e-günlük

2019/33 Bu, benim için yeni bir deneyim

Nasıl oldu, niye oldu bilmiyorum ama iyi oldu. Blogda ya da kâğıt üzerinde hiç fark etmez, nerede olursa olsun daha çok yazmaya istekli bir dönem yaşıyorum. Bir süredir de bloğumda eskisi kadar sık yazamamaktan hayıflanıyordum. Artık akşam, gün boyunca neler yaptığımı -hatırlayabildiğim kadarıyla- telefonuma not alıyorum. Onları da pazar akşamları süzgeçten geçirip bloğumda haftalık olarak paylaşmaya karar verdim. Bunu eskiden her akşam bıkmadan usanmadan defterime yazıyordum. Tekrar gün gün yazmaya başlayınca ardımda bıraktığım bir hafta boyunca ne çok şey yaşadığımı fark ettim. Koştururcasına soluk almadan yaşıyor, günleri tüketiyorum. Gün içinde neler yaptığım konusunda hafızamı tazelemek bana iyi geldi. Böylece “zaman çok çabuk geçiyor” algısından da kurtulmuş olurum belki.

Devamını Okuyun
e-günlük

“Ayakta dikilmek” mi “Ayakta dinelmek” mi?

İş yerinde bir konuda hararetli hararetli konuşurken “O sırada ayakta dineliyordum.” dedim, daha doğrusu demişim. Arkadaşımın bir anda “Abi dikilmek değil mi o?” demesiyle anladım. Türkçe konusunda hassas her kişinin düzeltildiği an yaşadığı o şaşkınlık ve karmaşayı yaşadım. “Dinelmek mi dedim” diye sordum, “ayakta dinelmek, ayakta dikilmek…” diye mırıldandım. “Ayakta dinelmek” ifadesini çok sık kullandığımı fark ettim. “Ayakta durmak” desem aslında ne o an şaşkınlık yaşayacak ne de bu yazıyı yazacaktım. Yine dertsiz başıma dert alıp “ayakta dikilmek” ile “ayakta dinelmek” ifadelerinin peşine düştüm.

Devamını Okuyun
e-günlük

Daha iyi blog yazısı nasıl yazabilirim?

Son dönemde nasıl daha iyi yazarım? sorusuna kafayı takmış durumdayım. Sadece “iyi yazmak” değil, iyi bir okur olmak, derinlemesine ve etkili bir okuma üzerine de kafa yoruyorum. Son birkaç haftadır farklı kişilerden blog yazmaya dair sorular aldım. Bununla ilgili daha önce birkaç yazı yazmıştım ancak o kişilere söylediklerimi yeni bir yazıda derleyip toparlamanın hem bana hem de blog yazmaya başlayacaklara faydası olacağını düşündüm.

Devamını Okuyun
e-günlük

38 yaşında kendime basketbol takımı seçtim: Anadolu Efes

“Hangi takımı tutuyorsun?” diye sorulduğunda büyük çoğunluğumuz bir futbol takımı söyleriz. Ben bir baskebol takımı veya voleybol takımı söyleyeni henüz duymadım; bu denli futbolla koşullandırılmışız. Tuttuğumuz takımı, genellikle babamızın hangi takımın taraftarı olduğunu belirliyor. Ben de rahmetli babam Galatasaraylı diye Galatasaray‘ı tutuyorum. Bilinçli bir şekilde, sorgulayarak, araştırılarak verilmiş bir karar değil. Üstelik oldum olası futbolu sevemedim, Galatasaray’ın UEFA kupasını aldığı maç haricinde hayatımda hiç futbol maçı seyretmedim, sarı kırmızılı formayı giyen hiçbir futbolcuyu da tanımam. (Hatta Galatasaray’ın şu anki teknik direktörünün kim olduğunu dahi bilmiyorum, en son hatırladığım Fatih Terim’di, muhtemelen onun üzerinden de yıllar geçmiştir.) Futbolu sevmesem de, maçlarını takip etmesem de Galatasaraylı olduğum için mutluyum, renklerini de seviyorum. Peki ya basketbol?

Devamını Okuyun
e-günlük

Edebiyatçıların Edebiyatı

Çalışma masamın üzerinde epey bir süredir duran ve her akşam sindire sindire okuduğum bir çalışmaydı Yüz Yüze Konuşmalar – Yaşayan Edebiyat. Henüz birinci cildini bitirdiğim ve ikincisini okumak için sabırsızlandığım kitap, Telif Hakları Derneği tarafından hazırlandı ve Temmuz 2018’de Grand Pera Emek Sahnesinde yapılan davette katılımcılara hediye edildi. İçinde 50 edebiyatçının, yine 50 edebiyatçı tarafından kendileriyle yapılan söyleşiler yer alıyor. Bu anlamda çok kıymetli.

Devamını Okuyun