e-vreniyyat

CENNET – CEHENNEM SINAVI

CENNET – CEHENNEM

SINAVI

Dört gün üst üste sosyal incelemedeyim Deniz Feneri‘ne başvuran ailelerle. Her bir ev ayrı bir hikaye, ayrı bir yürek acısı. Her kapıdan bambaşka dünyaya dalıyorum ve her seferinde sahte dünyayla yüzleşiyorum dışarı çıktığımda. Ekmek yok, para yok, huzur yok, kıyafet yok, yok, yok… “Bu insanlar Aydın’da mı yaşıyor.” diye şaşırıyorken ilk zamanlar, artık “bu insanlar yaşamayı  nasıl başarıyor” diye şaşırıyorum. Gösterişin akın akın aktığı Adnan Menderes Bulvarı’nın bir arka sokağında bitmek bilmez aile dertleri… Bir giydiğini bir daha giymeyen bir insan seli akıyor, gecelerce aç yatan pencerelerin hemen yakınından. Dert bir değil bin, yaz yaz bitmiyor dosyalara. “Onca dertten insan yakasını nasıl kurtarır” derken, görüyorum ki ne gereksiz dertlerle dertleniyorum. Beni, ben ilgilendiriyor. Dönüp önce kendimi sorguluyorum: İlahi sınavı unutuyorum, fani sınavların ortasında. Sahte dünyalara dalıp, göremiyorum yaşanılması en ağır gerçek hayatları.

 

 

En zoru kalanmış, giden olmaktan Ve bekleyen olmakmış, beklenilmek olmaktan.  Seven olmakmış yüreğe ağır gelen, sevilen olmaktan. Her bir şifre özenle dağıtılınca her bir cümleye… Remz’ler bir bir işlenince kelimelerin ruhuna… Kolay mı e-vren’in günlüğü’nü çözmek? Gittin, en çok senin gidişini bekledim; en az seninkini isterken. Yirmi dört saatin üçüncü yarımında son adımını attın bu şehirden. “Döneceğim” dedin “nasıl olsa on beş gün sonra.” Bilirim, on beş defa on beş gün geçecek. Sallayamadım elimi ardından, geçemedim yakınından garajın. Unuttum saydım seni. Objektife her bakışımda sen vardın diğer tarafta. Oradan hep güzel göründü her şey. “Bak” derdin, bakardım… Şimdi ben oradan göremiyorum burayı. Ellerin dolaşmıyor deklanşörde. Giden oldun son kez, beklemiyorum ilk defa.

Bir önceki e-vren Yıllığı 2008 başlıklı yazımda ankara, aydın lisesi ve başak ölmez hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın