e-vreniyyat

Ç’NİN EZİKLİĞİ, Ğ’NİN YUMUŞAKLIĞI

A‘dan başlamayı öğrettiler bize en başta. A‘dan başlamalı Z‘ye kadar gelmeliydik, eksiksiz ve atlamadan. Önce Z‘den başlasaydık da A,B,C diye devam etseydik, olmaz mıydı? A‘nın asaleti vardı, Z‘nin rehaveti. A olmadan Z var olmadı çoğu zaman.

A-Z, C-Ç, YUMUŞAK G

Yirmi dokuz harfi sırasını bozmadan ezberlettiler de, nedense “Ç”, “C”nin gölgesinde kaldı hep. “Ç”, ezik şöhretti kendini bildi bileli. A,B,C diye sıralar, doğrudan “D”ye atlardık. Tıpkı hayattaki çoğu tercihlerimizde yaptığımız gibi. “Ç”nin çektiğini hiç bir harf çekmedi Türk alfabesinde…

Hep başındaki ünvanla anılmak durumunda kaldı bizim yumuşak “G”. İsminin başındaki aşağılayıcı lakap olmasa sanki daha bir bizden biri olacaktı “Ğ”. BBG Melih‘in, Biz Evleniyoruz Caner‘in, Kuşum Aydın‘ın, Popstar Abidin‘in isimlerinin başındaki sıfatlar kalktığında nasıl da sıradanlaşıyorlarsa , “Ğ” de “yumuşaksız”, ikinci bir “G”den başka bir şey olmayacaktı.

Bir küçük virgül de nokta da çok önemliydi bu hayatı anlamak için. Asıl marifet, “C”den sonra gelen ama hep atlanan “Ç” değil de alfabenin dördüncü harfi “Ç” olabilmekti tek başına. “A”yı beklemeden “Z” diye dikilebilmekti gururla; “G”nin izini taşımadan, başındaki şapkanın ağırlığına aldırmadan bir “Ğ” olabilmekti inatla, bu hayatta…

Ya sen hangi harfsin, bir başına… Bütün “E”leri topladım ismimin içine. Onlar benim; geri kalan 28 harf, kendi mahcubiyetin olsun da dilesin özrünü ruhumdan…  

Bir önceki e-vren Yıllığı 2008 başlıklı yazımda ankara, arif ayan ve aydın lisesi hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir yorum yazın