Milletin Sosyal Medya Takipçileri Erdal’ı mı Gerdi?

erdalerdogdu.com Yazarı Erdal Erdoğdu

Sosyal Medyada çok fazla takipçiye sahip olmanın önemli olup olmadığı ile ilgili tartışmanın fitilini ilk ateşleyen blog yazarı Erdal Erdoğdu oldu. Sonrasında Türkiye’nin en çok okunan diğer blog yazarları arasındaki paslaşma, Sosyal Medya Popülerliği’yle ilgili tadından yenmeyen bir  durum tespitini ortaya çıkardı.

Erdal’ın kafasına Sosyal medya’da popüler olmak… sosyal medyada iyi bir itibar sahibi olduğunuzu gösterir mi? sorusu takılıyor. Ona göre bu sorunun ilk etaptaki cevabı Evet olsa da Read the rest of this entry >>

{arşivden}
İş Arıyorum! McDonald’s'ın Üst Katında Seni Bekliyorum!

-Brrrt brttt
-Çakkıdı Çukkudu Şirketler Grubu, insan kaynakları departmanı, ben Meltem nasıl yardımcı olabilirim?
-Meltemcim merhaba canım benim…
-Pardon? Kiminle görüşüyorum?
-Evren ben yahu. İş için aramıştım.

-Immm anladım. Evren Bey, iş için yanlış dahili numarayı tuşladınız zannediyorum. Ben sizi ilgili arkadaşa yönl..
-O zaman iş başvurusu için aradım.
-Üzgünüm. O da deği..
-İş ilanı için arasam?
-{Ufff} Peki. Ben birkaç bilginizi not edeyim. En son çalıştığınız şirket neydi acaba?
-Blogger’ım.
-Ne logger?
-Yahu Mervecim..
-Meltem efendim, adım Mel..
-Peki Meltemcim, blogcuyum. Yani internette yazarlık yapıyorum.
-Nerede peki?
-E internetteeee
-Adres olarak sormuştum?
-e-vren günlüğü
-evren günlüğü?
-evren değil, e-vren! Merve ile Meltem arasındaki fark gibi!
-Oh çok özür dilerim. Oradan ayrılma sebebiniz nedir?
-Ya ne bileyim Meltemcim. Her gün yazı yaz, yorumları kontrol et, onayla, tek tek teşekkür e.postası gönder. Özelden mesaj atanlar da cabası. Ben de insanım, benim de bir özel hayatım, bir ailem var :(
-Ohh anlıyorum… Başka özel bir sebebi yok yani işten ayrılmanızın?
-İş deme! Blog iş değil, bir tutku, bir aşk, bir… bir… karşı konulamaz bir alışkanlık!
-Yani?
-Şan, şöhret, ilgi, alaka… Kipa’ya gidince iligiden alış veriş yapamamak, McDonald’s'ta sevgi gösterilerinden hamburger yiyememek… Nasıl bir duygu sen anlayamazsın. Nereye kadar böyle…
-Peki şimdi bizden ne istediğinizi tam olarak öğrenebilir miyim?
-Biz değil, ben demen yeterli…
-Aaaagggg Eeevren, sen bi tanesin, bi tanesin. Tamam nerde saat kaçta buluşuyoruz?
-İş çıkışı, saat 18′de McDonald’s'ın üst katında buluşalım.
-Oha yani Evren! Bu kadar olur!
-İş’te BuNu SeViYoRuM!

Blog bir sanattır, blogger bir sanatçı! e-vren günlüğü, bu konuda biraz inatçı :)

Evren’in En Muhteşem Fotoğrafçıları Orada!

“Evren’in En Muhteşem Fotoğrafçıları” Unvanının Tadını Çıkarın! 

Ben profesyonel bir fotoğrafçı değilim ama iyi fotoğraftan anlıyorum. Ben iyi bir yazarım, kelimelerle istediğimi yapabiliyorum. Bunu yaparken de fotoğrafa sözünü geçiren insanlara da hayranlık duyuyorum. Onlar çeksin, ben anlatayım; fotoğrafla edebiyat kaynaşsın. Ve fotoğrafevreni içerisine dâhil olanlar, diledikleri gibi Evren’in En Muhteşem Fotoğrafçıları sloganının tadını çıkarsın.

