“Üzerinde” mi “Üstünde” mi?

Üzerine – üstüne, üzerinde – üstünde zarfları birbirinin yerine sıklıkla kullanılmakta. Çoğu zaman da kullanım yerleri karıştırılmakta. Bunu ben de sıklıkla yapıyorum ama neyi kastettiğim hakkında (üzerine) durup düşündüğümdeyse nerede “üstünde” nerede “üzerinde” kullanmayı tercih ettiğimin farkına varıyorum.

Continue reading →

Di’li geçmiş zamanları geçmişte bırakabilmek

internet günlüğü podcastlerini yaparken konuk ettiğim herkese “olanı değil olması gerekeni” konuşalım dememe rağmen ilginç şekilde durum tespiti yapmanın ötesine geçemiyorduk. Bu, bizim milletimize özgü bir durum mu bilmiyorum ama bu konuda uzun süredir “kendimi” sorguluyorum. Henüz pek beceremiyorsam da “miş’li, di’li geçmiş zaman kipinde cümleler kurmamaya çalışıyorum. Çünkü fazlasıyla geçmişe takılıp kalan, deyim yerindeyse gözü sürekli dikiz aynasında yol almaya çalışan biriyim. Hayallerim, hedeflerim, yazmaya çalıştıklarım, gerçekleştirmeyi planladığım fikirler ve hayata geçirdiğim projelerle ancak yüzümü geleceğe dönük tutabiliyorum. Fakat şu di’li geçmiş zamanlardan tam anlamıyla sıyrılabilsem daha fazlasını yapabileceğimi, daha çok üretebileceğimi ve verimli olabileceğimi biliyorum.

Continue reading →

Blogda harika içerikler harika dille üretilebilir

Geçen hafta İhlas Haber Ajansı Eskişehir muhabiri Oğulcan Öner, blog yazarlığıyla ilgili birkaç soruyu cevaplamamı istedi. Verdiğim cevaplar da pazar günü “Blog Yazarları Seslerini Duyurmak İstiyor” başlığıyla yayımlandı. Verdiğim cevaplarda blog yazarlarının seslerini duyurmaya çalıştığına dair bir ibare olmamasına rağmen editör habere böyle bir başlık atmayı uygun bulmuş. Blog yazarları seslerini bloglarında ve sosyal ağ hesaplarında kolaylıkla duyurabilmekte. Bu sebeple haberin başlığına ufak bir düzeltme getirmek istedim ;) Söz konusu haberde, cevaplarımın hepsi yer almadığı için aşağıda önce, gönderdiğim cevapların tamamını sonrasında da haber metnini yayımlıyorum.

Blog yazarlığı nedir?

Eskiden bu soruyu “bloğu olan herkes blog yazarıdır” diye cevaplardım belki ama bugün bunun bu kadar kolay olduğunu söyleyemem. Birkaç adımda blog açmak eskiye göre çok daha kolay, kastettiğim bu değil zaten. En az birkaç yıl istikrarlı şekilde blog yazmaya devam eden ama sadece yazmayan, bloğunu podcast, vlog gibi sesli ve görüntülü içerik üreterek de zenginleştirenler bence “blog yazarı” unvanını hak ediyor. Blog yazarlığı metin yazarlığını, içerik editörlüğünü, gazeteciliği, sosyal medya uzmanlığını, gerekirse vlogger ve podcaster gibi yetenekleri de içinde barındıran -barındırması gereken- bir uğraş.

Türkiye’de blog yazarlığı hakkında ne düşünüyorsunuz?

“Blog ve blog yazarlığı” konusu, birkaç yıl önce ortaokul ve liselerde ilgili derslerin müfredatına girdi. Gençlerin dijital okuryazarlık seviyesinin yükseltilmesi bakımından bu gelişmeyi çok önemsiyorum. Birçok kurumda çevrim içi veya yüz yüze blog yazarlığı eğitimleri de açılıyor ve bu eğitimlere ilgi her geçen yıl artıyor. Bu da son derece sevindirici bir durum. Diğer yandan “bloglar ölüyor” serzenişi de sanırım sadece bizim ülkemize has bir söylem. Amerika’da blog yazarları, Beyaz Saray basın toplantılarına, başkan adaylarının seçim kampanyalarına davet edilecek kadar önemseniyor. Türkiye’de bloglar ve blog yazarları, belli bir dönem popülerleşti ancak Facebook başta olmak üzere sosyal ağların hızla artması, içerik üretimi ve paylaşımının (ve tabii içerik tüketiminin) herkes tarafından kolaylıkla yapılabilir hâle gelmesiyle de bloglar, sanki görünürlüğünü yitirdi.

