatice Nineydi. O’nun yaşam hikayesi öylesine etkileyiciydi ki, ikinci bir kapıyı çalmaya gerek duymadım. Programım değişmişti. Üçüncü sayının konusu Göçmen mahallesi’nin 90’lık sakini Hatice Nine’nin “”göçmen hayatı” olacaktı.

Bu gün ailecek tekrar ziyaretine gittik, dergi için fotoğraflarını çektik. Hatice Nine’nin hüzün dolu hikayesini Eylül’de {buradan} okuyabilirsiniz.

e-vreniyyat

SANAL AŞKLAR

Kimse görmedi internette başlayıp aşka dönüşen bir arkadaşlığı. Bugüne kadar kimse şahit olmadı, evliyken sanal sevgili edinildiğine. Kimsenin aklının ucundan geçmedi çocukları olan birinin sanal sevgilisiyle kaçamak bir ilişkiye başlayabileceği ihtimali. Henüz dünyanın çivisi çıkmamıştı ve başımıza taş yağması için hala sütten çıkmış ak kaşıktık. Kimsenin ruhu bile duymadı.

Göremeden, dokunamadan, kokusunu hissedemeden doğan bir aşka insanlar alışkın değildi pek. Sanal dünyanın sonsuzluğunda binlerce alternatiften biri elbet birgün aradığı insan olacaktı. Burası daha heyecanlı, daha kışkırtıcıydı. Eşini de işini de çocuğunu da unutturuyordu insana.

Sanal sevdalarına kimse şahit olmadı. Kimse onları bir arada görmedi. El ele hiç dolaşmadılar. İlk mekanı iki monitörken dört duvar arasına sıkışmaya mahkum bir sanal aşkın içinde bocalayıp kaldılar.

Bedenleri aç olunca birbirlerinin sevgileri de sabun köpüğü gibi sönüp gitti. Her akşam yuvalarına döndüler, her sabah yeni birilerinin sanal profilinde açtılar gözlerini. Yeni heyecanlar, yeni tenler, yeni fanteziler takip etti birbirini.

facebook sayfası: http://tr-tr.facebook.com/evrensoyucokphotoblogger

facebook’evreni: http://www.facebook.com/evrengunlugu

twitter’evreni: https://twitter.com/#!/evrengunlugu

e-vren’i reader’dan anlık takip et: http://www.evrengunlugu.net/feed/

 

e-günlük

BİR TELEFON…

Telefonlar edilmiyor. Şikayetler üst üste geliyor. Sevilen aranılmak istiyor, seven bir dünya bahane gösteriyor.

Bir telefon ve ardından bir “alo” ediliyor. Bir dünya kötü söz takip ediyor birbirini. Sevdalar sıkışıp kalmışken messengerlara, 160 karakterlik hazır mesajlara, bir “ALO” koca bir sevdayı tuzla buz ediveriyor.

e-günlük

KMS Nedir?

KMS aslında çok bizden. Çok bildik. Çok da tanıdık. KPSS, KPDS gibi bir merkezi yerleştirme sınavının kısaltılması değil. Bizim çokca kullandığımız ama hep ingilizce karşılığının kısaltmasını tercih ettiğimiz bir tamlamanın baş harfleri.

Bu gün Kanal Türk’te bir programın altında yazıyordu: Bilmem ne hakkında ne düşünüyorsanız KMS bilmem kaça yazıp gönderin…

Ben sorudan çok KMS’nin ne anlama geldiğine takılmıştım ki, kısa sürede çözdüm. Kanal Türk, adına yakışır bir şekilde bizim bas bas bağırdığımız SMS (Small Message Service)’in Türkçe karşılığı Kısa Mesaj Servisi’nin baş harflerinden oluşan kısaltmayı kullanmayı tercih etmişti.

Küçük de olsa bir yerlerden başlamak, Türkçemize sahip çıkmak gerekiyor. Değil mi SMS’ciler !

e-günlük

SEMAVER

Sait Faik‘in Semaver‘inden bahsetmeyeceğim.

Uzun bir aradan sonra bu gün bizim evin bahçesinde doya doya içtiğimiz semaverin çayından bahsedeceğim. Eskiden beri semavere karşı bir sıcaklığım vardır. Bir de çay tiryakisi olunca semaver benim için daha da büyük önem arz ediyor. Mezuniyet pikniğinde semaveri yakmayı becerememiş, yarım yamalak çay içmiştik ama bu gün tadını çıkardım :)