STK Gönülsüzlüğü, Gönüllü İkiyüzlülüğü

Üniversite yıllarımdan beri ulusal veya yerel birçok sivil toplum kuruluşunda gönüllülük yaptım. İnsanın kanına karışınca, ruhuna bulaşınca gönüllülükten kurtulmak (iyi anlamda söylüyorum) pek kolay olmuyor. Bu sebeple elimden geldiğince gönüllü işler yapmaya çabalıyorum; hem bilgimin zekatını verebilmek hem de yalnızca kendim için yaşama bencilliğinden sıyrılabilmek için. Herkesin gönüllülük bilinci ve hassasiyeti hatta niyeti farklı olabilir. Peki ya sosyal sorumluluk alanında faaliyet gösteren dernekler, vakıflar, yardım kuruluşları da aynı bilinç ve hassasiyete sahip mi? Bunca yıldır kurduğum temaslar ve deneyimlerden dolayı bir gönüllü olarak bu soruya “Hayır” cevabını verebilirim. Türkiye’de ne sivil toplum kuruluşu ne de gönüllülük bilincinin bir kültür olarak yerleşmediğini düşünüyorum. “Gönüllülük” kavramı hem STK hem de gönüllüler tarafından maalesef doğru anlaşılmamakta.

Continue reading →

Felaket Kaydırması (Doomscrolling) Bağımlılığı

Kovid 19 salgını dönemi, Sağlık Bakanı Fahrettin Koca’nın açıklamalarını ve her akşam vaka sayısını takip etmenin yanında neredeyse hemen her dakika -elimde olmadan- Twitter’da salgına dair paylaşımlara bakıyordum. Benzer bir durumu 6 Şubat depremlerinde de yaşadım. Sosyal medyada depreme dair gelişme ve paylaşımlardan aylarca kendimi alamadım. Sonradan öğreniyorum ki her iki olayda da olumsuz haber bağımlılığına (doomscrolling) yakalanmışım. Muhtemelen büyük küçük herhangi benzer bir olayda kötü haberleri yoğun şekilde takip etmeye başlayacağım, bilimsel adıyla “felaket kaydırması”na tekrar tutulacağım.

Continue reading →

Melih Cevdet Anday’ın Mektuplarında Türk Romanı Eleştirisi

Sözcükler dergisinin 107. (Ocak – Şubat 2024) sayısında Melih Cevdet Anday’ın Fethi Naci’ye yazdığı üç mektuba yer verildi. Mektupların ikisi 1979, diğeri 1986 yılına ait. Anday’ın Naci’ye yazdığı mektupları okurken, Naci’nin cevap mektuplarını da okumak istedim açıkçası. Muhtemelen Sözcükler dergisinin sahibi Turgay Fişekçi’de sadece Anday’ın Naci’ye yazdığı mektuplar var, Naci’ninkiler yok. Muhtemelen diyorum çünkü Fişekçi, mektupları nereden edindiği konusunda derginin girişinde herhangi bir bilgi vermiyor.

Continue reading →

İnternet özgürlüğünün anahtarı: Bloglar

Açılan her yeni sosyal ağ, geliştirilen her mobil uygulama bloglara biçilen ömrü biraz daha kısaltıyor sanki. Elon Musk’la birlikte Twitter’ın evrildiği X platformu, kullanıcılarına para ödemeye başlayınca kendi kişisel bloğu yerine X’e yazanların sayısı arttı. Hatta kendisini bloğu sayesinde tanıdığım bazı arkadaşların X’teki değişimleri karşısında kimi zaman hayrete düşüyor kimi zaman hayal kırıklığına uğruyorum. “Etkileşim” denilen şey, korkunç bir yöne doğru gidiyor. Önce o kişiyi, zamanla etrafındaki herkesi tüketen bir değişim bu. Ama yazımda ele alacağım konu bu değil. Asıl konu, bütün bu gelişmelere rağmen bloğun öneminin ve durduğu yerin kıymetinin daha da artması.

Continue reading →

Kitapların Kitabı: Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor

2023’ten 2024’e Semih Gümüş’ün son kitabı Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor kitabıyla girdim. Bir anı kitabı olmasından dolayı keyifli bir yolculuk olacağını düşünmüştüm, tahminimde yanılmadım. Gümüş, Abdullah Ezik’in k24kitap için Mart 2023’te kendisiyle yaptığı söyleşide Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor için “sanırım en sevdiğim kitap bu” diyor. Ben de kitabı okumaya başladığım ilk andan itibaren, Gümüş’ün kitapla ilgili sözlerini işaretledim, sonrasında da Ezik’in kendisiyle yaptığı söyleşide alıntıladığım cümlesini okuyunca bu yazıyı yazmaya karar verdim. Bu yazıda Yaşadıklarım Belleğimde Uğulduyor‘da neler anlatıldığını değil, son eserinin Gümüş için önemini, ona yüklediği değeri yine kendi cümleleriyle özetlemeye çalışacağım.

Continue reading →

Edebiyat Bölümünde Tekrar Okusaydım Neler Yapardım?

Çocukken astronot olmayı isterken ortaokulda Türkçe öğretmeni, lisede de gazeteci / muhabir olma hayali kuruyordum. Üniversite sınavına hazırlanırken Türkçe öğretmenliği atamasının daha fazla olduğu yönündeki uyarılara rağmen Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü istedim hep. Edebiyat diye diretmemin altında yatan o dönemki sebep ve koşulları tam hatırlamıyorum. Öyle ki bu bölümü okumaktan hiçbir zaman pişmanlık duymadım ama İstanbul’daki köklü birkaç üniversiteden herhangi birinin edebiyat fakültesinde okumuş olmayı isterdim. Çünkü çoğu şeyin merkezi olduğu gibi edebiyatın da merkezi İstanbul gibi geliyor bana.

Continue reading →