Türkiye’de blog yazarlığı bir prestij, kişinin kendini geliştirmesi, ilgi duyduğu alanda uzmanlaşması, deneyimlerini paylaşması için değil de daha çok SEO odaklı makaleler yazıp bu yönde niteliksiz içerikler üreterek para kazanılacak bir iş gibi algılanıyor. Niyeyse bundan öteye geçilemedi. Çünkü yıllardır bana yöneltilen soruların başında “blogdan nasıl para kazanırım?” geliyor, ilk motivasyonun bu olması çok üzücü. Bloğu para kazanmak, e-ticaret yapılan siteye trafik yönlendirmek için gören / kullanan büyük bir kesim var. Birçok büyük marka vakti zamanında popüler diye kendi bloglarını açtı, web sitelerine -blog mantığını tam karşılamasa da- blog sayfaları ekledi. Ancak bugün markalar o blogları güncellemiyor ya da kapattı. Hâlihazırda blog kısmına ciddi yatırım yapan, bunun değerini bilen çok az marka var. 

Oysa blog yazarlığının ülkemizde bireyler bazında nitelikli hâle getirilebileceğine, markaların bunun arkasından geleceğine inanıyorum. Blog yazarlığının gelişmesi için samimi şekilde bir araya gelinmesi ve blog okuryazarlığının geliştirilebilmesi için birlikte adımlar atılması gerekiyor. Ama bunun herhangi bir ticari kaygı ve popülarite amacı gütmeden yapılması çok önemli.

Blog yazarlığı meslek mi?

Bu soruya resmî açıdan değil de kendi görüşümle cevap verirsem, evet blog yazarlığı kesinlikle meslek. Türkiye’de bir kurumun, bir şirketin çatısı altında sigortası yatırılıp maaşı verilen blog yazarları var mı bilmiyorum, varsa da harikulâde! Böyle olmasa bile blog yazarlığının, kişinin âdeta kendi mesleğiymişçesine önemsenerek yapılması taraftarıyım. Her mesleğe de zaten o işten gelir elde edilen, sigortası, sabit maaşı olan bir uğraş gözüyle bakmamak gerekir. Blog yazmak size farklı iş kapıları açabilir, hâlihazırda yaptığınız mesleğinizde ilerlemenizi sağlayabilir, kariyerinizi ve entelektüel seviyenizi geliştirebilir. Blog yazarlığına mesleğiniz gözüyle bakarsanız, mevcut işinizi kaybettiğinizde veya farklı bir sebeple mesleğiniz elinizden alındığında “ben şimdi ne yapacağım?” karamsarlığına kapılmazsınız. Çünkü blog yazarlığı, kimsenin elinizden alamayacağı unvan ve meslektir.

Blog yazarlığı yapacak kişinin ne gibi özelliklere sahip olması gerekir?

Bir blog yazarında öncelikle olması gereken iki önemli özellik var: İlki, hangi dilde yazıyorsa o dilin yazım kurallarında çok iyi olmalı. Dilbilgisine, yazım kurallarına, noktalama işaretlerine ve dilin diğer inceliklerine hâkim olmalı. “Kendi bloğumda istediğimi istediğim gibi yazarım” dememeli. Yazdıktan sonra kilitleyip çekmecemize koyduğumuz günlüğümüzde değil, bütün dünyaya açık siber alanda yazıyoruz. 

İkincisi de nitelikli okur olmalı. Kitap okumayan birinin iyi bir blog yazarı olması bence mümkün değil. Blog yazarı okuyarak, seyrederek, dinleyerek, araştırarak, gezip görerek kendini beslemeli ki iyi yazılar yazabilsin. 

