e-günlük, İnternet Günlükleri, Sesli Yazılar

İlk podcast yayınımı yaptım

Benim için 2019 yılı neredeyse bir podcast yılı oldu. Podcast uygulaması telefonumda yıllardır durur, zaman zaman açar dinlerdim. Ancak bu yıl ciddi anlamda bir podcast dinleyicisi haline dönüştüm. Sanırım YouTube ve Netflix başta olmak üzere sürekli bir şeyleri seyretmek beni çok yordu. Okuma ve dinleme ihtiyacını daha çok duyar oldum.

Devamını Okuyun
e-günlük

Haydar Özkömürcü: İçerik, en güçlü silahımız

Haydar Özkömürcü‘nün Ceren Varol‘un organizasyonuyla* gerçekleştirdiği Freelancer’lar ve Girişimciler için İçerik Pazarlaması başlıklı söyleşisine katıldım. Artık sayısını unuttum; bu, Haydar’ı kaçıncı kez dinleyişim bilmiyorum Onu dinleme adına yakaladığım her fırsatı değerlendirmeye çalışıyorum. Çünkü her ne kadar son dönem “Growth Hacker” kimliğiyle kendini konumlandırsa da o, benim için Türkiye’nin önemli blog yazarlarından biri. Onu sahnede her dinlediğimde de blog yazarlığı kimliğinden dolayı kendisiyle gurur duymuşumdur, tıpkı bugün olduğu gibi.

Devamını Okuyun
e-günlük

2019/34 Edebiyattan başka ne yapabilir bunu?

Her gün günlük tutmak, uzun bir ara verdiğim için sanırım, yorucu oluyor. Dostoyevski‘nin dört ciltlik günlüklerinin bendeki tesirinin böyle olacağını tahmin etmemiştim. Bir süre sonra günün sonunda olup biteni özetleyen notlar almak, alışkanlık haline gelecektir eminim. “Çabam, geleceğe güzel hatıralar bırakmak” gibi süslü cümleler kurmayacağım. Akşamları, gündüz neler yaşadığımı ayrıntılarıyla hatırlama noktasında zorluk yaşadığımı fark ettim. Şuursuzca yaşıyorum çünkü, normal bu durum.

Devamını Okuyun
e-günlük

2019/33 Bu, benim için yeni bir deneyim

Nasıl oldu, niye oldu bilmiyorum ama iyi oldu. Blogda ya da kâğıt üzerinde hiç fark etmez, nerede olursa olsun daha çok yazmaya istekli bir dönem yaşıyorum. Bir süredir de bloğumda eskisi kadar sık yazamamaktan hayıflanıyordum. Artık akşam, gün boyunca neler yaptığımı -hatırlayabildiğim kadarıyla- telefonuma not alıyorum. Onları da pazar akşamları süzgeçten geçirip bloğumda haftalık olarak paylaşmaya karar verdim. Bunu eskiden her akşam bıkmadan usanmadan defterime yazıyordum. Tekrar gün gün yazmaya başlayınca ardımda bıraktığım bir hafta boyunca ne çok şey yaşadığımı fark ettim. Koştururcasına soluk almadan yaşıyor, günleri tüketiyorum. Gün içinde neler yaptığım konusunda hafızamı tazelemek bana iyi geldi. Böylece “zaman çok çabuk geçiyor” algısından da kurtulmuş olurum belki.

Devamını Okuyun
e-günlük

“Ayakta dikilmek” mi “Ayakta dinelmek” mi?

İş yerinde bir konuda hararetli hararetli konuşurken “O sırada ayakta dineliyordum.” dedim, daha doğrusu demişim. Arkadaşımın bir anda “Abi dikilmek değil mi o?” demesiyle anladım. Türkçe konusunda hassas her kişinin düzeltildiği an yaşadığı o şaşkınlık ve karmaşayı yaşadım. “Dinelmek mi dedim” diye sordum, “ayakta dinelmek, ayakta dikilmek…” diye mırıldandım. “Ayakta dinelmek” ifadesini çok sık kullandığımı fark ettim. “Ayakta durmak” desem aslında ne o an şaşkınlık yaşayacak ne de bu yazıyı yazacaktım. Yine dertsiz başıma dert alıp “ayakta dikilmek” ile “ayakta dinelmek” ifadelerinin peşine düştüm.

Devamını Okuyun