Monthly Archives

Ekim 2005

e-günlük

Şu Çılgın Türkler ve Türkmen TV

yunusevren_cilgin

“ŞU ÇILGIN TÜRKLER” ÇILGINLIĞI!

Çok önceden satın aldığım ama ancak okumaya başlayabildiğim Şu Çılgın Türkler romanı nedense beni o kadar da cezp etmedi. Kitap hakkında bir dünya yorumu dinleyince büyük bir beklenti içine girdim ve psikolojik olarak mükemmel ötesi bir tarih romanı ile karşılaşacağımı ümit ettim. Demek ki bir roman çıkar çıkmaz okunmalıymış. Ben kitabı elime alıp soluksuz bir şekilde okuyamadım. Diğerlerinin aksine çok aralar verdim. Şiir kitaplarını devirdim 700 küsurluk dev eseri okurken. İnsan Nihad Sami BANARLI, Faruk Nafiz ÇAMLIBEL, Ahmet Hamdi TANPINAR okuduktan sonra Turgut ÖZAKMAN okuyunca böyle ters etki yapıyor demek ki :) Cümle kuruluşları tek düze, basit, sıradan vs. Edebiyat öğrencisi olup da bir romanı sadece konusuyla baş başa kalarak okuyamamak ne kötü Allah’ım.

Elbette ben de şiddetle tavsiye ediyorum bu kitabı -öncelikle- her Türk gencinin okumasını. Doğru dürüst öğretilemeyen / öğrenemediğimiz / merak edip de öğrenmeye kalkmadığımız Şanlı Tarihimizi en azından Şu Çılgın Türkler Çılgınlığının yarattığı havaya kapılan gençlerimiz kitabı alır okur da bilgi edinir.

Tarihimizi bilmenin önemi / bilmemenin sonuçları Şu Çılgın Türkler’in 216. sayfasında Atatürk’ün ağzından şöyle iletiliyor okuyucuya:

“kaçak sayısı?”

“tam sayı belli oldu. Şaşırmaya hazır ol: 30.809.”

“Üstelik bunların 30.122′ si de tüfeğiyle kaçmış. O yüzden elimizde az tüfek kaldı.”

“Ordunun yarısı bu!”

“Ne yazık ki evet.”

M. Kemal isyanla ayağa kalktı.

“Anadolu’yu yüzlerce yıl, yalnız canına ve malına ihtiyacın olduğu zaman hatırlarsan, bunun dışında kaderine terk ve cehalete teslim edersen, sonuç tabii böyle olur. İnsanlarımızı okutmamış, bilinçlendirmemişiz ki. Cami okullarında ve medreselerde, ne tarih, coğrafya dersi verilir, ne de vatan, millet nedir öğretilir. Bu yüzden iki yıldan beri düşman kadar cahil, gafil ve hainlerle de uğraşıyoruz…”

Bu gün liselerde ve üniversitelerde öğrencilerin Şu Çılgın Türkler’ i okumaya teşvik edilmesi, sınavlarda bundan da sorumlu tutulmaları haberlerini; 2006 ÖSS’ de Şu Çılgın Türkler’ den soru geleceğine yönelik dedikoduları duyunca inanılmaz mutlu oluyorum.

Bunca yorumun neresinde kaldı peki Kerkük ve Türkmen TV?

Milli duygularımın iyice depreştiği şu günlerde her zamanki gibi iftar vaktinde Türkmen TV açıktı televizyonda. İnanılmaz büyük keyif alıyorum Türkmen TV’ yi seyretmekten. O küçücük yerde, bombaların, mermilerin arasında muhteşem bir yayıncılık örneği sergiliyorlar. Ramazan boyunca her akşam bir yoksul aileye yardım götüren TV programcıları bu akşam ki aileye giderken yolda trafik kazası geçiriyorlar ve o aileye ulaşamıyorlar. Can kaybı yok, kamera kayıtta, sunucu gerekli açıklamaları yapıyor ama üzüntüsü geçirdiği kaza değil, aileye yardımı ulaştıramamak.