On beş yıldan fazla süredir blog yazan biri olarak şunu anladım ki blog yazarı, gazeteciliğin temel özelliklerini de bünyesinde barındırabilmeli. Gerektiğinde yazacağı konu hakkında derin araştırmalar yapmalı, kütüphaneye dahi kapanmalı, söyleşi ve röportajlar yapabilmeli, ses kayıtlarını çözümleyip blog yazısı hâline getirebilmeli. Bir konu sadece yazmakla olmuyorsa onu kısa bir vlogla ya da podcast kaydıyla desteklemeyi bilmeli.

Sosyal medya uzmanlığı, tasarım, editörlük, içerik yazarlığı ve daha birçok uğraşın kırıntıları da blog yazarında mevcut olmalı. 

Blog yazarlığında redaksiyon, içeriğin değerini ve yazının niteliğini etkiliyor mu?

2016 yılında İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesinde ikincisini düzenlediğimiz Blog Yazarları Çalıştayında “İnterneti bloglar, blogları da Türkçe kurtaracak” demiştim. Bu görüşümü hâlâ savunuyorum. Mesleği, aldığı eğitimi ne olursa olsun blog yazarının redaksiyonu çok iyi bilmesi gerekiyor. Yazabilmek kadar o yazıyı düzenleyebilmek, yazıyı sorunlarından arındırıp okunabilir hâle getirebilmek çok önemli. Bu hem kendimize hem okura hem yazdığımız dile saygıdır. Blog yazarlığı süreç içinde kişinin bir editör, bir redaktör titizliğine sahip olmasını zaten sağlıyor. Ama bu titizliğe kavuşmak da blog yazarının kendisini Türkçe konusunda geliştirmesine bağlı. İnsanlara bazen garip gelebiliyor ama basit gibi görünen bir blog yazısını yazarken yazım kılavuzu elimizin altında olmalı. Ki yazılan ne olursa olsun her metin kontrole, düzeltmeye ve dille ilgili bir başvuru kaynağına her zaman muhtaçtır. 

Başınızdan herkese ders olacak bir olay geçti ve bunu paylaşmak istiyorsunuz. Ya da okuyanlara çok faydalı olacağını düşündüğünüz önemli bir konuda yazacaksınız. İçeriğiniz ne kadar ilgi çekici ve önemli olursa olsun kullandığınız dil özensiz ve yanlışlarla doluysa bunun hiçbir anlamı kalmıyor. Yazının kendini okutması lazım. Bu da en başta dilin doğru ve nitelikli kullanılmasıyla mümkün. Çünkü harika içerikler ancak harika bir dille üretilebilir.

telegram

İhlas Haber Ajansında yayımlanan haber:

Blog yazarları seslerini duyurmak istiyor

Türkiye’deki blog yazarlarının dijital medyada yeterince seslerini duyuramadıklarını, Avrupa’da ve Amerika’da bu kültürün daha fazla geliştiğini ifade eden blog yazarı Evren Soyuçok, “Blog yazarlarına, özellikle ABD’de daha çok kıymet veriliyor ve biliyoruz ki Beyaz Saray basın toplantılarına, başkan adaylarının seçim kampanyalarına davet ediliyorlar” dedi.

Türkiye’deki blog yazarlarının dijital medyada yeterince seslerini duyuramadıklarını, Avrupa’da ve Amerika’da bu kültürün daha fazla geliştiğini ifade eden blog yazarı Evren Soyuçok, “Blog yazarlarına, özellikle ABD’de daha çok kıymet veriliyor ve biliyoruz ki Beyaz Saray basın toplantılarına, başkan adaylarının seçim kampanyalarına davet ediliyorlar” dedi.

Yaklaşık on beş yıldır blog yazarlığı yapan ve bu branşı tanıtmak için seminerler düzenleyen yazar Evren Soyuçok, Türkiye’de internet bilinçli internet kullanımının gelişmesi için blogların önemli olduğunu dile getirdi. Blog yazarı olarak nitelendirilebilen kişilerin, ses ve görüntü gibi farklı içeriklerle internet mecrasına entelektüel katkı sağlayan kişiler olduğunu belirtti. Blog yazarlığının farklı uzmanlıkları içerisinde bulundurduğunu öne süren Soyuçok, “2016 yılında İstanbul Sabahattin Zaim Üniversitesi’nde düzenlediğimiz Blog Yazarları Çalıştayı’nda, ‘İnterneti bloglar, blogları da Türkçe kurtaracak’ demiştim, ve bu görüşümü her yerde savunuyorum” diyerek dijital mecraların kütüphaneleri olan blog sayfaları hakkında açıklamada bulundu.

