e-günlük, e-vreniyyat

Cansın… Çünkü sen bana dostsun

Tebrizi’yi aramakla geçti Mevlana’nın ömrü. Ansızın hayatına girip de aklını başından alan bu dostta kaybolup gitti. Sevdanın en büyüğünü yaşadığı Tebrizi, yine bir gün ansızın çıkıp gitti Mevlana’nın hayatından. Yandı, kavruldu… Aradı, taradı; dostunu bulamadı Mevlana. Ve bir gün Tebrizi geri döndü; ansızın…

“Cansın. Bıkmam bu sevgiden, hiç, hiç, hiç.
Bulmam bir başka dost ben, hiç hiç, hiç.
Güllerle dolup taşar ya vuslat bahçen,
Olmaz olsun diken miken, hiç, hiç, hiç.”

Mevlana ve Tebrizi dostluklarını aşk boyutunda yaşadı. Bu aşk Mevlana’yı Mevlana yapıp, dünyaya armağan etti. Mesneviler, Rubailler, Divanlar hep bu dost acısıyla yanan ve pişen Mevlana’nın gönlünden kopup geldi. Bu dostluk öyle büyüktü ki, uzun bir kayboluşun ardından geri dönen Tebrizi’yle yolda karşılaşan Mevlana donup kaldı. İki dost birbirlerinin gözlerine bakakaldılar. Ve üzerlerinden iki defa güneş doğup battı.

Bir büyük dost misafir ediyor bu günlerde gönlüm. 3 yıldır uzaktan uzağa varlığında kaybolup gittiği bir dostu ağırlamanın ağırlığını taşıyor… Tek tek şifrelenen kelimeler, ortaya döküp saçmadan yazılan yazılar. Nesneleri belirsiz, özneleri gizli bir dünya cümle kuruldu bu dünyada bugüne kadar. Büyük ziyaretçiye hazırlandı bu sayfalar günlerce. Adım adım dostun adı işlendi, şifrelendi. Ve evrenin sırlarını keşfe çıkan e-vren günlüğü,  S.ON büyük dostu ağırladı sonsuzluğunda.

İkibin altı ocakının yirmidördüncü gününde saatler yirmiüç otuzu gösteriyordu. Sen buradaydın. Pek çok cümleler kuruldu ismine bu sayfalarda. Bir kere daha dökülüyor siyaha, beyaz cümlelerim: Ben senin yüreğine talibim; dostum olmaya  gücün var mı evrenin sonsuzluğunda?

“Aşk hastası gönlüm, kalk mert ol, davran:
Tek çare yiğitlik. Beni kurtar aşktan.”

Bir önceki Edebiyatın kahramanı, korkunç cinayetin kurbanı Sabahattin Ali başlıklı yazımda Atilla Özkırımlı, Filiz Ali ve kürk mantolu madonna hakkında bilgiler bulabilirsiniz.

Bu yazılarım da hoşunuza gidebilir

Yorum yapılmamış

Bir yorum yazın