Düşündüğümüz zaman Türkmen Tv’ nin kendisinin de çok fazla yardıma ihtiyacı var. Yine de üzerine düşen görevi elinden geldiğince yerine getirmeye çalışıyor. Ben de bu iftar vaktinde düşündüm ve karar verdim. Bu yaz gidip Kerkük’te Türkmen TV’ de gönüllü olarak çalışacağım. Aldığım eğitimi onlara yardımcı olabilmek için kullanacağım. Şimdilik imkânsız bir durum gibi görünüyor. Kendilerine ulaşmaya çalıştım ama muvaffak olamadım. Birkaç yere mesaj bıraktım. Herkes bilgi ve becerisini yardıma ihtiyacı olanlar için harcasa Türk Milleti çok daha güçlü olacak aslında ama… Uyuyoruz vesselam!

e-günlük, e-vreniyyat

Dönmeyen Gemiler Olduk Açıktan!

Seni özledim belki de… Kim bilir… 

Nereye baktığımı görmeden, duyduğumu işitmeden, elimi tutan eli hissetmeden yaşadıysam eğer Yunus’un denizi, seni özlüyorum demek ki… 

Bayram geliyor, kocaman bir bayram. Seni ne kadar çok sevdiğimi o gün bir kere daha söyleyebilecek olmanın tarif edilmez heyecanı var içimde. Bayram bahane olacak gözlerinin derinliğinde kaybolmak için; elini sıkmak, boynuna sarılmak, kokunu hissetmek için. Bir mezarda gül yetiştirmekten çok da farklı değil benim seninle bayramlaşmam. Çünkü bir gün bir mezar taşında aynı senin gibi gül yetiştirecek olmanın derin acısı var içimde. 

“Dönmeyen gemiler olduk açıktan” diyor bir şiirinde TANPINAR! 

Ulaşılmaz oldun hep benim için. Hep kuş kondu pınarın başına. Bülbüller yine sırada, şikâyetçi her bir şeyden… Ben hep susmalardayım Yunus’un denizi. Herkes sussun diye beklemekle geçecek ömrüm. Susan ben olsam da bir ömür, bir ben geleceğim başucunda biten gülleri budamaya. 

Baharı bekletme bana. Baş başa kalmak için ölmek gerekmez, susmak yetmez, beklemek dayanılmaz Yunus’ un denizi, ayrılık çekilmez… Ah bu yağmur dinmez, dinmesin, dinmesin Yunus’ un denizi…

e-günlük

Ziya’nın Doğum Günü ve Düşündürdükleri

yunusevren_8533

Bugün 29 Ekim ve kardeşim Ziya‘nın bu yeryüzünde 21. yılını doldurduğu gün. Dün İlknur, Fatih ve Deniz‘le bir sürpriz yapıp kutladık doğum gününü, bugün de ailecek… Deniz’le Ziya baş başa iftar yemeğindeydiler önce. Sonra küçük bir kutlama kendi aralarında… Biz İlknur ve Fatih’ le bu zaman zarfında Ziya’ya hediye bakıyoruz. Simit Dünyası’na getirecek Deniz, Ziya’yı. Biz orada pastayı filan ayarladık, bekliyoruz. Küçük ve sade ama içten bir doğum günü kutlaması… Yitirilmemesi gereken dostlukların bir kere daha altı çiziliyor böyle günlerde. Oysa yaşlanıyor insan; neyini kutlayacaksın doğduğu günün? 

evrensoyucok_ziyadogumgunu

Bu akşam iftar yemeğinden sonra ailecek kutladık Ziya’nın doğum gününü. Senelerdir aynı film oynuyor sanki, senaryo ve kadro değişmeden: Annem, abim, Sedanur, Hüseyin, İbrahim, Ziya ve ben… Gerçekten öyle mi? Gün gelecek bu isimler eksilip masamızdan yeni yüzler gelecek yerine. Evlenip çoluk çocuğa karışacağız. Yeni insanlar girecek hayatımıza. Ve bir daha doğum günlerinde bir araya gelemeyeceğiz ailemizle… Her yıl fotoğraf çekildiğimiz insanlar değişiyor. Değişmeyen isimlerinse yüzü değişiyor. 

Her yeni bir doğum gününde yaşlılığa bir adım daha yaklaşıyoruz. Ölüm daha bir hissettiriyor nefesini ensemizde. Ama biz inadına doğum günlerini kutlamaya devam ediyoruz sevdiklerimizin; acı bir gerçeği görmezden gelerek. Oynuyoruz hepimiz çünkü çok iyi biliyoruz: Yarın yitireceğiz madem sevdiklerimizi, doğum günleri bari bahane olsun bir araya gelmek, sevgimizi sunmak için.