“Blog yazarlığı birçok yeteneği içerisinde barındıran bir uğraştır”

Uzun yıllardır çeşitli internet sitelerinde blog yazarlığı yapan Evren Soyuçok, blog yazarlığının ne olduğuna dair bilgiler verdi. Blog sahiplerinin geçmişten günümüze geçirdiği değişimleri anlatan Soyuçok, “Eskiden bu soruyu ‘blog sayfası olan herkes, blog yazarıdır’ diye cevaplardım fakat, bugün bunun bu kadar olay olduğunu söyleyemem. Birkaç adımda blog açmak, eskiye göre çok daha kolay ama benim kastettiğim bu değil. En az birkaç yıl istikrarlı şekilde blog yazmaya devam edip sonrasında yazmayı bırakanlar; bloğunda podcast, vlog gibi sesli ve görüntülü içerikler üretip zenginleştirenlerdir bence blog yazarı unvanını hak edenler. Blog yazarlığı; metin yazarlığını, içerik editörlüğünü, gazeteciliği, sosyal medya uzmanlığını hatta gerekirse vlogger ve podcaster gibi yetenekleri de içinde barındıran bir uğraştır” dedi.

“Bloglar sanki görünürlüğünü yitirdi”

Türkiye’de blog yazarlarına diğer ülkelere göre daha az değer verildiğini ifade eden Evren Soyuçok, “Blog ve blog yazarlığı konusu, birkaç yıl önce ortaokul ve liselerde ilgili derslerin müfredatına girdi. Gençlerde, dijital okuryazarlık seviyesinin yükselmesi sonucunda önemli gelişmeler meydana geldi ve bu durum benim çok hoşuma gidiyor. Birçok kurumda çevrimiçi veya yüz yüze blog yazarlığı eğitimleri de açılıyor ve bu eğitimlere ilgi her geçen yıl artıyor. Bu durum da biz blogcular için sevindirici bir durumdur. Diğer yandan ‘bloglar ölüyor’ serzenişi de sanırım sadece ülkemize has bir söylem. Amerika’da blog yazarları, Beyaz Saray basın toplantılarına, başkan adaylarının seçim kampanyalarına davet edilecek kadar önemseniyor. Türkiye’de bloglar ve blog yazarları belli bir dönem popülerleşti ancak çeşitli sosyal medya uygulamalarının hızla artması; içerik üretimi, paylaşımı ve tüketiminin herkes tarafından kolaylıkla yapılabilir hale gelmesiyle de bloglar, sanki görünürlüğünü yitirdi” şeklinde konuştu.

“Blog yazarlığının gelişebilmesi için adımlar atılması gerekiyor”

Blog yazarlığını geliştirmek için yeni adımlar atılması ve bunun ticari kaygı güdülmeden yapılması gerektiğinin altını çizen Soyuçok, “Türkiye’de blog yazarlığı bir prestij, kişinin kendini geliştirmesi, ilgi duyduğu alanda uzmanlaşması, deneyimlerini paylaşması için değil de daha çok SEO (Arama Motoru Optimizasyonu) odaklı makaleler yazıp, bu yönde niteliksiz içerikler üreterek para kazanılacak bir iş gibi algılanıyor” diyen Soyuçok, “Oysa blog yazarlığının, ülkemizde bireyler bazında nitelikli hale getirilebileceğine ve markaların bunun arkasından geleceğine inanıyorum. Blog yazarlığının gelişmesi için, samimi şekilde bir araya gelinmesi ve blog okuryazarlığının geliştirilebilmesi için birlikte adımlar atılması gerekiyor. Ama bunun herhangi bir ticari kaygı ve popülarite amacı gütmeden yapılması çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

“Kişi, ‘kendi bloğumda istediğimi yazarım’ dememeli”

