e-günlük

YARATICI ŞİİR PROJESİ SONUÇLARI

ONLAR EVREN’LE ŞİİR YAZDILAR !

Onlar “Evren’le Şiir Yazmak İster misin?” çağrısına, gönderdikleri kelimeleriyle cevap verdiler. Birbirini tanımayan “Yaratıcı Şiir Projesi” katılımcıları, birbirlerinin kelimeleriyle, birbirlerinden habersiz, kendilerine verilen süre içerisinde şiirlerini yazdılar. İşte kelimelerin sahipleri ve ortaya çıkan şiirler:

Kapı (prenstenes@…), Hüzün (gokcesair@…), Yalnızlık (yhuseyin@…), Kardelen (hsahinozel@…), Yüksek (dozgun13@…), Yabancı (smp18@…), Hülya (hulyanoack@…), Sevmek (mustafadiniz@…), Çöl (saydam@…), Zeytin (ozeribrahim2006@…), Hoşgörü (nuray@…), Ay (zeynepteket@…), Çorba (dincerbasdemir@…), Elli sekiz (bbasdemir55@…), Sonsuzluk (belma@…), Sevgi (appak@…), Yürek (yunusevren)

[NOT: Şiirler epostayla geliş sırasına göre eklenmiştir.]

EZO GELİN
Kapıdan
kovdum
Bacadan girdi hüzün
Yalnızlık
yağdı
Kardelen oldu yüzün
Yüksek yüksek tepelere
Ev kuran yabancı
Yeter, hülyaya dalma, bak:
Sevmenin altı yandı

Çölde vaha gelinim
Zeytin dalından tacın
Aç duvağını, bir bak, busem: hoşgörürü/mlüğün
Ayışığında utanan
Çorbası acı Ezom,
Ellisekiz düğmene kurban olayım, soyun!
Sonsuzluk yatağına
Sevgi akıtırsa kutsanır
İki sevdalı yürek yürek

[Sultan GÜNEŞ / Prenstenes]

AŞKIMA
Sevmek sen olsan gerek
Hüzün sen olsan gerek
Benim çöldeki zeytin ağacım
Ay ışığında sonsuzluk
Dağ başında kardelenim
Aşk sen olsan gerek

[Mustada DİNİZ]

Kapıyı kilitledim
Hüzünlü ayaklara,
Yalnızlıkla kirlenmiş.
Kardelen gibi beyaz ayaklar
Yükseklerden vazgeçse,
Yabancı ellerle
Müdahale etse hülyama.
Sevmekten uzak
Çölde susuz kalmış bedenler,
Zeytin dalını kaktüs sanan
Hoşgörüsüz akıllar var.
Ayın karınlık yüzünde
Çorbaya düşen sinekler,
Elli sekiz dakikada öleceksiniz.
Sonsuzluk burada,
Sevgiyle yoğurulmuş
Yürekler garında.
[deniZZ / dozgun13@…]

bütün kapılarını kapatmışsın yüzüme
asılı duran hüzünlerini çalıp kaçıyorum çocuklar gibi.

yaralarım var güzden kalma, yalnızlık kokan
içimde bahara inat bir kardelen ağrısısın

yükseklere özenmiş ipine sevdalı uçurtmam.

kimsesiz bir yabancı gibiyim ikliminde

defter arasında tedirgin, gülkurusu bir hülya

mevsimsiz bir sevmek anısı giderken düşürdüğün.

hangi çöllerinden getirdin o kızgın bakışlarını
her sofrayı doyuran zeytin karası gözlerine.
 

hoşgörüsünü yitiren bir bekleyişim artık akşamlarda
her gece bardağımda sarhoş olurken ay

sesini çorbama doğrayıp, martılara atıyorum seni.

artık inanmam, eylülün ellisekizinde geleceğine
hem eylül sonsuzluk çeker, bilmez miyim

koparılmamış bir sevgi durur takvim yaprağınızda

yüreğimde bir çocuk koparmak ister, görmez misin. 

[Halil GÖKÇE / gökçeşair]

Yürek kapısını kapattı sessizce,
Giderken yanına aldığı bir tek hüzün,
Soğuk aşklarda delerken yalnizliği,
Ağlamaklı kardelen çiçekleri,
Narin su damlası sıçrattı yüksek topuklar,
Yabancıydı hepsi çiğ tanelerinin örttüğü aşklara,
Akıl hülyasını anlamadı yaşam,
Gerçekliğin kendinde kaybolan sevmelerde,
Çölün vahası kadar hayaldi,
Tek zeytinli sofralar kadar gerçek
Bir umudun hoşgörüsüydü
Yürekleri ısıtan ay ışıksız gecelerde,
Bir tas sıcak çorbaydı mutluluk,
Veda ederken henüz ellisekizinde,
Sonsuzluk bekledi ruhunun nöbetini,
Geride bıraktığı bir demet sevgi çiçeği,
Biri kadın, ikisi kız, üçü oğlan,
Tam beş öksüz yürekti….
[Barbaros Epikmen TUNÇ]