Doğum günün kutlu olsun ZİYA’ m!

e-günlük

Matematikçilerin Sınıfında Edebiyatçıların Tarih Dersi

yunusevren_evrenedebiyaT

Tuhaf bir duygu, fakültenin en büyüğü olmak. Son sınıf olmanın sıkıcılığıyla geçiyor dersler. Kimse eski havasında değil. Eski neşe eski curcuna yok.

LES’miş, tezli miymiş, tezsiz miymiş, vizeymiş, biter miymiş bitmez miymiş dertleriyle yüzler gülmüyor eskisi gibi. Fakülte bir tuhaf zaten bu yıl. Gıcır gıcır bir bina yapıldı ve fencilere tahsis edildi ama hala matematikçiler bizim binada, bizim sınıflarımızda. Fotoğrafta tam net görünmüyor belki ama tahtamız matematik işlemleriyle dolu. Sanki matematikçi arkadaşlarımız gizliden gizliye mesaj veriyorlar bize : “4 Aralık’ taki LES’e az kaldı. 4 yıl sonra yine matematik sorularıyla karşı karşıyasınız!”

Sınıf matematikçilerin sınıfı. Biz edebiyat öğrencileriyiz. Bu keskin alaka sınıfta göreceğimiz ders Genel Türk Tarihi. Türk Dili ve Edebiyatı bölümünde okuduğumuz için doğal olarak bize 4 yıl boyunca edebiyat dersleri veren devletimiz, öğretmen olmamız için LES’ te matematik soracak bize.

Matematik sınıfında Tarih dersi gören bir Edebiyat öğrencisinin mutlu mesut hallerini okudunuz :)

e-günlük, e-vreniyyat

İftar Olur Biz Emine Nine’ye Gideriz!

emine nine-1

Hiç tatmadığımız acılara, tanık olmadığımız olaylara göğüs germiş tam 85 yıldır Emine Nine. İlk toprağa verdiği kızı 8 yaşındaymış daha. 15 yaşındaki oğlu takip etmiş bunu. Üçüncü kızının ardından hayat arkadaşını da kara toprağa teslim etmiş ansızın. Bütün bu acılar karşısında kısmi felç geçirmiş… Hayatın son büyük darbesi de 8 ay önce oğlunun ölümüyle olmuş. Evine giderken yolda kalp krizi geçirerek ölen oğlundan sonra 8 aydır yaşam sevincini, her şeyini yitirmiş tamamen Emine Nine… “Ben ölümü bekliyorum artık.” diyor… Hayatta kalan tek bir kızı var, o da Almanya’ da yaşıyor…

“4 yavrumu toprağa gömdüm ben.” diyor Emine Nine. “Bir de aynı yastığa baş koyduğum kocamı…” Yıllardır tek başına bir göz odada geçen bir ömür…

Hiç tatmadığımız, yaşamak da istemediğimiz acılarla yüzleşmiş Emine Nine. O’nu dinledikten sonra “ölümü istemek bir an önce” çok da kötü gelmiyor insana… Tek başına yaşamak; hem de 4 yavrunun bir eşin ölüm acısını duyarak… Dayanılır gibi olmasa gerek…

Emine Ninemiz 8 ay önce yitirdiği oğlunun ardından eski gücünü kaybetti iyice. Evinden çıkmıyor, iftar davetlerini kabul etmiyor. O, kendi deyimiyle “ölümü” bekliyor… Biz de Ziya, Deniz, Bilal, Betül ve İlknur’ la aldık yemeğimizi, ekmeğimizi, hurmamızı, çayımızı, iftar vakti çaldık kapısını Emine Ninemizin. Onun yıllardır tek başına geçen “garip akşamına”, “kuru iftarına”, renk katmak istedik. Bir kaç saatliğine de olsa ona yalnızlığını unutturmak, onun dertlerini dinlemek istedik. Bunu başardık da sanırım. 6 arkadaş huzurlu bir şekilde gönlümüz rahat ayrıldık Emine Ninenin yalnızlık kokan evinden; elini öpüp, hayır duasını alarak.

Ahir zamanın saçma sapan koşuşturmaları içinde unutuyoruz Emine Nineleri, sevdiklerimizi, hatta kendimizi bile. Ölüm, yalnızlık, yaşlılık, yoksulluk hiç gelmiyor bile aklımıza. Kalan ömrümüzde hayatın bize ne gibi roller biçeceğini, her yeni günde nelerle karşılaşacağımızı bilmiyoruz, gözümüz kapalı son sürat yol alıyoruz şu fani dünyada.