İkinci ayında fotoğrafevreni projesi için kaleme aldığım yazının tamamı {burada}

2012
04/09

Category:
e-vreniyyat

TAG:

COMMENTS:
No Comments »

On Altıncı Yıl

En kolay şey bir insanın doğumunu yazmak, en uzunu ise ölümünü kaleme almak.

Ölüm, kimileri için kimi zaman zahmetli; kimileri için de çoğu zaman an’lık… Ancak ölümü yazmak, öleni yazmak çok daha fazla cümlelerle daha da kalabalık.

16 yıl önce Antalya Havalimanında gördüğüm gözlerin üç gün içinde tam da bugün kapanmıştı. Hiçbir şey söyleyemeden koca bir hasret üç günlük bir dört duvar arasına sıkıştırılmıştı. Ben, bir yeni lise öğrencisi olarak o günlerde hayat bizim için bir daha eskisi gibi olmayacak diye düşünmüştüm. Hayat, hiçbir zaman eskisi gibi olmadı; eski’den yana zaten pek de bir şey kalmadı. Düşmanlıklara dostluklar, acılara sevinçler, korkulara heyecanlar, dikenlere güller, bizlere yeni bizler eklene eklene koskoca 16 yıl geçti.

Bugün durduğum yerden sana baktığımda sendeki şairliğin zamanla bende ortaya çıkan yazarlığını, sendeki fotoğraf ve video merakının bendeki fotoğrafçılık yansımasını görmeye başlıyorum. Bir babanın genleriyle oğluna miras bıraktıklarından sonuncusunu da Yemek Yapma’ya yönelik duyduğum yeni heveste buluyorum. Bak bu sonuncusu seni güldürsün; bir gün senin gibi iyi yemek de yapabilmek için içten içe hazırlanıyorum ;)

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

Fotoğraf Adına Yeni Bir Adım

Bugün İFOD (İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği)’dan içeri ilk adımı attım. İFOD, benim için yıllardır bir hayaldi. Birkaç yıl önce İzmir’den aldığım ilk fotoğraf eğitimimin İFOD ile ilgili komik bir anısı da vardır. Zaten asıl ben o olaydan sonra İFOD’u tam olarak kafaya koymuştum ;) 4′ü teorik 1′i pratik olmak üzere 5 haftalık Dijital Fotoğraf Eğitimi için İFOD’un kapısını aşındıracağım.

İFOD öncesinde yine Asansör’ü ihmal etmeyip, ziyaret ettim. Ara sokaklarını, taş döşeli dar sokaklarını, uzun soluklu merdivenleri bu kez daha çok inceledim.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

2012
03/31

Category:
e-vreniyyat

COMMENTS:
2 Comments »

Ben AŞK’tan Yaratıldım!

“Sen siyahı seviyorsun ben beyazı; ben coşkudan hoşlanıyorum sen hüzünden hoşlanıyorsun.” dedin. Ne kadar da zıt olduğumuzu söyledin. Sen koşmayı seviyorsan ben yürümeyi seviyorum; ben fotoğrafı seviyorsam sen resmi seviyorsun. Oysa Sevgili, ben Seni Seviyorum ya, ne önemi diğerlerinin.

Benim seni sevmemle, senin bütün dünyanı seveceğim diye bir gerçek mi var? Sen Evren’i sevdiysen, tüm kâinat sana hizmet edecek diye bir şart mı var? Her ilkbahar; beraberinde yeni bir aşk’la gelecek diye bir kural mı var? Biz ilkbaharda doğduk diye sonbaharda toprak olacağız diye değişmez bir SO’N mu var?

Ah Sevgili! Ruhumdaki depremleri durdurabilseydim, şu saat yolundaydım. Karşına çıkmaya yüreğim el verseydi; seni bulup geri dönmeye cesaretim hiç olmayacaktı. Benim korkum sana gelmekten değildi; senden dönmekten, kendime dönememekten yanaydı.