HÜZNÜN AŞK NOTALI ATEŞİ

Kapıyı kapatınca
bir yaban çiçeği gibi açıldı hüzün
balçık bir renkle yayılıyordu içime yalnızlık
işte o anda bir kardelen buldum en derinimde
Kokusu ve sesi ile şiirin yüksek ovasında tanıştık
Önce yabancı bir tını
Yerini hülya dolu bir şölene bıraktı
Ortada kocaman bir ateş hem de harmanı sevmek
Çölde serinlik aramak gibi gereksizdi, büyüyü bozardı uyanmak
dalına sıkıca tutunmuş zeytin misali tutundum rüyama uyanmadım
Hoşgörü ile öptü annem
Gül yüzlü annem çekilince ay vurdu yüzüme
Sıcacık çorbadan bir yudum tadar gibi daldım yeniden
Şimdi tam elli sekiz kişi olmuştuk
Boncuk boncuk etrafındaydık sonsuzluk ateşinin
Yüzümüzü alev alev aydınlatıyordu sevgi

Yüreğimizdeki o ısıyla yanıyoruz nicedir, aşk notasıdır içimizdeki ateşin…
[Çiğdem TUMKAYA]

Birbirinden farklı kapılar var bu gönülde, 
Biliyorum ki biri hüzne açılıyor, bir diğeri neşeye,

Ya yalnızlığa açılan kapı, seçer mi gerçekten gönül bunu, 
Elimde kardelen çiçekleri, beyaz gelinliğimle karışsam mı kalabalığa.

Güneş yükselirken günün  sevinci  kaplar içimi, 
Batarken ise, hayata yabancı hissederim kendimi,
 
Ümitler, hayaller, hülyalar gün ile tükenebilir mi,
 
Ya seven gönül ayırır mı gündüz ile geceyi.

Gönül sevmez ise susuz çölden ne farkı var, 
Haydi uzan bir zeytin dalına, ısıt içini,
 
Yıkan, barış, huzur, hoşgörü, aşk ile,
 
Bilir misin ay vurmuş gümüşi yapraklarda neler saklı.

Kattım borç çorbasına tüm duygularımı,
Elli sekiz
tane de yıldız ekledim, gökyüzünden borç aldığım,
Elli dokuz, altmış, gerisi sonsuzluk, aynı okyanus gibi,
 
Bu gönül sevgiden vazgeçmiyor.

Anladım ki yüreğim, yanılsa da, aşk için atıyor. 

[Mine DERVİŞOĞLU]

Bir kapı kapanır diğeri açılır derler,
Hüzün kapının arkasındadır hep,
Yalnızlıksa hep önünde…
Kardelenler kadar beyaz aşkımız nerde..
Yüksek tepelerden bakma aşkımıza,
Yabancı olmak varsa sonunda,
Hülyalara hiç dalmayalım, sevmek sonsuzluktur bence,
Çöllerde kalmayalım
Zeytin dalı uzattım hep sana,
Hoşgörü ile gelmedin bana,
Aylar geçti sayamadan,
Çorba içmiştik bir kapdan,
Yaş oldu ellisekiz, sonsuzluk
Denizinde kaldık, sevgisiz..
Yüreksiz….
[sevo / smp18@…]
Hayat kapısından girdik evvel zaman önce
Nedeni bilinmez bir hüzünle geldik ağlamaklı
Yalnızlık korkusu muydu bizi ağlatan
Yada kardelen gibi açamamak mıydı? Bilinmez.
Yükseklerde değildim hiçbir zaman
Yabancısıyım oraların daim
Hülyalara dalmaya gerek yok
Gerçeği sevmek yeter belki

Çölde ki bir baha olmalıyım
Zeytin dalını uzatmalıyım bedevilere
Daim hoşgörü ile birlikte
Ay değilim ki uzaklarda

Çorba misali yudumladım hayatı
Kaldı elli sekiz adım sırata
Sonsuzluk beni bekler sabırla
Sevgi ile geldim öbür diyara
Yüreğim ve bedenim senin artık, köprüden sonra.
[Edip Ölmez Yurdakul]

Açılmayan kapıların ardında
Gözlerimde hüzün
Yalnızlık da derinimde
Kardelen çiçeği misali
Yüksek dağların eteklerinde
Yabancısı olduğum duygularla
Hülyalara dalıyorum
Sevmek nedir, diye sorarken kendime
Çölde bir serabın içinde buluyorum kendimi
     [mikado / yhuseyin@…]
ON YEDİ KELİME
Gönlünün kapısını aralayıp, hüzünle
“Al” dedi, “on yedi kelimeni de ver şiirimi.”
Başımı kaldırıp bakmadım bile.
Başbaşayım yalnızlığımla, bir başıma
Kar’ın bağrındaki kardelen misali.
Ne yüksekteyim, ne alçakta,
Bir garip yabancıyım yüryüzünün ortasında.
Derin bir hülya gibi seni sevmek,
Çölün ortasında
bir küçük zeytin ağacının gölgesi kadar imkansız
senin şiirini yazmak.
Hoşgörü[p], hoşgörü[nü]p, hoşgörü[yle]
İsmini andım yüzümü ay‘a dönüp.
Aşk denen bir tas çorbada
Benim de sevgim olmalı tuz misali, elli sekiz tane
On yedi kelime alıp
Sonsuzluğunla yoğurup,
Sevgimle yüreğine yolluyorum,
Al şiirini…
[yunus evren / e-vren günlüğü]
“Yaratıcı Şiir Projesi” Ortakları : Presntenes / Gökçeşair / Yeşil Elma / Kuşadası Adabiyat Atölyesi
Yorum dışı iletişim için: evrengunlugu [et] gmail.com

Bir önceki Fatma Erdem: Blog sayesinde aslında yazabildiğimi keşfettim başlıklı yazımda Fatma Canbulat Erdem ve YouTube canlı yayın hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir Cevap Yazın