Geç değil hiç bir zaman… Yalnızları, yoksulları, yaşlıları, düşkünleri mutlu edebilmek için daha çok Ramazan iftarları, daha çok günlerimiz var. Haydi, bırakın elinizdeki işleri bir günlüğüne… Milli Maçı, Tv dizilerini, parayı unutun bir kaç saatliğine, ihmal edin… Emine Ninelere koşun… As’l olan onlar çünkü…

Bu yazı, Salih GÜRBÜZ tarafından Radyo Gençlik’te Ramazan Programında seslendirilmiştir.

e-günlük

Kaç Kitabım Var?

yunusevren

Arkadaş dedim, BurcuBurcu dedim, iyi kızdır dedim, bağrıma bastım… Ama o ne yaptı: “Seni ebeledim!” dedi :) Ben zaten son okuduğum kitapları sayfanın sağ tarafında güncelliyorum sürekli ama madem cevaplanması gereken sorular var ve madem ki ebelendik… Alın işte size sobe!

SON ALDIĞIM KİTAPLAR:

1. Şu Çılgın Türkler – Turgut ÖZAKMAN

2. Anadilin Toprağında – Emin ÖZDEMİR

3. Beyit Mısra Antolojisi – İlhan BERK

4. Han Duvarları – F. Nafiz ÇAMLIBEL

Not: Kitaplarımı hep internet sitelerinden alıyorum. Kitapçıya gitmekle uğraşmak istemiyorum. Zaten internette daha ucuz oluyor. Mesela Şu Çılgın Türkler piyasada hala 22 YTL ama bir online kitap sitesinden 14.5 YTL’ ye aldım. Üstelik kargo da bedava :)

KAÇ KİTABIM VAR?

Kitaplığıma şöyle bir göz attım, kabaca bir matematikle hesapladım: 500 küsur kitabım yani dostum var :) Her gün yenileri eklenmeye devam ediyor.

EN SON OKUMAKTA OLDUĞUM KİTAP:

Sayfamın sağ tarafında kayıp giden listeden görebilirsiniz: Türkçe’ nin Sırları – N. Sami BANARLI

EN ÇOK ETKİLENDİĞİM KİTAP:

Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz – İsmail ACARKAN

Bugüne kadar okuduğum pek çok kitap beni etkiledi ama Ölümü Özlemeyen Aşkı Anlayamaz benim için her zaman çok özel olacak.

Şimdi de zincire yeni bir halka ekleme sırası bende… Blog dünyasının en büyük karizması, blogcuların tartışmasız en iyisi UMARSIZ! Sobeeee!

e-günlük

Sallandık, Sallandı Tüm Umutlar

21 Ekimdeyiz ve saat gece 00:40… Son bir kaç gündür gerçekleşen İzmir merkezli depremlerden biri daha yüreklerimizi hoplattı. Evdekilerin kimisi yatmış, kimisi de yatmaya hazırlanıyordu. Gittikçe artan bir sarsıntı, bunun da beraberinde korkunç bir ses…

Öncekilere göre daha uzun ve şiddetliydi, hepimizin yüreği ağzına geldi. Öyle ki insanlar soğukta sokaklara indi. Peki ya asıl merkezinde yani İzmir’ de durum neydi?

En yakın arkadaşlarımdan biri İzmir’ deydi. Telefon hatları kilitlenmişti yine… Nihayet ulaştım ama hala İzmir’ in sallandığı haberini alınca moralim hepten bozuldu… Nereye kadar, daha ne kadar? Uzmanlar canlı yayınlarda “daha büyük bir deprem geliyor.” diyorlar açıkça ve bunda bir sakınca görmüyorlar. Ve hemen hemen her gün bizi uykumuzdan uyandıran sarsıntılarla karşı karşıyayız.

Panik durumum geçince yatağa girdim ama ne mümkün uyuyabilmek… Gözümü kapadığım an bir daha açamama ihtimalimi düşünüyorum. Ya da bir anda kendimi enkaz altında bulma riskimi… İzmir’le beraber Aydın’ın da yerle bir olacağını çok iyi biliyorum… Uyku tutmuyor, bu yazıları yazıyorum şu an… Bir deprem çantası hâlihazırda olmalı… Cep telefonlarının şarjı dolu olmalı sürekli…

İnsan nereye gidebilir ki diyor korkuyla sokağa fırlayan komşumuz aşağıdan… İnsan nereye gider ki…