Blog yazarı olmak isteyen kişilerin belirli özelliklere sahip olması gerektiğini söyleyen Evren Soyuçok, “İlki, hangi dilde yazıyorsa, o dilin yazım kurallarını çok iyi bilmelidir. Dilbilgisine, yazım kurallarına, noktalama işaretlerine ve dilin diğer inceliklerine hâkim olmalıdır. Kişi, ‘Kendi bloğumda, istediğimi yazarım’ dememeli. Yazdıktan sonra kilitleyip çekmecemize koyduğumuz günlüğümüzde değil, bütün dünyaya açık siber alanda yazıyoruz nihayetinde. İkincisi de nitelikli okur olmalı. Kitap okumayan birinin iyi bir blog yazarı olması mümkün değildir. Blog yazarı, okuyarak, seyrederek, dinleyerek, araştırarak, gezip görerek kendini beslemeli ki; iyi yazılar yazabilsin. On beş yıldan fazla blog yazan biri olarak şunu anladım ki blog yazarı, gazeteciliğin temel özelliklerini de bünyesinde barındırabilmeli. Gerektiğinde yazacağı konu hakkında derin araştırmalar yapmalı, kütüphaneye kapanmalı, söyleşi ve röportajlar yapabilmeli, ses kayıtlarını çözümleyip blog yazısı haline getirebilmeli. Bir konu sadece yazmakla olmuyorsa, onu kısa bir vlog ile ya da podcast kaydıyla desteklemeyi bilmelidir” diyerek sözlerini tamamladı.

İtibarıyla mı itibariyle mi?

Redaksiyon yaparken en sık düzelttiğim kelimelerden biridir “itibariyle”. Çoğunlukla yazı dilini de konuşma dili gibi zannettiğimiz için bu hataya düşüyoruz. Çünkü bu sözcüğü “itibariyle” şeklinde telaffuz etmeye meyilliyiz. Bunun sebebi de kelimenin aslının “itibarı ile” olması ve telaffuz hafızamızın da buna göre kodlanması. Peki bu kelime, “itibarıyla” mı “itibariyle” mi yazılır?

Continue reading →

Yaratıcı Yazarlık Kursları İşe Yarar mı?

Uzun süredir yazmak üzerine eğitim almayı istiyor ama hep erteliyordum. Ertelememin asıl sebebiyse korona salgınından dolayı hemen her eğitim gibi yaratıcı yazarlık kursunun da çevrim içi yapılmasıydı. Çünkü geçmiş yıllarda Notos’ta yüz yüze katıldığım Semih Gümüş’ün editörlük eğitiminden aldığım lezzeti ve o mekânın atmosferini yeniden yaşamak istiyordum. Bu sebeple bir süredir online devam eden yaratıcı yazarlık kursunun tekrar yüz yüze başlamasını bekledim. Ayrıca bu tarz “atölye” görevi gören eğitimlerden uzaktan / çevrim içi değil aynı masanın etrafında bir arada verim alınabileceğine inandım hep. Semih Hoca’nın yaratıcı yazarlık atölyesinin her yeni dönemi çevrim içi olmaya devam edince, yüz yüze eğitimin artık olmayacağını anlayıp yaratıcı yazarlık eğitimini daha fazla ertelemeyeye karar verdim.

Continue reading →

16 yıldır blog yazılır mı?

Yazılır… Yazılıyormuş. Ama asıl önemli soru, blog yazmaya yıllardır niçin devam edildiği. Bu soruya birçok yazımda ve YouTube videolarımda cevap verdim. Blog yazarlığında on altıncı yılımı doldurduğum bugün, bu uzun soluklu yolculuğa başka bir açıdan da baktım:

2005 yılında blog yazmaya başladığımda bu iş için bana para verilseydi, on altı yıldır blog yazmaya devam eder miydim? “Para kazansaydım” demiyorum, “bu iş için bana maaş ödenseydi, ücret verilseydi” diyorum.

Continue reading →

40’landım. Oysa henüz 30’ları anlamamıştım

Dilim “otuz” kelimesine, ruhum otuzlu yaşlara alışamamışken 26 Haziran 2021 Cumartesi günü itibarıyla yer yüzünde kırk yılı doldurdum. İstanbul’daysa girdiğim dokuzuncu yaş. Acaba 9’u mu baz alsam diye de düşünmüyor değilim. Sanırım, zihnim ve ruhum 40’lı yaşları kabullenene kadar uzunca bir süre yaşımın otuz dokuz olduğunu söyleyeceğim. 40’lar bana eksiden ne kadar büyük ve uzak yaşlar gelirdi.

Continue reading →