Evren, 3 harflik bir Aşk’tan yaratıldı, Aşk’tan ibaretti; 14 harflik sen ile 8 harflik şehirde alfabenin bütün aşklarını yaşamayı diledi.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

2012
03/30

Category:
e-günlük
e-vreniyyat

COMMENTS:
1 Comment »

Mutluluk Kalsın, Ben Huzur’u Alayım

Geçen hafta Ebruların Sultanı ile bir akşam yemeğinde birlikteydik. O gün her ne kadar doğum günü de olsa son anda ayarlanan buluşmamızın bununla hiç ilgisi yoktu. Zaten ben onun doğum günü olduğunu aklımın ucundan bile geçirmemiştim.

Daha mühim bir mesele vardı. 2 yıllık bir ilişkinin ardından döktüğü göz yaşı. Kendisini bir anda yüz üstü bırakıp, alelacele bir başkasıyla evlenen bir sevgilinin yasını tuttuğu için ona çok kızmıştım. Babasını ve ablasını aynı trafik kazasında kaybeden, ölüm acısının üstüne mahkemelerle, tazminatlarla, hacizlerle ve hatta aile bireylerinin her birinin sorunlarıyla boğuşan ama eninde sonunda hepsinin üstesinden gelen biri, nasıl oluyordu da onu yüz üstü bırakıp giden bir insanla yerle yeksan olabiliyordu?

En büyük acıları yaşayıp hayata yeniden tutunmasını sağlayan İlahi varlığa adeta sırtını dönüp “ölmeyi” dilediğinde, onun çektiği bu acıya saygı duymadığımı dile getirmiştim. Birilerinin onu kendisine getirmesi gerekiyordu, o zehir benim dilimden dökülmüştü. Bir daha görüşmemiştik; ta ki o akşam yemeğine kadar…

O gün huzurluydu, ruhundaki sular durulmuştu. İçinde ufacık da olsa nefret zerreleri kalmıştı belki ama biz yine de kendimize ait Huzur’dan bahsettik. Sen beni mutlu edebilirsin, ben seni mutlu edebilirim ama Huzur bambaşka bir şey. O, ilahi bir duygu. İnsan ateşin içindeyken bile Allah isterse huzurlu olabilirdi. En sevdiğim şeyi bana verip beni bir anlığına mutlu etmek çok kolay. Peki ya gönlümdeki huzuru nasıl sağlayabileceksin? Onun anahtarı bence sadece Allah’ta; kalbimize huzuru sadece o koyabiliyor.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni ] RSS abonelik

2012
03/26

Category:
e-vreniyyat

COMMENTS:
1 Comment »

Yalan Söylüyorum; Sana Ağlıyorum

Ben aslında yürümeye yeni başlayan bir çocuk gibiyim. Geçmiş yıllar, geçmişte kaldıysa ve alacağım nefes sayısını bilemiyorsam… kaç yaşında olduğumun ne önemi var ki?

Bir enkaza dönüştürülüp ardından kendini “kendinin” inşa etmeye çalışması ne zormuş. Zor’dan kastım, çektiğim ıstırap. Unutamadığım ve utandığım acılarım var, yaralarımı kanatmaya devam eden.

Babam ve Oğlum’u seyrederken ağladıysam kendime ağladım. Haberlerde enkazın üzerine kapanan çocuğu seyrederken yemek sofrasında döktüğüm göz yaşlarını da kendim için döktüm. Yazdığım her yazıyı kendime yazdım, çektiğim her fotoğrafı kendime çektim.

Bir gün sen orada olmayacaksın. Değiştireceksin gezindiğin sayfaları, kapatacaksın bilgisayarını, yumacaksın gözlerini. Saklayamadım çocukluk oyuncaklarımın hiçbirini belki ama okuduğun bütün bu yazıları dökeceğim kağıtlara.

Bu kez bir sözlüğün satır aralarında değil, kocaman bir kitabın arasında bulacak bir çocuk babasını. Ya bir çocuk babasını ama bir çocuk babasını…

Tanımadığın bir sesin, anlamadığın bir lisanını okurken şu cümlelerde, ben ağlıyorsam yalan söylüyorum; sana ağlıyorum.

facebook’evreni ] facebook sayfası ] twitter’evreni RSS abonelik

SAYFALAR: 1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 ...115 116 117 118 119 Yeni